Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 24 Eylül 2004 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Yağmurun sele dönmesi


9. gözden geçirme sürecinde gelen açıklamalar Hükümetin IMF ile yeni anlaşmayı gelecek yıl şubat ayı yerine bu gözden geçirmeyle birlikte yürürlüğe sokmak niyetinde olduğunu gösteriyor. Bu, AB ile tam üyelik müzakerelerine başlama kararıyla ilgili tarih belirleme sürecinde sona yaklaşıldıkça ortaya çıkan dalgalanmalar da dikkate alındığında doğru bir tercih.
AB ile ilişkilerin seyri uluslararası sermayenin ekonomiyle ilgili beklentilerini etkiliyor. Bu nedenle de AB ile ilişkilerde yaşanacak bir bozulma, programda, hem cari açığın daha hızla düşürülmesini hem de IMF'den sağlanacak finansmanın daha yüksek olmasını gerektirecek. Bu da hem hükümet tarafının hem de IMF icra kurulunun daha zor ikna edilmesi anlamına geliyor.
Bu genel çerçeve içinde yeni orta vadeli program hangi sorunları çözmeli sorusu da oldukça önemli. Mevcut program, Türkiye'yi krizden çıkarmak öncelikli olmak üzere, oyun kurallarında radikal bir yapısal değişimle ekonomiyi sürdürülebilir bir büyüme ortamına sokmayı hedefliyordu. Yeni programın da hedefi ekonominin içsel dayanıklılığını artırarak sürdürülebilirliği güçlendirmeye devam etmek olacaktır.
Bu gün artık sürdürülebilirlik için makro dengelerin korunmasının gerekli ama yeterli şart olmadığı herkes tarafından biliniyor. Devlet ve özel kesim arasındaki ilişkilerin piyasa ekonomisinin etkin bir şekilde işleyebilmesini sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmesi ve sosyal tansiyonu azaltacak tedbirlerle desteklenmesi de en az makro dengeler kadar önemli. Kesintisiz ve istihdam yaratan büyüme ortamı sürdürülebilirliğin en önemli göstergesi.
Sürdürülebilirlik penceresine makro açıdan bakıldığında enflasyondaki ve borç stokundaki önemli gerilemelere rağmen daha alınması gereken önemli mesafeler var. Ayrıca bu sorunlara, artan dış açığı da eklemiş bulunuyoruz.
Hem borçların yüksekliği hem de dış açığın kontrolü maliye politikasında bir gevşemeye kısa vadede imkân vermiyor. Ancak kamu gelir ve harcamalarının kompozisyonunu değiştirmek suretiyle mali uyumun kalitesini yükseltecek istihdamı teşvik eden büyüme sürecine geçilmesini sağlayacak yapısal reformların programda yer alacağı anlaşılıyor.
İstihdamın artması kadar insan kaynağına yatırım suretiyle çalışan kesimin verimliliğinin ve gelirlerinin de artırılması da gerekiyor.
Para politikasında artık melez yaklaşımlara son verilmesi ve enflasyon hedeflemesine geçilmesi lazım.
Devletin ekonomideki rolünün yatırım ortamını geliştirecek şekilde yeniden tanımlanmasına devam etmek gerekiyor. Bunlar iç ve dış kamuoyunun bildiği ve programda yer almasını bekledikleri hususlar.
Ancak son bir buçuk yılda yaşadığımız gelişmeler programın kısa vadede temel önceliğinin Türk ekonomisini "yağmurun sele dönüşmesi" hastalığından kurtarmak olması gerektiğini gösteriyor. Bu deyim Kaminsky, Reinhart ve Vegh tarafından bu ay yayımlanan bir makaleden (1) alınma. Makaleden bunun gelişmekte olan ülkelerde oldukça yaygın bir hastalık olduğu anlaşılıyor.
Gelişmekte olan ekonomilerde işler iyiye gittiği zaman, yani güneş çıktığı zaman, hem sermaye hareketleri hem de para ve maliye politikaları bunu cehennem sıcaklarına, işler kötüye gidip yağmur yağdığında ise sele dönüştürüyor.
Bir başka ifadeyle sermaye hareketleri ve makro politikalar gelişmekte olan ekonomilerde konjonktürel dalgalanmalarda dalga boyunu yükseltici yönde hareket ediyorlar. Büyümeyi şişmeye, daralmayı da çöküşe dönüştürüyorlar. Oysa gelişmiş ekonomilerde özellikle makro politikalar ya nötr ya da dalga boyunu azaltıcı yönde işliyor.
Gelişmekte olan ekonomilerde görülen bu hastalığın ardında politik nedenler kurumsal zafiyetler veya finans piyasalarının gelişmişlik düzeyi olabiliyor. Şili'ninki gibi bazı gelişmekte olan ekonomiler makro politikalarını, devrevi hareketlerin ekonomiyi yörüngesinden çıkarmasını engelleyecek biçimde kullanabilecek olgunluğa erişmişler. Yeni program kapsamında makro ve yapısal reformların zamanlaması bu öncelikli hedefe göre yapılmalıdır. Türkiye bu hastalıktan bir an önce kurtulmalı ve olgun ekonomiler ligine çıkmalıdır.
———————
(1) Kaminsky, Reinhart and Vegh, When It Rains It Pours: Procyclical Capital Flows and Macroeconomic Policies, WP 10780, September 2004

foztrak@yahoo.com








Taha AKYOL
Türkiye'nin yolu, yönü
BAŞBAKAN Erdoğan, Verheugen'le görüşmeye gire...
Çetin ALTAN
Yazı - tura
BAKALIM haftaya cumaya kadar, TBMM'nin yenide...
Melih AŞIK
Hangi mizansen?
Başbakan Erdoğan'ın Brüksel'e gittiği, Avrupa...
Fikret BİLA
Olacağı buydu...
Başbakan Erdoğan - Verheugen görüşmesinden şu...
Güneri CIVAOĞLU
Top zinadan döndü
Politikacı, bugün için siyaset yapar. Devlet ...
Abbas GÜÇLÜ
Vakıf rektörlerinin karnesi
Yazdıklarım nedeniyle bana kızanların sayısı ...
Hurşit GÜNEŞ
Dış borç da aldı başını gidiyor!
Toplam kamu borcunun ve özellikle iç borcun h...
Sami KOHEN
Geçmiş olsun!
BRÜKSEL'den dün gelen "hayırlı haber"den sonr...
Mehmet Y. YILMAZ
Medeniyet, 'medenice tartışmaktır'
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile AB Komisyon...
Faik ÖZTRAK
Yağmurun sele dönmesi
9. gözden geçirme sürecinde gelen açıklamalar...
Hasan PULUR
Samsun'daki ahlak zaptiyeleri...
KİM ki kalkar "Avrupa'ya, Başbakan'ın çıkardı...
Derya SAZAK
Zinasız uzlaşma
Brüksel'de son tango tahmin ettiğimiz gibi ge...
Meral TAMER
Kefen paranızı dolardan YTL'ye çevirmedikçe...
Dün Devlet Bakanı Ali Babacan'la birlikte Yen...
Ece TEMELKURAN
Sahilde öpüşe öpüşe
Efendim bu zina konusuyla ilgili ben tek bir ...
Güngör URAS
Her şeyin eskisi gibi olması çok zor
Durup dururken Tayyip Erdoğan kriz yarattı. D...
M. Ali BİRAND
Bütün bunlara ne gerek vardı
Bu krizi ben "kendi kalemize gol atmak atmamı...

© 2004 Milliyet