Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 26 Eylül 2004 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Üçünün işi gücü, toprağın altını üstüne getirmek

Dr. Halil Sürek, üniversiteyi 'birincilikle' bitirmiş. 26 yıldır Trakya Tarımsal Araştırmalar Enstitüsü'nde çeltik üzerinde araştırma yapıyor. Ona 'Çeltiğin babası' diyorlar. Ekibi ile birlikte 'Osmancık' pirincini geliştirmiş. Verimde dünya rekoru kırmışlar. Dünya ortalaması dekara 390 kilo iken, Türkiye 750 kiloya çıkmış. Hasan Duruer, kaymakam. Sivas - Kangal'da görevliyken, Kangal köpeklerinin nesli bozulmasın diye özel üretim çiftlikleri kurmuş. Diyarbakır - Çermik'te sıcak su ile ısınan seracılık denemesi yapmış. Urfa'da 50'den fazla tarihi eserin restorasyonunu takip etmiş. Orman içinde bir taş ocağının iznini uzatmayınca, merkeze alınan Durer, halkın tepkisi ile göreve iade edilmiş. Karacabey'de bin dönüm araziye, zeytin fidanı, 10 bin dönüm araziye fıstık çamı dikilmesini sağlamış. Şimdi Sapanca'da. 'Dış Mekân Süs Bitkileri' Yetiştiriciliği Kooperatifi kurmuş. Binlerce fidan üretip Tekzen Market'e satıyorlar. İki yıllık ziraat mühendisi Ayşegül Parim, Gaziantep - Karkamış'ta her biri yarım kilo gelen kırmızı biber üretmiş. çiftçiler bu 'mucize'nin peşinde, 15 sera kuruyorlar

BÜLENT YARDIMCI

Dünya çeltik verim ortalaması dekara 390 kilo. İtalya'nın ünlü Po Ovası'nda 600 kilo, ABD ortalaması 700 kilo. Bizim İpsala'da ortalama verim 750 kiloya çıktı. Bazı çiftçilerimiz dekara 800 - 900 kilo çeltik aldı. Bu verimde dünya rekoru. Peki İpsala, bunu nasıl başardı?..
İşin asıl öncüsü Dr. Halil Sürek! Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü'nden 1978'de 'birinci' olarak mezun olmuş. 26 yıldır Trakya Tarımsal Araştırmalar Enstitüsü'nde çeltik üzerinde araştırma yapıyor. Çeltikle yatıp, pirinçle kalkıyor. 'Çeltiğin babası' olarak tanınan Dr. Sürek, tüm dünyada da çeltik uzmanı olarak saygı görüyor.
Dr. Halil Sürek ve ekibi bugüne kadar pek çok çeltik cinsi geliştirmiş. Bunlardan en önemlisi 'Osmancık' princi. Türkiye'de yaygın kullanımı olan Osmancık, marketlerde 'baldo' diye satılıyor. Tamamen, Sürek ve arkadaşlarının geliştirdiği çok verimli bir cins.

Fincancı katırlarını ürkütünce
Geçtiğimiz yıllarda başka bir cins pirinç daha geliştirilmiş ve 'Sürek' adı verilmiş. Enstitü'de geliştirilen iki yeni çeltik cinsinden biri 'Halil Bey' diğeri ise 'Ece' (Ece, Dr. Sürek'in 17 yaşındaki kızının adı).
970 milyon lira maaş alan bu bilim adamının insanın gözlerini yaşartan bir gayreti var. Çalışmaktan, yaşamının zorluklarını sorgulamayı bile unutmuş bu memleket neferinin ömrü uzun olsun!
Hasan Duruer,'in kaymakamlık kariyeri 1987'de Sivas - Kangal'da başlamış. İlk işlerinden biri nesli bozulma tehlikesi ile karşı karşıya olan Kangal köpekleri için bir üretme ve yetiştirme çiftliği kurmak olmuş. Kangal'dan sonra Diyarbakır'ın Çermik ilçesine atanmış. Kaplıca suyu ile ısınan bir seracılık denemesi yapmış. Çermik'ten sonra vali yardımcısı olarak Urfa'ya atanmış. Orada da tarihi eserlerle uğraşmış. 50'den fazla tarihi eserin restorasyonunu takip etmiş. Orman içinde açılmış olan bir taş ocağının iznini uzatmayınca, halk deyimi ile 'fincancı katırlarını ürküttüğü' için merkeze alınmış. Fakat, Yaşar Kemal'in Teneke hikâyesindeki kaymakam gibi sahipsiz kalmamış. Kasaba halkı arka çıkmış ve görevine dönmüş.

