|
Deli dana, 34 yıldır politika sözcüğümüzde var!
Bir de deli dana çıktı başımıza. TV ekranlarında, gazete manşetlerinde bu hayvanın ismini taşıyan hastalığın insan beyninde yaptığı tahribat belirtileri öyle teferruatlı anlatılıyor ki, çoğu insanımızın bunlardan birinin kendinde olduğu şüphesine kapılmaması mümkün değil!
Doktor arkadaşlarla konuştum. Eş dost, eski hasta, yeni hasta herkes telefon ediyor soruyormuş: "Kendimde şöyle şöyle belirtiler hissediyorum acaba deli dana hastalığına mı tutuldum?"
Aşırı asabiyet. Diş gıcırdatma. Davranış bozukluğu. Konuşma bozukluğu... unutkanlık. Başı sağa sola sallama vb.
Hastalığın belirtileri böyleymiş. Sonra efendim, virüsün 10 yıllık kuluçkalanma dönemi varmış, böylece vücuda yayılıyor. Beyne gidip oradaki hücreleri de öldürüyor, beyni süngerleştiriyormuş!
Ve TV ekranlarında, arka ayakları felç olmuş bir talihsiz dananın yürek yakan çırpınışları! Ee yani, içimiz dışımıza çıktı!
Zaten moraller bozuk, şimdi çoğu insanımız kendisinde bir şeyler arıyor "Acaba ben deli dana hastası mıyım?" diye!
İnşallah bu konu, bu tartışmalar kesilir veya bizler de fazla allayıp pullamayız!
Kimin sözü?
Deli dana hastalığı ilk 19 yıl önce ortaya çıkmış diyorlar! Bir yanlışlık olacak! Ben bunu 34 yıl önce ilk kez ünlü devlet adamlarımızdan Dr. Kemal Satır'ın ağzından duymuştum.
Kemal Satır bakanlık, başbakan yardımcılığı yapmış CHP'li siyasetçi, doktor. Lafını esirgemeyen, dürüst, sağlam bir politikacıydı, Allah rahmet eylesin.
Hiç unutmam, Milliyet'in Ankara temsilcisi olarak Meclis'e gittiğim ilk gün, genel kurul salonunda kavgalı saatler yaşanmıştı. Koridorlarda gergin bir hava vardı. Tekme, yumruk bile atılıyordu zaman zaman.
O sırada arkadaşlarıyla bir köşede sohbet eden Kemal Satır'ın yanına gitmiştim. Ne demişti bana biliyor musunuz?
- Yahu Yılmaz, hoş geldin Ankara'ya ama İstanbul'da rahat rahat çalışıyordun. Ne işin var bu deli danaların arasında?
Bu deli dana lafı daha sonra saldırganlıklarıyla tanınan politikacılar için de kullanılmış, böylece deli dana siyaset edebiyatına da girmişti! (Sanırım dostum Altan Öymen de hatırlar).
Hastalığı ise 10 yıl sonra duyuldu.
Her hastaya aynı ilaç şifa vermez ki?
Sağlıkla ilgili konular okuyucu için her zaman ilgi çekici olmuştur. Bir süre önce çok az yer veriliyordu sağlık sütunlarına... ama şimdi patlama halinde, gazete sütunları polikliniğe döndü!
Ama ben yıllardır bu sütunların en sadık okuyucularından biriyim.
İyi güzel hep beraber her şeyi öğreniyoruz ama teferruat kafaları karıştırıyor, moral bozmuyor mu? Hele bazı doktorlarımızın veya sağlık yazarlarının, hastasına görmeden reçete yazar gibi ilaç ismi vermeleri sanıyorum büyük yanlış!
Her tansiyon ilacı her tansiyonu olana verilemez ki! İlaç herkese de aynı etkiyi yapmaz ki. Veya kalp ilaçları veya antibiyotikler, hepsi hepsi...
Doktorlar hastalarının diğer hastalıklarını, şartlarını ve yan etkenleri dikkate alarak ona göre ilaç verirler. Ve ayrıca moral kırıcı laflar da etmezler! Yazıyla, görüntüyle ilaç ismi önermek büyük hatalara yol açabilir! Sanıyorum tıp etiğine de aykırı bir durum bütün bunlar!
|
|