|
 |
|
|
Geçmiş olsun!
BRÜKSEL'den dün gelen "hayırlı haber"den sonra çoğumuzun tepkisi şu oldu: Keşke durup dururken, zina krizi çıkmasaydı ve AB ile ilişkilerde boşuna gerginlik yaşanmasaydı...
Doğrusu çoğumuz bu yapay krizin iktidarın deneyimsizliğinden kaynaklanan bir "yol kazası" mı, yoksa Başbakan'ın ustaca planladığı bir "taktik" eseri mi olduğunu hala anlamış değil.
Her neyse, sebebi ne olursa olsun, olan oldu. Şimdi, eski diplomat, CHP milletvekili İnal Batu'nun ifadesiyle, "Geçmiş olsun... Ama bir daha da olmasın" demek lazım!
***
GERÇEKTEN önemli olan, üç haftadır Türk iç ve dış politikasını - ve de son günlerde ekonomisini - bir nevi hakimiyeti altına alan "AB ile TCK krizi"nin, Brüksel'de bir saatlik Erdoğan - Verheugen buluşmasında çözümlenmiş olmasıdır.
Bu "mutlu son", bir yandan Başbakan'ın bu meselede geri adım atıp TCK reform tasarısını ("zinasız") alelacele Meclis'e getirmeye razı olması, diğer yandan da AB "komiseri"nin 6 Ekim'de olumlu bir İlerleme Raporu sunacağı ve de başka bir şart koşulmayacağı teminatını vermesi sayesinde gerçekleşti.
Başbakan (daha önce basında tahmin edildiğinin aksine) Brüksel'e AB yetkililerini "ikna etmek" için gitmediğini, esnek davranarak krizi çözümlemeyi yeğlediğini gösterdi. Erdoğan doğrusunu yaptı ve böylece Verheugen'in (ve Komisyon Başkanı Prodi'nin) olumlu bir İlerleme Raporu hazırlamasının yolunu açmış oldu.
Bu durumda Komisyon'dan 17 Aralık zirvesine Türkiye ile müzakere tarihinin verilmesi lehinde bir sinyal verilebilecek. Eğer bizden veya onlardan kaynaklanan yeni bir yol kazası olmazsa büyük olasılıkla zirveden de olumlu bir karar çıkabilecek...
***
DÜNKÜ Brüksel mutabakatıyla, kriz öncesi (yani bu ayın başındaki) duruma dönmüş olduk. Bu arada ne kaybettik, ne kazandık?
* Kayıplar listesinde 110 trilyonluk bir fatura var. (Türkiye bu tür krizlerin ağır parasal maliyetinin de bulunduğunu bir kez daha anlamış oldu)...
* Bir de önemli siyasal kayıplar var. Gerçi AB ile ilişkilerde - kriz öncesi - "başa dönüş" sağlandı, ama Türkiye'nin "güvenilirliği" (kredibilitesi) zedelendi. Bunun Avrupa'da siyasal çevrelerde ve kamuoyunda izi kolay kolay silinmeyecek. Türkiye karşıtları fırsat buldukça bu "örneği" ortaya sürecek, geniş "kararsız" kesimin de tereddüt ve kuşkuları devam edecek...
* İç politikada da AKP bu olaydan ötürü destek kaybına uğrayacak. Özellikle daha liberal çevrelerde iktidar partisinin kuşkuları gidermesi de kolay olmayacak...
***
GELELİM son olaylardan ne kazandıklarımıza:
Bir kere Başbakan Erdoğan'ın Brüksel'deki "performansı"yla, kriz atlatılmış, hasar onarılmış oldu.Ama asıl önemlisi, bu olay vesilesiyle, AB Komisyonu'nun en yetkili ağızlarından, net ve bağlayıcı açıklamaların çıkmış olmasıdır. Özellikle Verheugen'in "Artık masada engel kalmadı" ve "Yeni şartlar olmayacak" şeklindeki açıklamaları Türkiye'nin duymak istediği garantilerdi.Nihayet bu son olaydan Türkiye'nin alacağı dersler olduğu kadar, AB'nin de çıkaracağı bazı önemli sonuçlar var. Örneğin Avrupalı politikacılar (ve kamuoyu) bu vesileyle Türkiye'nin AB konusunda sergilediği istek ve kararlılığını görmelidir. Bu onlara - önyargıları bir yana bırakıp - Türkiye'ye artık kapılarını açma zamanının geldiğini hatırlatmalıdır...
skohen@milliyet.com.tr
|
|
|

|