Mühendis Ayşe'nin macerası
Bursa Karacabey'e atanınca yine boş durmamış. Bin dönüm araziye, zeytin fidanı dikilmesine öncülük etmiş. 10 bin dönüm araziye fıstık çamı dikilmesini sağlamış. Şimdi Sapanca'da. Bakmış ki bu cennet gibi yerde, işler iyi gitmiyor. Yine iş başa düştü deyip soyunmuş. Hollanda'da bir inceleme yaptıktan sonra, iklimi ve toprağı her türlü fidan ve bitkinin büyümesine elverişli ilçede, 'dış mekan süs bitkileri' yetiştiriciliğini geliştirmek için tarımsal kalkınma kooperatifi kurmuş. 97 çiftçi üye olmuş. Tekzen Yapı Marketleri ile anlaşma sağlamışlar. Binlerce fidanı, bitkiyi yetiştirip Tekzen'in 15 marketinde satıyorlar.
Selçuk Üniversitesi Tarla Bitkileri Bölümü mezunu Ayşegül Parim, iki yıllık bir ziraat mühendisi. Çok genç ve çok heyecanlı! Tarım Bakanlığı'nın gerçekleştirdiği 'Bin köye bin tarım danışmanı' projesi kapsamında, Gaziantep - Karkamış'ta Arıkdere Köyü'nde çalışıyor. Gidip köyden, kendisi gibi heyecanlı bir çiftçi bulmuş: Kemal İnal. Onun serasının bir dönümünde kırmızı biber ekmiş. Her biri yarım kiloluk, et kalınlığı yarım santim! Arıkdere için mucize gibi bir şey! 220 dekar hububat ekili alandan sağlanabilecek bir geliri, bir dönümden sağlamış. Tohumda hiç fire vermemiş. Köylüler başlamışlar sera kurmaya. Daha altı aylık bir geçmişi olmasına karşın, Arıkdere'de 15 sera yapılıyor.
Köylüler ondan, o köylülerden öğreniyor. İşin içine bilimi katmışlar, almış başlarını gidiyorlar. Haydi bakalım!


Üniversiteyi birinci bitirdi 'çeltiğin babası' oldu

Dünya çeltik verim ortalaması dekara 390 kilo. İtalya'nın ünlü Po Ovası'nda bile verim dekara 600 kilo, ABD ortalaması 700 kilo iken, bizim İpsala Ovası'nda ortalama verim 750 kiloya çıktı. Bazı çiftçilerimiz dekara 800 kilo çeltik alırken, Dr. Gürsel Şimşek, ortalama 900 kiloyu yakaladı. İpsalalı çiftçi Sami Dubacı ise geçen yıl dekara bir ton çeltik alarak dünya rekoru kırdı.
Edirne'nin ilçesi İpsala'ya giderek dünya rekorunun nasıl kırıldığını öğrenmeye çalıştım. İpsala'ya gittiğim gün, 'Dünya Pirinç Yılı Kutlamaları' nedeniyle toplanmış olan pek çok çeltik çiftçisi ve bilim adamı ile tanışarak rekorun sırrını çözdüm. Bilim adamlarımız ve çalışkan çiftçilerimizin el ele vererek nasıl dünya rekoru kırdıklarını öğrenerek sevimdim. Bu sevincimi siz okurlarımla da paylaşmak istedim. İşin asıl öncüsü Dr. Halil Sürek!
Doktor Sürek, 1955 yılında İzmir'in Kızılağaç köyünde doğmuş. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü'nden 1978 yılında birinci olarak mezun olmuş. Mezun olduktan sonra, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na bağlı Trakya Tarımsal Araştırmalar Enstitüsü'nde çalışmaya başlayan Dr. Sürek, tam 26 yıldır burada çeltik üzerinde araştırma yapıyor. Çeltikle yatıp, pirinçle kalkıyor. 'Çeltiğin babası' olarak tanınan Dr. Sürek, tüm dünyada da çeltik uzmanı olarak tanınıyor ve saygı görüyor.
Dr. Halil Sürek ve ekibi bugüne kadar pek çok çeltik cinsi geliştirmiş. Bunlardan biri de geçtiğimiz yıllarda 'Sürek' adı ile piyasaya verilmiş. Enstitü'de geliştirilen iki yeni çeltik cinsinden biri 'Halil Bey' diğeri ise 'Ece' adıyla önümüzdeki yıl çiftçinin hizmetine sunulacak. Ece, Dr. Sürek'in 17 yaşındaki kızının adı.

