|
 |
|
|
Necdet Uğur Bey...
Necdet Uğur Bey öldü. Politikayı hayatı boyunca ciddiye alan, sıradan olmayan, saygıdeğer bir siyaset adamını, gerçek bir Cumhuriyet Halk Partiliyi yitirdik.
81 yaşındaydı.
Türk siyasetinde iz bırakarak bir başka dünyaya göçtü. Yaşamı boyunca Türkiye ve dünya hallerini yakından izledi. Bu ülkenin temel sorunları üzerinde kafa yorarken kolaycı yolu hiç benimsemedi.
Bir başka deyişle:
Sorunların yanına çözüm arayışlarını da koymaya özen gösterdi. Bu topraklarda geçerli siyasal bir illetin her zaman farkındaydı. Sorun biriktiren ama çözüm üretmeyen siyasal yapıyı değiştirmeksizin önümüzün açılamayacağını her fırsatta savundu.
Devletin içinden geliyordu.
Mülkiye mezunuydu. Emniyet Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı yapmıştı.
Devleti önemserdi.
Demokrasiyi de önemserdi.
Demokrasiyi önemsediği için de devletin adam edilmesi gerektiğini çok iyi bilirdi. Türk devletini köklü reformlarla değiştirmeden bu ülkede siyasal istikrar ve demokrasiye giden yolun kolay açılmayacağını bilirdi.
Devlete demokrasi götürmek konusunda ilginç sohbetlerim olmuştu Necdet Uğur Bey'le. Devlet ve demokrasiyi düşünürken toplumda eğitimi, elitin rolünü göz ardı etmezdi. 1978 - 79'daki Milli Eğitim Bakanlığı döneminde eğitim ve üniversite reformu için aydınlarla çok iyi ilişkiler kurmuştu.
Necdet Uğur Bey'i 12 Mart döneminde, 1970'lerin başında tanımıştım. Hep İsmet İnönü'nün yanı başındaydı.
Parlamentonun loş koridorlarında çaylak bir muhabir olarak koşturmaya başladığım yıllarda, Necdet Uğur Bey'in yüzüne bakar, devlet gibi adam derdik. Sonra yıllar geçti, asık yüzlü maskenin arkasındaki Necdet Uğur Bey'i tanımaya başladım.
Yumuşak, hoş bir insandı.
Sohbeti tatlıydı.
1979'da Cumhuriyet'in Ankara temsilcisi olduğum zaman Necdet Uğur Bey Milli Eğitim Bakanı'ydı. Bir gazeteci olarak birtakım haber kanallarının açılmasında bana yardımcı olmuştu.
Ecevit'ten fazla hoşlanmazdı.
Devlet adamı kumaşını beğenmezdi.
Devlet adamı deyince, Necdet Uğur Bey için İsmet İnönü'ydü bir numara olan. Türkiye'nin çok partili demokrasiyi İsmet Paşa'ya borçlu olduğunu düşünür, savunurdu.
12 Mart darbesi döneminde, zamanın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç'la CHP lideri İsmet İnönü arasında geçen bir tartışmayı kendi ağzından dinlemiştim. Necdet Uğur Bey, bu tartışmayı 12 Eylül darbesinden birkaç ay sonra Cumhuriyet'in ikinci sayfasında makale halinde yazarak 12 Eylül'cüleri uyarmaya çalışmıştı.
Tağmaç Paşa 12 Mart'ta bir gün İsmet Paşa'ya özgürlüklerden yakınır. Özgürlüklerin kötüye kullanılmasına karşı kendisine akıl danışır. İnönü'nün yanıtını, o buluşmanın tek tanığı olan Necdet Uğur Bey not eder:
"Sen benden tılsımlı anahtar istiyorsun. Zorlukla karşılaştığında kapıları hemen açıverecek tılsımlı bir anahtar... Cemiyetlerin hayatında tılsımlı anahtarlar yoktur. Demokrasinin yerleşmesi sabır ister, sebat ister. Fransız İhtilali'nden sonra iki defa krallık geldi. Şimdiki Beşinci Cumhuriyet'tir. Bizde de yıllar geçtikçe şikayetler azalacak, demokrasiye müdahaleler seyrekleşecek, hafifleyecektir. Hür vatandaş ve hür cemiyet olarak yaşamak, her suretle, Türk milletinin hakkı ve liyakatidir." (*)
Bu bir demokrasi dersiydi.
Ve Necdet Uğur Bey, bu dersin çerçevesini oluşturan İsmet İnönü çizgisine yaşamı boyunca sadık kaldı. Siyasete askeri müdahaleleri benimsemedi. Özellikle 12 Eylül'ün Türk siyasetine vermiş olduğu zararın altını hep çizdi.
1980'li yıllarda daha sık görüşmeye başlamıştım Necdet Uğur Bey'le. Ben Cumhuriyet'in Genel Yayın Müdürü'ydüm. O da yasaklı bir siyaset adamı. Cumhuriyet gazetesini bir kurum olarak önemserdi. Başyazarımız Nadir Nadi'ye saygısı büyüktü. İlhan Selçuk'u uzun yıllardır tanır, beğenir, sever, radikalizm anlayışını pek fazla benimsemese de ilgisini ondan hiç eksik etmezdi.
Yıllar geçip Cumhuriyet'te vazo kırılınca gerçekten üzülmüştü. Vazonun kırıldığını, parçaların artık bir daha yapıştırılamayacağını ona anlatmaya çalışmıştım. Anladığını sanıyorum. Ama yüzüme karşı bunu ifade etmekten kaçınmıştı.
Sevdiğim, değer verdiğim bir insanı kaybettim. Necdet Uğur Bey'i rahmetle anıyorum.
—————————
* Necdet Uğur'un 25 Aralık 1980'de Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan bu makalesi, Yapı Kredi Yayınları'ndan 1995'te çıkan İsmet İnönü isimli kitabında da yer alır.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|