|
 |
|
|
24 saatlik saçmalık
Saati sabahın körüne kurmuşum... Uzatmalar hariç bir maç süresi kestirir, uçağa yetişirim diyorum. Koca bir pazartesi akşamını "kanallararası spor kovalamacasıyla" geçirmişim, yine de doyamıyorum. Zapladım ve İsmet ağabeye yakalandım. Güven Taner ve Atıf Keçeci'yle keyifli bir sohbete girişen İsmet Tongo, ballandıra ballandıra anlatıyor Galatasaray'ın son devlet vurgunu Seyrantepe'yi... Artık Aslantepe olmuş ismi. "Beleştepe" daha uygundu, ama neyse. Ardından Del Bosque!.. "Şeref Tribünü'ne Reha Muhtar bağlanıyor ve anlıyorum ki, "paranoid" bir yolculuğa çıkıyorum. Çünkü rota Bilbao. Yol arkadaşlarım Trabzonsporlular...
Ve ortada Trabzonspor'un dibini oymaya çalışan bir Beşiktaş var. Kimse kılıf bulmaya uğraşmasın; aynen böyle maalesef ! Ortak hedefin yarışçıları arasında böylesine garip teklifler, şayet çaresizlik ve şaşkınlıktan kaynaklanmıyorsa - ki bu şıkkı Beşiktaşlı yöneticiler asla kabullenmiyorlar- geriye "iyi niyetli" bir seçenek kalmıyor.
Derebeyi üç büyükler
Uykuya ciddi şekilde borçlanarak aynen Temel fıkrasında olduğu gibi önce Trabzon'a uçuyorum. Bir buçuk saat geriye; sonra beş buçuk saat ileriye... Üstelik de Trabzonspor gibi gergin bir kafileyle.
Yahu yazık değil mi bu takıma ? Lig başlamadan iki yıldızından birine Fenerbahçe talip oldu, kimilerimiz lafı "Türk sporunun ali menfaatleri için Gökdeniz'i, Fenerbahçe'ye vermelidir"e kadar getirdi. Ne demekti bu:
"Sen bir garip takımsın, senin neyine yıldız futbolcu" değil mi ? "Ver Gökdeniz'i, Manchester'den altı yerken, bari üç atsın Fener"!..
Bu üç büyükler futbol aleminin "derebeyleri"... Tabi misak - i milli içinde. Eloğlu derebeylerin deresine kanalizasyon bağlıyor işte. Lakin Türkiye'de malın da, adamın da, parsanın da en iyisi onlara gidecek, "aşağıdakiler", kalanlar arasından kendine malzeme seçecek...
Ayıptı ! Trabzonspor derinden yaralandı, ama atlattı. Bu sefer de "ver bakalım hocanı"!..
Bir airbus dolusu kafilenin tek konusu bu. UEFA maçına mı gidiyorlar, Ağır Ceza'da mı yargılanıyorlar belli değil. Her köşede üç - beş kişi "ne olacak hocanın işi" hadisesini fısıldaşıp duruyorlar.
İmaj kurbanı Doğan
Trabzon hava alanı transit salonunda sabahın ilk ışıklarıyla bekliyoruz ki, Ziya Hoca gelsin, şöyle açık ve net şekilde söylesin:
"Gitmiyorum kardeşim"...
Veya tam tersi; "Bu hafta sonu Beşiktaş'ın başındayım".
Ona da razıyım... Yeter ki, hocanın "elini" görelim.
Ziya Doğan belli ki Beşiktaş'ın alicenap teklifi ile hafifçe kendinden geçmiş, olayı kestirip atmak yerine, ortaya çıkan yeni Ziya Doğan imajını birkaç saat daha manşetlerde görmek yolunu seçmiş. Kaçamak yanıtlar, netlikten uzak cevaplar. Aklıma sabaha karşı İsmet Tongo'nun çizdiği şablon geliyor, "Gidiyor galiba" diyorum ben bile.