Maaşı 970 milyon lira
Bence, yeni çeltik çeşitlerine Halil Sürek ve kızının adlarının verilmesi yetmez. Dr. Sürek'in maaşı sadece 970 milyon lira. Yaptığı çalışmalarla, dünya rekorları kırmamıza katkıda bulunarak yüzümüzü ağartan ve ülke ekonomisine milyonlarca dolar katkıda bulunan bu bilim adamının büyük bir heykelini, İpsala Ovası'na dikmeliyiz. İpsala Lisesi'nin adını da 'Halil Sürek Lisesi' olarak değiştirmeliyiz. Bilim adamlarımıza para, pul vermiyoruz. Bari bunları yaparak onların gönlünü alalım.
Taa 1924 yılında, Kurtuluş Savaşı'nda yanan köy, kasaba ve şehirlerin daha dumanı tüterken, Edirne'de bir fidanlık kurulmuş. Mustafa Kemal'in emri ile kurulan bu fidanlık zaman içinde gelişerek büyümüş ve araştırma enstitüsüne dönüşmüş.
Enstitü Müdürü Dr. Necmi Beşer'in verdiği bilgiye göre 1970 yılında kurulan Trakya Tarımsal Araştırmalar Enstitüsü, bugün 35 teknik elaman ve 50 işçi ile 3 bin 500 dekar arazi üzerinde çalışıyor. Buğday, arpa, ayçiçek ve çeltik üzerinde çalışan enstitüde geliştirilen yeni cins tohumlar, çeşitli denemeler yapıldıktan sonra tescil edilerek, çiftçilerin hizmetine sunuluyor.

Baldo yazan paketlerde satılıyor
Trakya Tarmısal Araştirmalar Enstitüsü, bugüne kadar pek çok üstün verimli arpa, buğday, ayçiçek ve çeltik tohumları geliştirerek çiftçiye vermiş. Dr. Halil Sürek ve arkadaşlarının, 'racco X europa' melezinden elde ettiği, 'TR - 427' cinsi çeltik ile tam bir başarı patlaması yaşanmış. Bugün piyasada 'Osmancık' ticari adıyla bilinen bu çeltik, kısa zamanda çiftçinin gönlünü kazanarak tarlalara hakim olmuş.
Dr. Halil Sürek, Osmancık hakkında bana şunları anlattı:
"1982 yılında yeni bir çeltik cinsi üzerinde çalışmaya başladık. Bu çalışmalar 1997 yılında sonuçlandı ve TR - 427 ortaya çıktı. 1998 yılında çiftçiye dağıtılan TR - 427 büyük başarı kazanarak hızla yaygınlaştı. 2002 yılında çeltik tarlalarının yüzde 45'ine TR - 427 ekilmişken bu oran 2003 yılında yüzde 80, 2004 yılında ise yüzde 85 oldu."
Son yıllara kadar çeltik tarlalarına ribe, roka, baldo gibi İtalyan cinsi çeltikler ekilirmiş. En gözde çeltik cinsi ise baldo imiş. Çünkü tüketicinin kalitesini beğendiği baldo, daha yüksek fiyatla satılırmış. Bu arada Carlrose markasıyla tanıtılan ithal ABD pirinci de son yıllarda pazarda etkili olmaya başlamış. Ama Osmancık adıyla nam salan TR - 427, yatmaya dayanıklı sapı, bir tonu aşan verimi, yüzde 65 - 70 olan randımanı ile bütün rakiplerini 'döverek' çiftçinin gözdesi olmuş.
Fakat tüketici Osmancık pirincini hâlâ tanıyamadığı, Osmancık'ı tanıtacak reklam çalışmaları yapılmadığı için, Osmancık pirinci, marketlerde üzerinde "baldo pirinç" yazan paketlerin içinde satılıyormuş.

