|
 |
|
|
Onun modeli karısıydı
Amerika'daki yaşam biçimini en iyi anlayan, yakalayan ve resmeden sanatçı olarak nitelendirilen Edward Hopper'ın haşmetli koleksiyonu Londra'nın ünlü sanat galerisi Tate Modern'de sergilendi
londra
Vakit buldukça Tate Modern'e giderim öylesine. St. Paul Katedrali'nin karşısındaki merdivenlerden inerek Thames üzerindeki yaya köprüsü Millennium'u geçmek büyük keyif verir bana. Yıllarca metruk kaldıktan sonra nihayet tamir edilen eski elektrik santralı, bugünkü "sanat hazinesi" o geniş ama özentisiz mekana yaklaştıkça, "Acaba bu sefer neler göreceğim?" düşüncesi heyecanlandırır beni. Her zaman yeni bir sergi, yeni bir olay vardır mutlaka.
İşte böyle bir sıcak yaz günü galerinin kapısına vardığımda "Edward Hopper" pankartları ile karşılaşmak bütün beklentilerimin üstündeydi.
20 yıldan fazla bir zamandır Hopper ilk defa böylesine haşmetli bir koleksiyonla karşımdaydı, daha doğrusu olacaktı. Sergiye girebilmem için bir saati bilet kuyruğunda, üç saati de galeriye girebilmek için, dört saat beklemem gerekiyordu. Şüphesiz bekleyecektim ama beklerken de iki şıktan birini seçecektim. Ya daha evvel defalarca gördüğüm yapıları gezecek ya da Thames kenarındaki o eski pub'da bu sene daha yakından tanıdığım şarabı içecektim. Ne yalan söyleyeyim, ikinci şıkkı seçtim.
11 odayı dolduran sergi sanatçının 60 yıl süren sanat yaşamının tümünü kapsıyordu. Eleştirmenlere göre, diğer Amerikalı ressamlarla karşılaştırıldığında yapıtları ile ülkesinin yaşam biçimini en iyi yakalayıp resmedendi. Realistti ve kendi ifadesiyle "küçük kasaba ve kenar mahalledeki terli, bayağı ama çarşaflı yaşam görüntüsünün ardında gizlenmiş keder, yalnızlık ve boşluğu" resmediyordu ama görüntüleri bu yerel dokuyu çabucak aşarak evrensel boyutlara kolayca ulaşıyordu. Yol kenarı restoranlarının pencerelerinden karanlık geceye süzülen ışıklar içinde gördüğünüz yorgun barmenin yüzündeki bıkkınlık, tırnakları ojeli parmakları arasındaki sigarasını boyalı dudaklarına götüren genç kadının yanında oturan iyi giyimli genç adama sahte tebessümü, evrak dolabından bir şeyler alan sekreterin masasında çalışan patronuna aceleyle fırlattığı bir bakış nelerin beklentisiydi acaba? Yere bir kağıt düşmüş. Yakalanan görüntüde biraz evvel ne oldu, şimdi neler olacak sorusu hep aklınızda. Bu size sürekli soruluyor adeta. Hopper'ın cevabı: "Görüntünün bir öyküsü yok çünkü bir şey kastedilmiş değil." Yine de erotik bir atmosfer bu. Seyirci bunun farkında. Resmin ismi de "Size Güvenerek; 1005 No'lu Oda" zaten.
50 yaşındaki karısını genç bir kadın olarak resmetti
Evlendikten sonra Hopper, kadın model olarak yalnızca karısını kullanır. Karısı başka modele izin vermez. O sıralarda karısı 50'lerinde olmasına rağmen Hopper onu genç bir kadın olarak resmeder her seferinde.
Seyirciye hatırlatılan bir başka öğe de günün saati. Birçok eserin adı zamanla ilgili. "Cape Cod Akşamı", "Cape Cod'da Güneşin Batışı" (1939), "Geceleyin Ofis" gibi. Hopper için günün saati doğal ve yapay ışığın dramatik biçimde kullanılması açısından çok önemli. Işığı içeriye veya dışarıya sızdıran pencere, resimlerinde sık sık kullandığı bir araç. Gölgeler, karanlıkla aydınlığın çatışması, kullandığı bir başka kontrasta taşıyor seyirciyi: İç mekan-dış mekan çatışması (Neden sevdiğim anlaşılıyor sanırım. İkizler burcunun sanki ruhunu okuyor Hopper. Kendimdeki tezatları onun resimlerinde buluyorum). Amerikan mimarisinin ürünü tipik taş binaların sebebiyet verdiği, örneğin otel lobilerindeki kadının yalnızlığı veya böyle bir binanın önündeki bir başka kadının erotizmi ile psikolojik gerilim ve yalnızlık iç mekanda da dış mekanda da mevcut.
İçinde yaşanmıyor izlenimi veren evler, özellikle deniz fenerleri Hopper'ın sık sık resmettiği mekanlar. Yanıp sönen ışığı gecenin karanlığında çığlıklar atan fener motifi onun gibi aydınlık, karanlık, gölge motiflerine saplantısı olan bir sanatçı için vazgeçilmez yalnızlık, boşluk simgeleri... Karısı Josephine'in sözleri oldukça yerinde olmalı: "O fenerlerle kendini resmediyor."
En ünlü resmi
"Gece Kuşları"
Edward Hopper 1882'de New York'un kuzeyinde küçük bir kasabada doğdu. Dükkan sahibi babası onu bir resim okuluna gönderdi. Okulu bitirip Paris'e gittiğinde 24 yaşındaydı. Picasso gibi çağdaş sanatçıların yerine Sisley, Monet gibi ressamların etkisinde kaldı.
"Gece Kuşları" Hopper'ın en ünlü resmi. En iyisi mi? Kim bilebilir ki? Böyle bir sanatçının "en iyi resmi" diye bir şey olabilir mi?
"İki caddenin birleştiği Greenwich üzerindeki restorandan esinlendim. Sahneyi oldukça basitleştirerek restoranı gerçeğinden daha büyük yaptım. Büyük ihtimalle bilinçaltım büyük şehir yaşamının yalnızlığını resmetmemi söylüyordu" diyor Hopper. Resimde geniş pencereden aydınlık içeriye baktığımızda dört kişi görüyoruz. Bir çift, karşılarında arkası bize dönük orta yaşlı izlenimini veren bir adam ve beyaz üniformalı, yorgun yüzlü barmen. Yalnızlık ve ayrılık sadece bize özgü değil. İçeridekilerin de birbirlerinden kopuk olduğunu hissediyorsunuz. En "canlı" olan yine de barmen. En azından o anda yapmakta olduğunu düşündüğünüz işin bir gerçekçiliği var.
Hopper'ın son eseri "İki Komedyen". Hopper bir kadın ve erkek komedyeni oyunlarının sonunda seyircilerini sahnede selamlarken resmediyor.
|
|
|

|