Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 26 Eylül 2004 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Biz ne yapıyoruz, 'elin Fransızı' ne yapıyor?

Biz itip kakıyoruz, milyonlarca gencimize korkunç bir sınav stresi yaşattıktan sonra, "Sen üniversite oku, sana okul kalmadı" diyoruz. Elin Fransız'ı bizim çocuklara, çok önemli olanaklar sağlıyor. 'Samimi ol, Fransa'yı seçme nedeninin gerçekçi olduğunu göreyim, gel, Fransız çocuklarla aynı olanaklardan yararlan, oku' diyor. Bakın, bir Türk öğrenci, mektubuna 'Üniversitenizin bulunduğu kentte Fenerbahçeliler Derneği yok, gelirsem dernek kuracağım' demiş, okula kabul etmişler! Oğlum Umut da 'samimi' bulunan gençlerden biri. Alıp Fransa'ya götürdük onu. İbretlik işler yaşadık. Bütün bunları yaşadıktan sonra, 'Ya dönmezse?' sorusu için kendi yanıtımı hazırladım: Her yıl milyonlarca gencini çöp gibi öğüten sistemin artık akıllanması gerekir. Eğer bir gün 'geri dönmek istemiyorum' derse onu suçlamayı düşünmüyorum

ŞAZİYE KARLIKLI

2003'ün eylül ayıydı... Türkiye'deki Fransızca dilde öğretim yapan liselerin son sınıflarında okuyan öğrencilerden 'dileyenler' için, okullarında her yıl olduğu gibi bir toplantı yapıldı. Fransız Konsolosluğu, bir görevlisini okullara gönderdi. Öğrenciler ve veliler bu görevliyi dinlediler. Görevli, öğrencilere "İsterseniz, üniversite eğitiminizi Fransa'da sürdürebilirsiniz" dedi. Yani bir tür davette bulundu... Elbette bu davet karşılığında bir de istedikleri vardı. Öğrenciler ders notlarını gösteren bir listeyi okullarından onaylatacaklar. Türkiye'deki ÖSS sınavı sonucu Fransa'da okumak istedikleri bölümün bir karşılığını kazanacaklar. (Devlet ya da vakıf, İstanbul ya da Kahramanmaraş, hiç fark etmiyor. Fransızlar'ın 'İstanbul'daki şu üniversite iyidir de şu ildeki okulu kazanmak kötüdür' diye bir önyargıları yok... Ne tuhaf değil mi? ) Bir de öğrencilerin neden Fransa'da eğitim almak istedikleri ve neden filanca konuda eğitim görmek istedikleri yolunda bir mektup (motivasyon deniyor) yazmalarını istediler.
Öğrencilere Fransa'da iki ayrı üniversiteden tercih yapma hakkı tanıdılar. Eğer ilk tercih ettikleri üniversite olumlu yanıt vermezse, tercih formu ikinci üniversiteye gönderilecekti. İkincisinden de olumlu yanıt gelmezse yapacak bir şey yoktu.
Daha o toplantıda 'Fransız yaklaşımı' ile 'Türk yaklaşımı'nın farkı ortaya çıktı. Öncelikle öğrencilerden çok velilerin parmakları havaya kalktı. Oysa görevli soruları öğrencilerden bekliyordu. Çünkü (biz veliler için 'çocuk' olan) öğrenciler, onlar için bir 'yetişkin'di. Kalkan parmakların hepsi, görevliye "Fransa'nın en iyi okullarını" sorup durdu. Görevli, üstüne basa basa şu yanıtı verdi: "Fransa'da iyi okullar diye bir sınıflandırma yoktur."
Bunları nereden mi biliyorum. Ben de oradaydım. Bir tür yol ayrımı olduğunun farkında olmadan. Oğlumuz Umut için Fransa'nın tanıdığı bu haktan yararlanmak istiyorduk. Küçük bir araştırma yapmamız gerekti. Öncelikle Türk öğrencilerin yoğun olmadığı bir üniversiteyi seçmek istedik. (Çünkü bir araya geldiklerine 'Fransa'dayız, genciz, yakışıklıyız, Türküz' diye azıcık dağıtma eğilimindeymişler.) İkincisi, Paris ya da Nice gibi pahalı bir kentten uzak kalmak istedik.
Sonuçta, oğlum, Fransa'da neden hukuk okumak istediğini anlatan bir yazıyı ocak ayında teslim etti. Ve biz yine ÖSS kabusuna geri döndük. Kurs - özel hoca - okul (yani para, para, para!) ve stres dolu bir süreçle geriye kalan 1 milyon 750 bine yakın aile gibi, 20 Haziran'ı beklemeye başladık. Bir mayıs günü posta kutumuzda bir zarf bulduk... Türkiye'nin üniversiteleri onu 20 Haziran'da sınava beklerken, Fransa Rouen Üniversitesi Umut'u kabul ettiğini bildiriyordu.