Belediye sözünü tutmadı
Yazmadan geçemeyeceğim. TR - 427'nin adının Osmancık olmasının da ilginç bir hikayesi var. Osmancık, Çorum'un çeltik yetiştirilen bir ilçesi. Osmancıklılar TR - 427'yi denemişler ve çok beğenmişler. Osmancık Belediyesi, Enstitü'ye, 'Bu pirincin adını Osmancık koyun. Biz de size bilgisayar alalım' demiş. Kısıtlı bütçe ile çalışan Enstitü, Osmancık Belediyesi'nin teklifini kabul ederek TR - 427'ye 'Osmancık' adını vermiş. Ama Osmancık Belediyesi, Enstitü'ye söz verdiği bilgisayarı almamış. Kim bilir, kaldırım değiştirmekten parası kalmamıştır belki.
Trakya tarlalarına teknoloji girmiş. Çeltik Üreticileri Derneği Başkanı Dr. Gürsel Şimşek, "Teknoloji ve bilimi arkamıza alarak çalıştık ve dünya rekorunu kırdık. ABD Kaliforniya ya da İtalya Po Ovası'ndaki çiftçiler nasıl çalışıyorsa biz de öyle çalışıyoruz. Tarlaları lazerle düzlüyoruz. Çamurlu çeltik tarlalarında hasadı paletli biçer - döverlerle yapıyoruz. Toprak tahlili yaparak gübreyi tam zamanında ve gerektiği kadar kullanıyoruz. Tarladan kaldırdığımız rutubetli çeltiği mutlaka kurutma makinalarında kurutuyoruz. En iyi tohumları kullanıyoruz. Hiçbir şeyi esirgemeden, işin kolayına kaçmadan, çeltiğin ve tarlanın istediği her şeyi yapıyoruz".
Bütün bunların üzerine bir de üstün verimli Osmancık gelince, verimde dünya rekoru kırılmış. Başta İpsala Ovası ve Trakya tarlaları olmak üzere tüm yurda yayılan Osmancık, verimi artırmış, çiftçi iyi para kazanmış, pirinç ithalatımız azalmaya başlamış.

Ayşegül, 'yarım kiloluk kırmızılar' yetiştirdi

Ziraat mühendisi Ayşegül Parim, Selçuk Üniversitesi Tarla Bitkileri Bölümü mezunu. Okulu 2002 yılında bitirmiş. Ders notlarına bakılırsa 'orta seviyede' bir öğrenci. Eşi de aynı okuldan mezun. Okulda tanışıp, evlenmişler.
Üniversite bitince, 13 bin işssiz ziraat mühendisinden biri olmak da varmış ama şansları bir parça yaver gitmiş diyelim. Kendi alanlarında iş bulamamışlarsa da başka işlere girmişler. Ayşegül Parim bir un fabrikasında, eşi de bir çikolata fabrikasında işe başlamış.
Tarım Bakanlığı'nın gerçekleştirdiği 'Bin köye bin tarım danışmanı' projesi, Parim için mesleğine kavuşma umudu doğurmuş. Hemen gidip başvurmuş. Tarım İl Müdürlükleri'nin yaptığı sınava girmiş. Sınav sonunda, bakanlığın danışman göndermek istediği köyler için ihale açılmış. Gaziantep - Karkamışlı Ayşegül Parim, bu bölgedeki 14 köy için yapılan ihale sonucu, Karkamış - Arıkdere Köyü'nde çalışma hakkı kazanmış. Arıkdere, kendi köyü Akçaköy'e de komşu. Yani, 'baba ocağı' sayılabilecek bir yerde 'tarım danışmanı' olmuş. Kurallar gereği 24 saat çiftçiyle birlikte olması gerektiğinden köye taşınmış. Eşi de çikolata fabrikasındaki işi bırakıp gelmiş. Birlikte bir lojmana yerleşmişler.

