|
 |
|
|
Ada'da hüzün
Fenerbahçe ne için çıkmıştı futbol arenasına... Ünlü rakibinden puan kapmak, başabaş - dişediş bir futbol kavgasını tarihinin sayfalarına kazımak için mi, yoksa geçmiş yıllardaki yenilginin acı rövanşını almak adına varını, yoğunu ortaya koyacağı çok da bilinen Manchester'ın sahadaki her türlü futbol hamlelerini seyretmek için mi?
Oyunu orta sahada kabul etmek doğru bir düşünce olabilir. Ama siz topla üç - beş pas yapma yeteneğinden yoksunsanız, nerede ne yaptığınız hangi işe yarar ki... Geriye beş adamını yanyana kurşun asker gibi dizmekle Manchester'ın dalgalar halindeki gelişlerini hangi dengelerle karşılayabilirsiniz ? Siz rakibin gelişindeki pas şemalarını önceden okuyamayan, pozisyon amalarıyla nasıl, savunma yapıyorum dersiniz... Herkes Alex'ten, Hooijdonk'tan sihirli hareketler ve goller bekliyor. Paslaşma adabı olmayan bir takımda bütün bu falcılığa dayalı umutlar ancak Türkiye'nin kendi hayal dünyasında kurduğu futbol pazarlarında geçerlidir beyler... Avrupa'nın uygar futbol vitrinlerinde asla geçerli olamazlar.
Bir tarafta Tuncay tam bir mahalle maçı anlayışıyla top kovalayıp pas ezerken, rakip takımda Rooney isimli, aynı yaşlardaki bir delikanlı akıllı, uslu saklanmalarla gol kokan pozisyonlara zıpkın gibi sarkıyor ve bilinçli gollerle süslüyorsa Manchester göstergelerini, o zaman oyunun bütününde sizin fazla bir şey yapabilmeniz düşünülenemez. Ronaldo isimli bir geleceğin futbol prensini sahaya sürmeye dahi gerek görmemişti rakip teknik kulübe... Bu gerçek gibi, Ferguson'un Fenerbahçe'yi herkeslerden daha iyi incelediğinin belgesi olmaz mı bu durum dostlar...
İkinci yarıda ilk 45'in tersine biraz kendine gelmiş Fenerbahçe, Manchester'de ise gözlere iğne gibi batan yorgunluk alametleri... Sonrasında Fenerbahçe'nin terse dönen durumdan yakaladığı sayılar. Ama bütün bunlara rağmen iş işten çoktan geçmişti bizim gözlerimizde... Çünkü Fener attıkça düzelen, pas yüzdelerini artıran bir kimlikte değil ki... Bu eksi durum aslında Fenerbahçe'nin hem yurt içinde hem dış maçlarda gündeme düşen en büyük sorunuydu zaten...
Aurelio - Nobre - Serkan gibi isimler dün ikinci yarıyı sırtlayıp Fener'i taşımaya çalışırken Sarı - Lacivertliler'in aslında savunmadaki Deniz'de boğulması dünkü gecenin en büyük kadersizliğiydi. Rakibin sönük başlayan kontrataklarının Deniz'in dökülen futbol makyajlarıyla canlanıp sayıya dönüşmesi bu Fenerbahçe'yi nerede, nasıl ve ne kadar taşır... Bence bunu bilse bilse sadece Tanrı bilir kanaatindeyim.
esenay@milliyet.com.tr
|
|
|

|