|
 |
|
|
Hukuk üzerine...
Soruyorum / Süha Tanrıöver
Bildiğiniz üzere "hukuk" kelimesi hak kelimesinin çoğulu, "haklar" anlamına geliyor. Hukukun temel sorunlarından başlıcaları da hakların neler olduğu, nasıl kullanacağı, nasıl korunacağı, kötüye kullanılmaların nasıl önleneceği gibi konular.
Tabii, bir de bu hakları kullanacak kişilerin mevcut olmaları gerekiyor, bunlar da gerçek ve tüzel kişiler.
Hukuksal kurallar, hakları kullanmayı talep edebilecek ve bunları eylemli olarak kullanabilecek kişiler için var.
Toprağıyla birlikte satılan serfin, Sultan tarafından, "Kesik baş öyle olmaz, böyle olur!!" diye gösterilmek üzere kafası kestirilen garibanın ne hakkı olabilir.
İnsana yakışır şekilde düzenlenmiş hakların mevcut olduğu ve kurallara bağlandığı, büyük çoğunluğun kurallarla uyduğu, uymayanların bedelini ödediği sistemlere, "hukuk devleti" deniyor. Bu sistemlerde yönetenler de, tıpkı yönetilenler gibi, kurallarla bağlıdır. "İnsana yakışır şekil" kriteri "kanun devleti - hukuk devleti" ayrımının temelini oluşturur.
* * *
T.C. devleti ve toplumu ile hukuk kavramı arasındaki ilişkinin sağlıksız olduğu kanısındayım. Arada sevgi - nefret, kabul etme - reddetme tarzında yaşanan bir ilişki mevcut.
Hukuku kendi çerçevesi içerisinde değerlendirmek ve uygulamak değil hedef. Bunun yerine, onu (hukuku) amaca ulaşabilmek için "araç" haline getiriyoruz. Böylece, diğer bir çok kavram gibi, bu kavramın da içi boşalıyor, ciddiyetini yitiriyor.
Örneğin, bu ülkede devamlı af çıkar. Bu şekilde yasalara uyanlar cezalandırılır, uymayanlar ödüllendirilir. Neredeyse tüm apartman kapıcıları, yaptıkları gecekondular sayesinde apartman sahibi oldu, yasalara saygılı gariban öğretmenler hala kira öder.
Bir yandan ülkemizde yurttaşların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakları mevcuttur. Uluslararası anlaşmalar en üst hukuk normu olarak tanınır ve iç hukuk kurallarından önde ve önce gelir.
Ancak öte yandan, bir örnek olarak, son günlerdeki gelişmelerle, zina suçu yeniden oluşturulmaya çalışılır.
Devlet işi gücü bıraksın, yargısıyla, kolluk güçleriyle zamparaların, aşüftelerin peşine düşsün diye öngörülür.
* * *
Alışılmış -hatta kanıksanmış- tabiriyle Türkiye, en büyük dönüşümlerinden birini gerçekleştiriyor.
24 Ocak kararlarıyla başlayan bu son dönüşüm duraklamalar, tereddütler, bazen geri kaymalara rağmen devam ediyor. Özellikle son üç yıldan beri gerçekleştirilen reformların temel motifini, tebaalıktan yurttaşlığa geçme çabaları oluşturuyor. Yurttaşlara daha çok hak tanınıyor, demokratik yaşam kalitesinin yükseltilebilmesi açısından hukuksal engeller kaldırılıyor ve, geçmişte örneklerini yaşadığımız paradoks burada gene karşımıza çıkarak, bunları "gerici" olduğu iddia (kabul) edilen bir siyasal parti gerçekleştiriyor.
Sadece bu olgu dahi, "hukuk" konusunda nasıl bir kavram karmaşası içinde yaşadığımızın göstergesidir sanırım.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|