Yarım kiloluk kırmızı biber
Danışman - çiftçi işbirliğinde bir örnek yaratmak için, önce bir 'örnek çiftçi' bulmuş. 'Yeniliklere daha yatkın' diye çiftçi Kemal İnal'ı seçmiş. 3.5 dönümlük sera sahibi İnal'ı ikna ederek serasında, kendisinin temin ettiği ithal tohumları uygulamış. "Biber, domates ve patlıcan tohumu ektik. Kendimiz almıştık. Tohum almak için uyguladık. Üretim çok başarılı oldu. Tohumda hiç fire vermedim. Bir biberin ağırlığı 500 grama kadar çıktı. Tatlı kırmızılar, kalınlığı yarım santim oldu. Çok etli. Çiftçileri çok memnun etti" diyor.
Nasıl memnun etmesin ki?.. Kemal İnal, serasının bir dekarlık kısmından, 220 dekarlık hububat ekili alandan elde ettiği kadar kazanç sağlamış. İnal'ın serasındaki verimi gören çiftçiler, sera kurmak için harekete geçmiş. Böylece Karkamış'ta seracılıkta önemli bir gelişme başlamış.
Parim, anlatıyor:
"Karkamış'ta 12 dönümlük sera vardı. Şu anda bizim projemizle 15 sera yapılacak. Çiftçilerin yapacakları ile birlikte 35 sera olacak. Bir sera firması ile anlaşarak, kuracağız. Bizim çalışmamız, üretim teknikleri anlamında bir şeyler kazandırdı. Çünkü atadan kalma teknikler uygulanıyor. Örneğin gübre çok atılıyor veya az oluyor. Doğru ve yeteri kadar kullanıma önem veriyoruz. Duydukları ilaçları kullanıyorlardı, bu engellendi. Sertifikalı mısır tohumu kullanımı arttı. Çiftçi daha bilinçli. Gübrelemede bize sormaya başladılar. Toprak analizi yaptırmaya başladık. 4 - 5 çiftçi analiz yaptırırken şimdi 80 çiftçi yaptırıyor. Hastalıklarla ve zararlılarla mücadelemiz var."

'Ben de onlardan öğreniyorum'
Kısa vadede bu projenin başarısı için uğraşacaklarını ve ilerde tarım danışmanlığı şirketi kurabileceklerini belirten Ayşegül Parim, ailesine ait arazilerde çiftlik kurma seçeneğini de değerlendirdiklerini anlatıyor. "Kendi tarım işletmemizi kurabilir, ilaç, gübre bayiliği açabiliriz. Bakanlık bunlara izin veriyor. Ama bunlar 'ilerde' olabilecek işler. Ancak şimdilik tek düşüncem bu köyde başarılı olmak. Bu işi bırakmam söz konusu değil. Daha aktif olacağız. Çevredeki diğer danışmanlarla görüşüyoruz, toplanıp tartışıyoruz. Onlar da projeler hazırladılar. Gaziantep'e yayıldık. Ben danışmanlık yaparken, gerektiğinde bizzat çalışıyorum. Yoksa çiftçi de kabul etmez. Ayrıca ben de onlardan öğreniyorum" diye anlatıyor.

Tellibağ projesi başlattı
Parim'in ikinci projesi, bağcılıkta önemli bir üretim tekniği olan 'tellibağ' sistemini uygulamak. Projeyi Tarım İl Müdürlüğü ile başlatmış. "İzmir'deki sistemi getirdik. Dikimini yaptık, çıkışı çok iyi oldu" diyor.
Dokuz ili kapsayan Kırsal Kalkınma Projesi kapsamında Karkamış'la ilgili projelerini sunmuş. Avrupa Birliği'nin kaynak sağladığı bu projeler kabul edilirse finansmanın yüzde 90'ını AB'den karşılayacak. İki yıl sürecek projede her türlü destek sağlanacak. Parim, projeyi hazırlayıp göndermiş, Kasım ayında sonuçların belli olacağını belirtiyor.
Ayşegül Parim, aynı yöreden doğduğu için, köy yaşamında zorlanmadığını belirtiyor. Geçtiğimiz şubat ayında köye taşınmış. Köyde gazete okuyabildiklerini anlatıyor. "İnternetimiz de var. Şu anda bu bölgede bir şeyler yapmaktan başka bir şey düşünmüyoruz. Bakkalımız var. Ekmeği oradan veya köylülerden temin ediyoruz. Benim babam ve annem emekli öğretmen. Gaziantep'te yaşıyorlar. Ay başlarında iniyoruz" diye anlatıyor.

