|
 |
|
|
İzmir'in ilk dünya markası: İncir
Dünden Bugüne / Sabri Yetkin
Geçtiğimiz günlerde İzmir'de "marka güçtür" sloganıyla bir etkinlik düzenlendi. Toplantıda, markanın neden önemli olduğu, nasıl yaratıldığına dair teorik ve pratik sunumlar yapıldıktan sonra Dubai'nin, yani bir şehrin marka olarak nasıl yaratıldığına dair ilginç bir sunum daha dinledik.
Bir şehrin marka olarak yaratılmasını dinlerken, İzmir'i düşündüm. 5 bin yıllık tarihiyle ve çok özel kültürel birikimiyle bu kentin bir marka olduğu aşikardı. "Tarihsel süreçte İzmir'i uluslararası platformda markalaştıran neydi?" diye kendime sorduğumda, tereddütsüz bir cevap verdim: İncir.
Eylül, ekim ayları İzmir'de incir zamanıdır. İncirin bahçelerden İzmir'e inmesiyle birlikte çok hareketli günler yaşanırdı. İncire bağlı olarak gerçekleştirilen faaliyetleri tarihsel bir anlatı biçiminde yazının konusu yapmak istedim.
İzmir 19. yüzyıdan itibaren, tarımsal bir ürün sayesinde dünya markası olarak tanınmaya başlamıştı. Antik çağlardan beri üretilen incirin dünyada en kaliteli ve bol olarak yetiştiği yöre, Ege Bölgesi'ydi. İncir eski dönemlerden itibaren dünya piyasalarında tanınmış, "İzmir İnciri" adıyla markalaşarak pek çok ülkede revaç görmekteydi.
En kaliteli incirler Aydın'a bağlı Erbeyli, Umurlu, Köşk, Nazilli, Bozdoğan, Reşadiye, Karapınar, Söke ve civarında yetiştirilmekteydi. İncir İzmir'de yetiştirilmemesine rağmen; işlenmesi, paketlenmesi, satışı ve diğer aktivitelerinin burada gerçekleştirilmesi nedeniyle, İzmir adıyla markalaşmıştı.
Sanayi devrimi sonrasında Batı dünyasının yüksek kalorili gıdalara ihtiyaç duymaktaydı. İçindeki yüksek glikoz oranından ötürü besleyici ve enerji kaynağı olması nedeniyle İzmir incirlerine olağanüstü bir rağbet oluşmuştu. 1880'li yıllarda yaklaşık 12 bin ton incir üretilirken, 1900'lerde 23 bin tona, 1910'lı yıllarda ise 36 bin tona yükselmişti. Üretilen incirin tamamına yakını İzmir Limanı'ndan ihraç edilmekteydi. Dönemin liman kayıtlarına baktığımızda, 1878'de incir ticaretinden 241.314 altın lira gelir elde edilirken, bu rakam 1900'de 571.738 altın liraya yükselmişti. Rakamlardaki büyüme, incire olan rağbeti yansıtmaktadır.
Amerikalılar başaramadı
İncir ticaretinin önem kazandığı yıllarda, yüksek kazancın cazibesine kapılan bir çok ülke 19. Yüzyıl'ın sonlarından itibaren incir üretmeye karar verdiler. Çok nazik ve belirli bir iklim kuşağında yetişen incir için yabancı ülkelerin ziraat uzmanları Ege Bölgesi'nde uzun çalışmalar yaptıktan sonra, ABD Kaliforniya'da, Fransızlar Cezayir'de, İngilizler Kıbrıs'ta İzmir inciri üretip, dünya piyasalarına egemen olmayı hedeflediler. Özellikle Amerikalılar bu iş için çok ciddi yatırımlar yapmaktan geri kalmadılar. 1868 yılından itibaren ABD'li uzmanlar Ege Bölgesi'nden incir fidanlarını ülkelerine götürmüşlerdi. Yabancıların incir fidanlarını yurtdışına çıkartması üzerine Osmanlı hükümeti önlem alarak, incir fidanlarının yabancılara satılmasını yasaklamıştı. Dönemin gazeteleri de bu yolda yayın yaparak, bölgenin en önemli geçim kaynağının yabancılara kaptırılmaması yolunda sürekli yayın yapmıştı. Kaliforniya'ya dikilen incir ağaçları tutmuş, meyve vermiş, ama doğal nedenlerden ötürü istenilen sonuca ulaşılamamıştı
. Amerikalılar birkaç girişimde daha bulunmuş, büyük paralar harcamışlarsa da bu konuda başarılı olamamışlar, sonuçta İzmir incirlerine muhtaç kalmışlardı.
