|
 |
|
|
Makam
Soruyorum / Süha Tanrıöver
Makamların kendilerine göre bir gücü, "Onu şöyle yapın, bunu böyle yapmayın" diyebilmenin de keyfi var elbette. Ancak, genellikle rastlanan gelişme, zaman içerisinde o makamı işgal edenlerin, makamın gücünü kendi güçleriymiş gibi algılamaya başlamaları.
Bunun en güzel örnekleri devlet memurluğundan emekli kişiler arasında görülüyor. Emekli olduktan sonra bile kendilerini emekli oldukları makamlar ile birlikte tanıtmaktan, bir zamanlar önemli bir adam olduklarını hatırlatmaktan büyük haz duyanlara siz de rastlamışınızdır.
Bu açıdan bakıldığında, kişilerin makamlar ile aralarına mesafe koymaları gerektiği aşikar. Aksi halde, zaman içerisinde yapılan işle kişilik formasyonu birbirine karışma ve kişinin, kendini yaptığı görev her ne ise, ondan ibaret sanmaya başlaması tehlikesi ortaya çıkıyor.
* * *
Bazı makamların gücü, devlet memurluğunun sağlayabileceğinden çok daha yüksek ve fiyakalı oluyor. Bunların başında da başbakanlık, bakanlık gibi makamlar geliyor.
Şöyle bir düşünün, Türkiye gibi bölgesel ağırlığı olan, büyük potansiyele ve dünyanın en büyük 15'inci ekonomisine sahip bir ülkeyi yönetenler arasında yer almak nasıl duygular uyandırır insanda.
Etrafınızda korumalar, önde arkada eskortlar, diğer devletlerin ileri gelenleri ile buluşmalar derken kişi giderek kendinin çok önemli, hatta vazgeçilmez olduğunu farz etmeye başlayabilir.
Kendine yönelik her türlü olumlu ortama hızla alışan insanoğlu, buna da hızla alışır. Hele kişisel birikiminde demokrasi ve uzlaşma kültürü yoksa, olayları kendi çerçeveleri içinde algılayacak ve değerlendirecek derinlikten yoksunsa, bu tuzağa hızla düşebilir.
* * *
Bunun, o duruma düşen kişinin şahsi sorunu olduğunu düşünürseniz eğer, işte burada çok yanıldınız demektir.
Oluşan kişilik yanılsamaları, size yönelik kararları da son derece olumsuz etkileyecektir. Geçmişte yaşadığınız gergin ortamları, cenazeden cenazeye buluşmaları unutmadığınızı umuyorum.
Etrafıma baktığımda, büyük çoğunluk yönetenlerden ve yönetiliş tarzından şikayetçi, ancak kimse de hiç olmazsa il genel meclisi üyesi olup, hayatına sahip çıkma eğiliminde değil. Sorsanız hemen milletvekili olmak isterler, çünkü onun fiyakası çok.
Çetin Altan'ın tabiriyle, "önemli olmak" peşinde koşmak yerine "değerli olmak" gayreti içinde olmadıkça, kendilerini çok önemli ve vazgeçilmez sananların yarattığı girdaplarda daha bir epey savrulacak gibiyiz.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|