Fenerbahçe örgütlenmesi
Yazdığı mektubun içeriği, Fransız üniversitesini neden etkiledi bilmiyorum. Ama bu mektup önemli. Çünkü; ders notları çok iyi olanlar arasında kabul edilmeyenler var. Mektubun samimi olması önemli. Umut'un söylediğine göre bir öğrenci mektubunda "Üniversitenizin bulunduğu kentte Fenerbahçeliler Derneği yok. Eğer gelirsem dernek kuracağım" demiş ve kabul edilmiş!
Sonuçta Umut ÖSS sınavına da girdi. Bu sınav sonucunda Türkiye'de bir üniversitede hukuk fakültesine kayıt olma hakkını da aldı... Ne mi yaptık?.. Fransa'yı seçtik.

Neden Fransa?
Neden mi? Şimdi size AB hukuku, AB'ye üyelik, çok kültürlü bir eğitim falan filan diye yığınla neden sayabilirim. Bunların hepsinin çok önemli olduğunun farkındayım ve kararımızda çok etkili oldu. Ama karar almada etkili bir şey daha vardı ki; 'o da paraydı.' Rouen Üniversitesi bizden bir yıllık eğitim için sadece 300 euro istiyordu.
Dikkatinizi çekerim iki dilde eğitim yapan bir üniversiteden söz ediyoruz. Devlet yurdunda bedavaya yakın bir bedelle konaklama imkânı var. Ama yer bulamadık. Umut'u, Residence olarak tanımlanan öğrenciler için yapılmış bir stüdyo daireye yerleştirdik. Fransa'da bu pahalı bir çözüm sayılıyor. Gerçi 350 euro karşılığında her sabah ona kahvaltı verecekler. Haftada bir çamaşırlarını yıkayacaklar ve odasını temizleyecekler.
Bu daire 25 metrekare. İçinde yatak, çalışma masası, gardırop, buzdolabı, televizyon, mikrodalga fırın, elektrikli ocak ve özel banyosu var. Bu arada Rouen Üniversitesi'ndeki Fransız kadın görevlinin Türkiye'den gelen, tanımadığı bir gencin barınma amacıyla daha fazla para ödemesi gerektiği için 'gerçekten' üzülmesi ise beni 'gerçekten' şaşırttı. (Hani 'Adres sorsan söylemezler' denilir ya... Adres sorduğumuz kitapçı kız dönüşümüzde aradığımız yeri bulup bulamadığımızı sorduğunda da çok şaşırdım.)
Ve Fransız görevli, devlet yurdunda yer bulunamadığı için, sistemin aylık kirasını belgelemesi halinde ona dörtte birini geri ödeyeceğini söyledi. (Aklıma Anadolu'dan İstanbul'a gelen ve yurt bulamayan 18 yaşındaki gençler geldi!) Eğer ülkenizden binlerce kilometre ötedeyseniz, içiniz daha fazla 'cızz' sesi çıkarıyor.
Fransa, pahalı bir ülke. Paris, en pahalı kentlerinden biri ama Rouen de aşağı kalmıyor. Yol üstünde bir cafede bir fincan kahveye en az 4 euro ödüyorsunuz. Daha şık bir cafede bu 6 euroya kadar çıkıyor. Basit bir salataya 12 euro ödeyince 'bu oğlan burada aç kalacak' diye panikledim. Boşunaymış, çünkü öğrenciler okulda 3 - 4 euroya tıka basa karnını doyurma imkânına sahipmiş. (Aslında bu olanak bir ölçüde Türkiye'de de var.) Yine öğrenciler, 18 euroya bir kart alarak bir ay boyunca bütün sinemalara gidebiliyor, istedikleri sayıda film izleyebiliyorlar. (Gel de Fransa'da öğrenci olma!) 168 euroya bir kart alacak. Bütün kentin ulaşım ağından yararlanabiliyorlar. Ayrıca Fransa içindeki hızlı tren, uçak vb. sistemlerden de indirimli faydalanacak.
Valilik yurtdışından gelen öğrencilere anında 'oturum hakkını' veriyor. Her türlü sağlık hizmetinden faydalanma hakkı kazanıyorlar. Üniversitenin yüzmeden basketbola kadar her türlü spor olanağı var. Öyle sözde olanaklar değil. Hemen ellerinin altında.