Yaşar Kemal'in anlattığı kaymakam Sapanca'da

Yaşar Kemal, Teneke'de bir kaymakamı anlatır. Çeltik tarımı yapılan ilçeye tayin edilen kaymakam, çeltik ağaları ile takışır. Ağalar, yasa ve yönetmeliklere uymadan yaptıkları çeltik tarımı ile ilçe halkının sıtmadan kırılmasına neden olmaktadır... Kaymakam, çeltik tarlalarının kasabaya belli bir mesafeden daha yakına gelmelerini önler. Kasabanın içine girmiş olan tarlalarda ekimi önler. Tarlalarda çoğalan sivrisinekler kasabaya ulaşamaz, sıtma azalır.
Kasaba halkı memnundur ama ağalar ateş püskürmektedir. Hemen Ankara'ya teller çekilir, şikayetçi heyetler Ankara'ya giderler ve kaymakamın tayin emri çıkar. Zavallı kaymakam, Ankara'daki amirlerine derdini anlatamaz. Sıtmadan kırılan hakkın sesi ise hiç çıkmaz. Çeltik ağaları, kasabayı terkederken kaymakamın ardından teneke çalarlar.
(Lise yıllarında, Varlık Yayınları'nın bir liralık cep kitapları serisinden, Yaşar Kemal'in Teneke hikayesini okuyunca kaymakam olmaya karar vermiştim. Fukara bir beldeye giderek ağalarla çarpışacak ve halkı kurtaracaktım. Olmadı, iktisat okuyarak gazeteci oldum.)
Kaymakam Hasan Duruer'le görüşmek için Sapanca'ya gittim. Duruer, 1981'de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olmuş. 1984 yılında İç İşleri Bakanlığı'na geçmiş.

Kangal üretme çiftliği
Kaymakamlık kariyeri 1987'de Sivas'ın Kangal ilçesinde başlamış. Hani şu meşhur Kangal köpekleri var ya, işte orası. Hasan Duruer, o yıllarda bu kadar meşhur olmayan Kangal köpekleri için üretme ve yetiştirme çiftliği kurmuş. Köpeklerin neslinin bozulmadan devamı ve çoğalmaları için önemli bir adım atmış. Kangal'dan sonra Diyarbakır'ın Çermik ilçesine atanmış. Kaplıcaları ile ünlü bu ilçede, sıcak su ile ısınan bir seracılık denemesi yapmış, fakat başarılı bir sonuç alamamış.
Çermik'ten sonra vali yardımcısı olarak Urfa'ya atanmış. Orada da tarihi eserlerle uğraşmış. Urfa yıllarını, "50 den fazla tarihi eserin restorasyonunu takip ettim. Ama Urfa'nın tarihi taş hanlarının restorasyon adı altında yıkılarak, betonla yeniden yapılmasına engel olamadık" diye hayıflanarak anlatıyor.
Bazı insanlar için 'Annesi, çalışsın diye doğurmuş' derler. Bence, Kaymakam Duruer böyle biri. Ama bizim ülkemizde çalışanın mükâfatını mutlaka verirler. Hasan Duruer de, fincancı katırlarını ürküttüğü için bir kere merkeze alınmış. Orman içinde açılmış olan bir taş ocağının iznini uzatmayan kaymakamımız merkeze çağrılmış. Fakat, Yaşar Kemal'in Teneke hikâyesindeki kaymakam gibi sahipsiz kalmamış. Kasaba halkı bizim kaymakama arka çıkmış ve Duruer, yeniden görevine geri dönmüş.

Bin dönüm zeytinlik
Urfa vali yardımcılığından sonra Bursa Karacabey'e atanmış. Orada da boş durmamış:
"Baktım, hep domates ekiliyor. Oysa çok güzel sofralık zeytin de oluyor. Bin dönüm araziye, zeytin fidanı diktik. Orman İdaresi ile köylü arasında sorunlar vardı. Bu sorunları çözmeye çalıştık. Orman idaresi, güzel bir uygulama yapıyor. Fıstık çamlarını vatandaşa zimmetliyor ve çamların altında ara ziraatine izin veriyor. Zimmetli ormanda ne ağaç kesiliyor ne de yangın çıkıyor. Orman İdaresi'ne yardımcı olarak yeni fıstık çamlarının dikilmesine ön ayak olduk. Karacabey'de fıstık çamı dikili arazi miktarı 10 bin dönüme çıktı. Hem orman çoğaldı hem de köylü düzenli bir ek gelire kavuştu."

