|
 |
|
|
Ege'den bir roman
İz Düşümü / Nihat Demirkol
Yılmaz Karakoyunlu'nun hatip olarak tercih ettiği tantanalı üslûbuyla, ilk kez TRT ekranında tanışmıştım. Birkaç yıl önce, Yesarî Asım Bey'in eserlerinden hazırlanmış bir konserin orta yerinde, konuşma yapmasını istediler kendisinden. "Şimdi sırası mıydı?" diye iç geçirdiğimi hatırlıyorum. Ama Türkçeye hakimiyeti ve akıcı konuşması en az repertuvar kadar alkış almış ve hayranlık uyandırmıştı. Hele bestekârın yokuşun başından aşağılara baktığı ve Zehra Melek Hanım'ın tasvir edildiği bir bölüm vardı ki, hâlâ "bu doğaçlamanın bir kaydını ele geçirebilsem" der dururum. Sonra "Salkım Hanım'ın Taneleri" üstündeki tartışmalar. Kitabıydı, filmiydi derken, bu kez Ege'den bir romanla karşımıza çıktılar. "Bu kitap, içinde adı geçen hiç kimsenin özgeçmişi değildir, sadece romandır..." diyerek karşılanıyorsunuz. Ve hemen farkediyorsunuz ki, bu sadece roman da değildir, Cumhuriyetin özgeçmişinden birkaç yaprak çevirmektesiniz...
* * *
Meandros'tan Çakırbeyli'ye, Ankara'dan Yassıada'ya uzanan ve yakın tarihimizin sayfaları arasında kurgulanmış keyifli bir çalışma. Romanı burada anlatmaya niyetim yok. Ama romanın geometrisinin, Adnan Menderes, Yahya Kemal ve Nazım Hikmet üçgeninde çizilmiş olduğunu hatırlatmak isterim. "Ege'den bir roman" yakıştırmasını iki sebeple yaptım. Birincisi, memleketin kaderine tesir etmiş yılların ilk kıvılcımı hep bu topraklardan göz kırpmıştır; o ateşi yakmak, hep buralara nasip olmuştur. İkincisi yazarın romanına nokta koyduğu yer olarak "Urla" notu düşülmüş. Yetmez mi? Bakmayın Ege'nin şimdilere gözleri açık ve oturmadan uyukladığına; Mazisi temizdir...
* * *
Tarihe meraklı olmayabilirsiniz. Ya da merakınızı uyandıracak hiçbir kıpırtıyla, hiç kimse tanıştırmamış olabilir sizi. Size de pek çok kişi gibi, tarihin sadece küf kokan yüzü gösterilmiş olabilir. Bu ancak sebeptir, mazeret değildir. Çünkü yakın uzak, tarihin o tozlu denilen sayfaları, gerçek ibret vesikalarıyla doludur. Özellikle siyasi tarihimizin, şu içinde bulunduğumuz hassas günlerde, didik didik incelenmesinden yanayım.
* * *
Kitabın sonlarına doğru, kahramanlardan birini şöyle konuşturuyor yazar: "İltifata değil, âkıbete bak Çakırbeyli..." Hemen ardından, Gazi Hazretlerinin Samsun'a doğru yola çıktıktan yedi yıl sonra İstanbul'a dönüşünde, kendisini sokağa dökülerek ve çığlıklarla karşılayanlar hakkında Hamdullah Suphi'nin kulağına şöyle fısıldadığını ilâve ediyor: "Bak bu gördüğün kalabalık, gün gelir, insanı linç etmek için de böyle toplanabilir; onun sevgisine de nefretine de fazla güvenilmez"
"Yorgun Mayıs Kısrakları"nda, herkes farklı birşeyler bulabilir kendine yakın. Bir de Türkçeyi güzel kullanan kalemlere sahip çıkılması borcumuz var.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|