Fransa ne yapıyor?
Sistem 18 yaşında okula yeni başlayan yurtdışından gelen öğrenciye ilk yıl çalışma izni vermiyor. Ama ikinci yıl haftada 21 saat yasal çalışma izni var. Yani çocukların ailelerin eline bakmaları istenmiyor. İş olanakları konusunda yardımcı oluyorlar.
Velhasıl Fransa bir öğrenci cenneti. Sadece Fransızlar için değil. Türkler, İranlılar, Cezayirliler ve daha pek çok ülkenin 'çocukları' için. Bildiğim kadarıyla bu kapı Fransızca dilde eğitim yapan lise mezunları için açılıyor. (Belki başka bir yolu daha vardır)
Turist olarak, işçi olarak, ya da başka bir şey olarak açılamayan kapılar 'öğrencilere' sonuna dek açılıyor. Komplo teorisyenleri ne der bilemem ama ben bunu bir şekilde 'dünyaya katkı' olarak algılıyorum. 18 yaşında, ailesinden bir gece bile ayrı kalmayan bir çocuğu güvenle 'yaban ellerde' bırakabilmenin olanaklarını yaratmalarına saygı duyuyorum.
Güvenden söz ettiğim şu; 18 yaşına dek Müslüman olan oğlumun Fransızlar tarafından Hıristiyanlaştırılacağına inanmıyorum. Galatasaray'ı tutmaktan vazgeçerek Lyon ya da Paris Saint German taraftarı olacağını hiç zannetmiyorum. Türkiye'yi vatan bellemekten vazgeçeceğine hiç ama hiç ihtimal vermiyorum. Ama, bir türlü içimize sindiremediğimiz 'Avrupa değerlerini' benimseyeceğine inanıyorum. Örneğin araba kullanırken, ışığın olmadığı yerlerde yayalara yol vermeyi öğreneceğini, markette alışveriş yaparken önündekinin sırasını almak için enerjisini boşa harcamak yerine, sabrı öğreneceğini düşünüyorum.
Ya dönmezse... İşte soru bu... Yani şu beyin göçü meselesi... (Bu arada yurtdışında kalan her okumuş yazmışın 'beyin' olduğunu kim söylüyor. Aralarında hiç mi vasatı yok.) Bunun ne onun ne de bizim sorunumuz olmadığını düşünüyorum. Her yıl milyonlarca genci çöp gibi öğüten sistemin artık akıllanması gerektiğine inanıyorum. Eğer bir gün 'geri dönmek istemiyorum' derse onu suçlamayı düşünmüyorum.

BUSINESS
 Üçünün işi gücü, toprağın altını üstüne getirmek
 Editörden
 Avrupalılar, parasını tasarlarken halka sordu
 Üniformayla toplantıya gitti sendikacılar sekreter sandı
 At tutkunlarının markası Tennessee'yi getirdi
 Memurlar çok, şirket sahipleri az...
 Lüks markalar bebelerin peşinde
 İş ahlâkına uymayan kazanırsa 'iş etiği'nden söz edilemez
 Merkez Bankası'nda büyük operasyon
 Trafik cezalarına yüzde 5 faiz uygulanacak
 İsteyene iç çamaşırı haberi isteyene hayvanat bahçesi...
 Duvarı istiyorlar!
 Tayvan 'baloncuklu çay'dan kesip silaha yatıracak
 Teflon adam
 Yazılımcıya yazılım satıyorlar!
 'MOLU by Günseli Kato'





© 2004 Milliyet