Sapanca kaymakamını buldu
Orhan Duruer, Ekim 2000'de Adapazarı Sapanca'ya tayin olmuş. Bakmış ki Sapanca, her türlü meyvenin yetiştiği cennet gibi yemyeşil bir yer, fakat, işler iyi gitmiyor. Meyve bahçeleri villa arsası olarak satılıyor, gençler işçi olarak fabrikalara gidiyor, geride kalan genç emekliler ise kahvede pişti oynuyorlar... Bir zamanlar, büyük şehirlere günde 30 kamyon meyve gönderen Sapanca'da meyve üretimi gerilemiş.
Adapazarı şehrinin içme suyu kaynağı olan Sapanca gölü kirlendiği için gölde motor kullanımı yasaklanmış. Balıkçılıkla geçinen Sapancalılar işsiz kalmış.
Son yıllarda köylerin en önemli gelir kaynağı orman olmuş. Fındık, meşe, kestane, defne, gürgen, ceviz, kızıl ağaç gibi pek çok çeşit ağaç bulunan Sapanca'nın gür ormanları kesile kesile tükenme noktasına gelince ormanlara giriş bile yasaklanmış. Villacılara satılan arazilerin parası tükenmiş. Sapanca'da geçim daralmış. Dedeleri 93 (1897) muhaciri olan, Osmanlı - Rus Savaşı'ndan kaçarak Adapazarı çevresine yerleşen Çeçen, İnguş, Ibıh, Abaza, Laz, Çerkez aşiretlerinin torunları köşeye sıkışmışlar.

Tekzen'e satıyorlar
İklimin ve toprağın her türlü fidan ve bitkinin hızlı büyümesi için uygun bir ortam sağladığını saptayan kaymakam Duruer, dış mekan süs bitkileri yetiştiriciliği için bir tarımsal kalkınma kooperatifi kurmuş. Bunun için Hollanda'da incelemeler yapmış.
Sonrasını Sapanca Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Sedat Demir anlatıyor:
"Göl ve orman yasaklanınca fidancılık can simidimiz oldu. Bugün kooperatifimizin aidat ödeyen 97 üyesi var. Seyrek limon, ivone, top mazı, şimşir, İran taflanı, sun kist, danica, strikta, rain gold, köknar, mavi ladin, doğu ladini, ültuni mazı, Himalaya sediri yetiştiriyoruz. Süs bitkilerini satmakta zorlanmıyoruz. Tezken Yapı Market, 15 mağazasında fidanlarımızı satıyor. Kooperatifimize destek için tüm mağazalarında bize öncelik veriyor. Fiyatımız Yalova'nın yarısı kadar. Özellikle şimşirde iddialıyız. Ev hanımları, evlerinin 100 - 200 metrekaresinde şimşir yetiştirerek aile bütçesine katkıda bulunuyorlar. Bu şimşirleri kooperatif pazarlıyor. Şahsen ben, 72 bin fidan yetiştiriyorum. Tüm arkadaşlarla birlikte hedefimiz yılda 7.5 milyon adet süs bitkisi fidanı yetiştirmek. İnşallah Sapanca'yı ülkemizin süs bitkisi üretim merkezi yapacağız ve Bahçıvan Lisesi açacağız."

BUSINESS
 Üçünün işi gücü, toprağın altını üstüne getirmek
 Editörden
 Avrupalılar, parasını tasarlarken halka sordu
 Üniformayla toplantıya gitti sendikacılar sekreter sandı
 At tutkunlarının markası Tennessee'yi getirdi
 Memurlar çok, şirket sahipleri az...
 Lüks markalar bebelerin peşinde
 İş ahlâkına uymayan kazanırsa 'iş etiği'nden söz edilemez
 Merkez Bankası'nda büyük operasyon
 Trafik cezalarına yüzde 5 faiz uygulanacak
 İsteyene iç çamaşırı haberi isteyene hayvanat bahçesi...
 Duvarı istiyorlar!
 Tayvan 'baloncuklu çay'dan kesip silaha yatıracak
 Teflon adam
 Yazılımcıya yazılım satıyorlar!
 'MOLU by Günseli Kato'





© 2004 Milliyet