Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 29 Eylül 2004 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
F


"Volta atarken yazacaklarım üzerine bir hayli düşündüm. Düşündüklerimin ancak onda birini yansıtabildim. Anlatmakta ben basiretsiz ve dimağımda dönen kelimeler kifayetsiz kalınca..."

13 Eylül günü, Çankırı'da biri, erken saatlerde uyandı. O gün ne yapacağı konusunda düşünmesi gerekmiyordu. Kahvaltıda canının ne istediğini, bugün dışarı çıkıp çıkmayacağını da bilmesi gerekmiyordu bu adamın. Bir yere de yetişmesi gerekmiyordu. Bugün bir yere gitmeyecekti bu adam. Yıllardır bir yere gitmiyordu zaten. O "gitmişti" zaten. Devlet babanın rahimsiz, karanlık karnına atılmıştı.
Adam, yine cezaevinde uyanmıştı. O gün yapacak tek bir işi vardı. Bu adam, 13 Eylül 2004 günü, muhtemelen ikindi saatlerinde bana bir mektup yazacaktı.
"Bu mektubu size iki sebepten yazıyorum. İlk sebebim, yeni hazırlanan Ceza İnfaz Yasası'na ilişkin. Yüz on yedi insanın hayatına ve yüzlerce insanın -yazılışından ziyade illetine yakın olduğum - Korsakoff hastalığıyla sakatlanmasına yol açan F Tipi cezaevleri, yaşanan ölümlerle hâlâ gündemdeki yerini korurken, şimdi de tek tipleştirmeyi amaçlayan tek tip elbise, zorunlu çalışma, en küçük demokratik tepkinin kimi cezalara tabi tutulması, 'Bir hayalim var, çünkü özgürüm' diyen insanların hayallerini ve düşünsel özgürlüklerini tahakküme alarak iradesizleştirmek isteyen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Yeni tasarıyla, tecrit, hak gaspları, keyfi ve baskıcı uygulamalara yasallık kazandırılmaya çalışılıyor. Sanki mahrumiyetin bu yutak yerinde yaşadığımız azmış gibi..."

B - 5 odası
13 Eylül 2004 günü Çankırı E Tipi Kapalı Cezaevi'nin B - 5 odasında uyanan ve bu mektubu yazan adamın adı Hacı Canpolat. Çok odalar var böyle. Çok sabahlar oluyor, hiçbir yere gitmeyecek adamlar ve kadınlar yataklarından kalkıyor. Yüzlerce mektup var masada, voltalarda planlanmış. Bu mektuplar cevap beklemiyor. Bu mektupların beklediği, benim bir şey söylemem. Başka yazarlara da gidiyor. Sözün, yazının değil, insan hayatının bile - içeride veya dışarıda - hiçbir ağırlığının kalmadığı bir yer burası. Bir yangına bir karıncanın götürdüğü tek katre su gibi mektuplar; "Hiç değilse safımız belli olur" diye. Neredeyse...

Ölü çocuk madalyalar
Ne diyeyim ben? "Tek tip elbise insanın dışından başlayarak içine yapılan bir taarruzdur" mu diyeyim? "Zorunlu çalıştırma insanın kendi zamanı üzerinde kurulan insanlık dışı bir tahakkümdür" mü diyeyim? "İçeri - ya da kalabalıkların dışına - tıkılan bu insanları, içeride de ruhlarının son damlasına kadar 'sağaltmaya' çalışmak cezalandırmak konusunda en vahşi açgözlülüktür" mü diyeyim? "Bir eylem biçimi olarak ölmek, en basit anlamıyla 'azaltıcı' bir yöntemdir" de diyeyim mi? "Korsakoff hastaları iktidarın göğsünden sarkan ölü çocuk madalyalarıdır" da demeli miyim? Dedim işte. Dedim.
13 Eylül 2004 sabahı nasıl uyandınız siz? Nerede uyandınız? Kahvaltıda ne yediniz? Hiç mektup yazdınız mı 13 Eylül günü?
Kalabalıklar, kurbanları görmek istemezler. Bu, karşılığını veremeyecekleri bir öfke yaratır onlarda. Bunu hissettirdiği için kendilerine, insanlar aslında, tuhaf ama böyledir, kurbanlara öfkelenir. Bu yüzden işte 13 Eylül sabahı siz başka bir yerde uyandınız. Ben de. Kahvaltı için bir şey seçtik kendimize. Ben de öyle yaptım. Biz o sabah hiç mektup yazmadık. Mektuplar bizi "kızdırmayacak" yerlerde yazılıyor. Muhtemelen - bugünün tarihi ne? 29 Eylül mü? - bu sabah da biri uyandı. Şimdi siz bu yazıyı okurken o adamın bugün yapacağı tek iş bana bir mektup yazmak. Şimdi. Şu anda.

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Kemalizmde reform
KARA Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanı...
Çetin ALTAN
Eylül sonunda bu ne sıcak yahu!
EYLÜLÜN son günlerinde böylesine sıcak olur m...
Melih AŞIK
Kurdoğlu'nun suçu!
Önceki gün kaybettiğimiz değerli tiyatro sana...
Fikret BİLA
Memura maaş zammı
Memur sendikalarıyla hükümet arasındaki görüş...
Hasan CEMAL
Necdet Uğur Bey...
Necdet Uğur Bey öldü. Politikayı hayatı boyun...
Güneri CIVAOĞLU
Deli dana
İstanbul Deri ve Zührevi Hastalıkları Hastane...
Abbas GÜÇLÜ
İstanbul Üniversitesi'nde rektör kim olacak?
Kemal Alemdaroğlu'nun görevden alınmasıyla bo...
Hurşit GÜNEŞ
Petrol fiyatı bir türlü düşürülemiyor!
Petrol fiyatları hala çok yüksek seyrediyor. ...
Nail GÜRELİ
Self servis kriz
Türk Ceza Kanunu = Zina "krizi" sürecinde hep...
Sami KOHEN
Zor komşu...
KOMŞU ülkelerin liderlerinin Türkiye'yi ziyar...
Mehmet Y. YILMAZ
Tepki göstermek medeniyet ister
Bir gazetede günlük yazılar yazıyorsanız, yaz...
Hasan PULUR
Necdet Uğur...
"BİR bir uzaklaşıyor sevdiğim insanlar
Meral TAMER
Türkiye'nin AB'ye kattığı popülarite
Brüksel'e adımınızı atar atmaz, Türkiye - AB ...
Ece TEMELKURAN
F
13 Eylül günü, Çankırı'da biri, erken saatler...
Yaman TÖRÜNER
Parayı sıfırlarından arındırma
Geçen hafta, İktisadi Araştırmalar Vakfı'nın ...
Osman ULAGAY
AB'ye hiçbir dönemde bu kadar yakın olmamıştık
Belçika'nın ve Avrupa Birliği'nin başkentine ...
Güngör URAS
Memur da, hükümet de haklı (...fakirlik başa bela)
Memur konfederasyonları, en düşük memur maaşı...
M. Ali BİRAND
AB'yi yeniden tartışmalıyız
Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Pazartesi günkü MA...

© 2004 Milliyet