Aslında üç hafta önce yazmıştım: Üç vakitte üç büyüklerin üçte ikisi millileşecek ve yerli hocalara dönecek diye. Yani, Ziya Hoca treni tam anlamıyla kaçırmış olmayacaktı yerinde ve acil bir karar verebilse. Ama o en kötüsünü yaptı. Bir günlük saltanat için kafalarda soru işaretleri bıraktı. Peki Süper Lig'in zirvesinde ve UEFA grubu peşindeki Trabzonspor'un ne suçu vardı? Oturduğumuz apartmanın yöneticisi değişecek olsa "meraklanan" bizler, yirmili yaşlarını süren Trabzonsporlu futbolcuların yürek sıkıntılarını anlayabilir miydik acaba?
Daum'un teknoloji harikası
Deplasmanın tatsızlığı, uçaktaki yemeklerden, hava alanından otele transfer eden otobüslere kadar bulaşmıştı. Bekleye bekleye Bilbao'ya vardığımızda Fenerbahçe - Manchester United maçının başlamasına az kalmıştı. O saatten sonra maçın yayınını alan bir televizyon bulmak, İngiltere'den üç puan çıkarmaktan zor geliyordu hepimize. Cengiz Alpman ve Naci Yalınkılıç ustalarla yaşadığımız nostaljiyi işte bu imkansızlıklar yarattı.
Benim emektar laptop ile internete girip, oradan TRT 1 radyosuna ulaştığımda dünyalar bizim olmuştu ve Cengiz ağabey, çocukluğunda ajansı dinlerken radyonun önünden geçmenin bile yasaklandığını anlatıyordu.
Teknolojinin günceliyle yayının ilkeline dönmüş, bilgisayar marifetiyle maçı radyodan takip edebiliyorduk. Aslında Daum'un takımı Fenerbahçe'nin koşullarıyla koşut bir durumdaydık ya; neyse...
Hesaplaşma zamanı
Eurosport'tan Real Madrid - Roma görüntüleri eşliğinde Manchester - Fener maçını dinlerken, aklıma Daum'un "Rooney ilk on birde karşımıza çıksa da önlemimiz hazır" demeci geldi. Şampiyonlar Ligi için inatçı çocuk gibi tutturduğu Rüştü, kötü mü oynuyordu ne ? O sırada Real Madrid bir baraj kurdu ki, fiyatı Keban Barajı'na yakın; Figo, Zidane, Beckham. Ben senin yerinde olsam, çoktan dönmüştüm be Del Bosque ustam !
Biraz önce Ziya Doğan "Trabzon'da kaldığını" açıklamış; geride bıraktığım yirmi dört saatin tuhaf güzergahı, yapay endişeleri, karmaşık iletişimi, üst üste çakıştı aklımda.
En büyük ümitlerimiz fos çıkıyordu. En önemli transfer girişimleri hiç yaşanmamış gibi başa sarıyordu. En büyük masraflar üç kuruş etmiyordu. Yoksa bizde mi bir hata vardı?
Açıkçası Bilbao'dan öyle gözüküyordu. Gündelik saçmalamalar birikiyor, davranış biçimi olarak çıkıyordu karşımıza. Üstelik "saçmalayanlar" prim görüyordu.
Ve bir duvara toslayınca... İşte o zaman tüm saçmalıkların defteri tekrar açılırdı güzel ülkemizde. Galiba o günler yaklaşıyordu.
Şalteri indirdiler
Peki bugün Trabzonspor ne olacak ? Bu rövanştan, bir grup şansı çıkarabilecek mi? Bence en çok Beşiktaş yönetimi dua etmeli Trabzon'un başarısı için. Çünkü öyle bir gaf yaptılar ki, Türk futbolunda azıcık kalmış bir huzur varsa, onu da ortadan kaldıracak şalteri indirdiler. Tam bir saçmalıktı son 24 saat.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|