Bayram bile yapılırdı
İncir, üretimden ihracatına kadar olan süreçte pek çok iş kolu yaratıyor ve bölge insanı için temel geçim kaynaklarından biri haline geliyordu. Bu yüzden ilk incir yüklerinin İzmir'e indirildiği gün bir bayram havası içinde törenlerle kutlanır ve bu törenler, "İncir Bayramı" olarak anılırdı. İncir ameleleri ilk gelen ürünün önüne geçerek davul ve zurna eşliğinde çarşıları ve mağazaları dolaşır, kendiliğinden bir kortej oluşur ve böylelikle bayram kutlanırdı. İncir Bayramı Cumhuriyet'in ilk yıllarında ciddi bir haline dönüştürülmüştü. Oluşturulacak kortejde bayraklarla, dallarla, süslenmiş yemiş çuvallarıyla yüklü 70 - 80 araba, deve kervanları ve bunların önünde de 400 incir işçisiyle birlikte davul zurna ekipleri bulunacaktı. Kortej yürüyüşüne ilk incirlerin indirildiği Alsancak Garı'ndan başlar, Kordonboyu'nu geçtikten sonra Yemiş Çarşısı'nda sona ererdi. Her sene düzenlenen incir bayramları çok şenlikli geçer, halkın da katılımıyla kortej birkaç bin kişiye ulaşırdı.
Yaygın adı, "yemiş"ti
İzmir'de incir ticareti, incirin halk arasındaki yaygın ismi olan "yemiş" ile anılan çarşıda gerçekleştirilirdi. Yemiş Çarşısı, Kemeraltı Camii'nin karşısındaki sokaktaydı. Yemiş Çarşısı parke taşlarla döşenmiş olup, sokağın her iki tarafında incir tüccarlarının dükkanları ve işleme hanları yer alırdı. İncir, demiryolu hatları tamamlanmadan önce Yemiş Çarşısı'na deve kervanları tarafından sevk edilirdi. Demiryolları tamamlandıktan sonra incirler bahçelerden istasyonlara deveyle taşınır, vagonlarla gara gelen incirler buradan yine develere yüklenerek yemiş çarşısına getirilirdi.
Herkes kazançlı çıkardı
İncirin İzmir'e nakli döneminde taşımacılık hareketlenir, deveciler bu altın dönemde iyi para kazanırlardı. İncir mevsimi yaklaştığında İzmir'de büyük bir canlılık yaşanır, işletmeler binalarını hazırlayıp, mevsimlik çalıştırdıkları işçilerini toplar, mağazalar üreticilerle bağlantılarını kurar, işçiler çalışmaya hazırlanırdı. İncir, Ege bölgesinin önemli bir iktisadi faaliyetiydi. İncirden ilk etapta üretici ve tarım işçileri geçimlerini sağlardı. İncirin nakliyatını gerçekleştiren deveci, demiryolu kumpanyası ve daha sonra sırasıyla, hamallar, komisyoncular, simsarlar, tüccarlar, incir işçileri, kutucular, tartıcılar, at arabacıları, gümrükleme sayesinde devlet hazinesi, sigorta ve gemi kumpanyaları bu eşsiz üründen kazanç elde ederlerdi.
İzmir'deki yabancı tüccarlar kazançlarını arttırmak ve üreticinin karşısına tek alıcı çıkma gayretiyle 1912 yılında birleşerek "incir tröstü" kurmuşlardı. Yabancıların bu girişimi ise İzmir'de "güç birliği" fikrini ateşlemiş, "milli iktisat" düşüncesini oluşturmuş ve Türkiye'de milli sermayeli ilk tarım satış kooperatifi ve banka, incir sayesinde kurulmuştu.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|