Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 02 Ekim 2004 / Cumartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Kemanda 'mi' telinin titreşimleri...


POLİTİK kavgaları; kemanların baltayla çalındığı, notaların da idam sehpalarında takılı durduğu garip bir orkestranın, senfonilerine benzeyen "Üçüncü Dünya" ülkelerinde; "kalem insanları"nın çileli filmleri her zaman ekransızdır.
Dün sabah saat 7 haberlerini izlerken...
7.30'da da gazeteler geldiğinde...
Bir hava boşluğu dolaştı sanki içimde ve gözlerim Milliyet'in sürmanşetine takıldı "Hadi yahu..." diye diye...
Serdar Turgut apar topar hastaneye kaldırılmıştı; hem de Genel Yayın Yönetmenliği'ne getirildiği Akşam gazetesinde, yeni görevine resmen başlayacağı gün...
Birkaç hafta önce Duygu Asena ile ilgili haberleri ve kendi yazılarını okurken de, dikenli sam rüzgarları ortasında pusulasız bir topallamaya uğramıştım.
***
Kalem insanları...
Kemanların baltayla çalındığı bir ortamda, onların kemanlarındaki "mi" tellerinin titreşimleri...
Belleğimde geriye doğru kalkan trenlerde, gövdelerinin ihaneti de dahil, her türlü belayı yenmiş kalem insanları el sallamada...
Bataklıkta bale yapmanın da, tanrısal bir güçlülüğü vardır.
Hüseyin Cahit'te de vardı o güç, Refik Halit'te de, Necmeddin Sadak'ta da, Reşat Nuri'de de, Akagündüz'de de...
Kuşaklar değişse de, sürer gider o gücün halkaları...
Duygu'da da var o güç, Serdar'da da... "Mi" tellerinin titreşimlerinde, gizemli yalnızlıklarının yankılanması boşluklarda kaybolsa da, sürdüreceklerdir şarkılarını...
Yüzde yüz sürdüreceklerdir, sürdüreceklerdir şarkılarını...
***
"Üçüncü Dünya" ülkelerinde, Hazine'den geçinenler takımının, tanımlamasını dahi bir türlü yapamadıkları "devlet" kavramını kutsallaştırma tepinmeleri, bazen iyice angutolojik ve sıkıcı oluyor...
İstanbul'da beklenen büyük depremin panzehirini, "eğitim"in geliştirilmesinde arayanlardan tutun da; Susurluk kepazeliğini "her devlette olağandır bu" kremasıyla tatlandırmaya kalkanlara; "devletin güvencesi"ni, "bireyin hak ve özgürlükleri"nin üstünde görerek; güvence açısından yapılan harcamaları cilalamaya ve neredeyse 150 bin resmi arabanın, yılda 1.5 milyar dolar tutan bakım savurganlığını da alkışlamaya sıvananlara dek; bin bir demagoji salatasının "açık oturum" furyası yaygınlaştığında...
***
Kolombiyalı esprili ressam ve heykelci Botero'nun sanat albümleri yetişiyor imdada...
Şişirilmiş balon bebeklere benzeyen, bütün eklemleri ve yüzleri yusyuvarlak, şişmanın da şişmanı kırmızı balerinlerin dans egzersizleri...
Aynı üslupta yapılmış, biraz da çocuk resimlerini anımsatan, bol kırmızılı, siyahlı, yeşilli matadorlar...
Aman aman iyi ki varsın Botero...
***
Kendi saray kültürümüzden de, hem gülümsetecek, hem de ağzımızı bir karış açık bırakacak bir oyalanma vantilatörü arandığımızda; H. Örcün Barışta'nın Kültür Bakanlığı'nca yayımlanmış "İstanbul Çeşmeleri" belgeselini karıştırmak hoş mu, hoş oluyor...
Tarihsel çeşmelerin, kara bir delikten ibaret kalmış çeşme boşluklarıyla kuraklıkları ve çöplüğe dönüşmüş mermer yalakları bir yana; üstündeki kitabelerde de, aşırı zorlama bir padişah övgüsü...
1732'de I. Mahmut için yazılmış Taksim'deki bir kitabe şöyle başlıyor:
"Şehenşah - ı cihan Mahmut Han'ın kevser - i lütfu..."
***
Bir de İlhami Soysal'ın "150'likler" belgeselinin ilk portresi "Miralay Sadık Bey"in üniformalı - politik "devleti kurtarıcı" serüvenlerine bakarsak...
Sonra da hepsini, Botero esprisinin çerçevesi içine sokarsak...
Tam işte angutolojiden matrakolojiye dönüşmüş görkemli bir "kara mizah" dizisi çıkmış olmaz mı ortaya?
***
Tabularla dogmaları, mizahın imbiğinden geçirebildiğiniz oranda açabilisiniz kapılarını "var olma"nın...
Fonografı, yani ilkel gramofonu; hem kendisini, hem çevresini eğlendirmek için, Edison'dan daha önce laf ola icat etmiş olan şair Charles Cros'un "Çiroznamesi"; sanki 200 yıl öncesinden Botero'ya atılmış bir karanfil gibi, şu mısralarla biter:

Ben bu hikayeyi düzdüm - basit mi basit
Kudursun bazı adamlar - ciddi mi ciddi
Ve gülsün diye çocuklar - küçük mü küçük.
***
Duygu'yla Serdar da 80'ine merdiven dayadıklarında, bir kadeh kaldırarak gökteki yıldızlara, göz kırpacaklardır "mi" tellerinin titreşimlerini duyarak gelip geçmiş olanlara...

c.altan@prizma.net.tr








Taha AKYOL
Memur, bütçe, akılcılık
MEMUR sendikalarıyla hükümet anlaşamadı. Send...
Çetin ALTAN
Kemanda 'mi' telinin titreşimleri...
POLİTİK kavgaları; kemanların baltayla çalınd...
Melih AŞIK
Çevre yalanları...
Çevre Bakanı Osman Pepe ile Müsteşar Yardımc...
Fikret BİLA
KKTC var mı, yok mu?
Avrupa Birliği ve İslam Konferansı Örgütü'nün...
Hasan CEMAL
Günaydın Duygu, nasılsın?
Elimde iki kitap, ikisinin de yazarı kadın. S...
Güneri CIVAOĞLU
Kalpteki Kuran
Diyanet İşleri, kutsal kitap "Kuran-ı Kerim"i...
Can DÜNDAR
Korkunun hükmettiği seçim
Times Meydanı, dünyanın en görkemli kavşağı.....
Abbas GÜÇLÜ
KKTC üniversiteleri YÖK'ü takmıyor!
KKTC üniversiteleri de tıpkı Türkiye'deki üni...
Sami KOHEN
Kim önde?
BİZLER gibi Amerikalı olmayan izleyiciler içi...
Hasan PULUR
AKP'liler en doğrusunu yaptı...
AKP milletvekilleri en doğrusunu yaptı... ...
Derya SAZAK
İlerleme Raporu
6 Ekim'de açıklanacak AB İlerleme Raporu'nun ...
Meral TAMER
Bush - Kerry TV buluşmasının 32 sayfalık kuralı
Dün ne zaman İngiliz BBC ya da Amerikan CNN'i...
Tamer HEPER
Belediyeler yanlış yapıyor
Okuyucum yazlığına ait bir fotoğraf göndermiş...
Yaman TÖRÜNER
Altı sıfır atılması ertelenebilir
Önceki yazımda, hem Merkez Bankası'nın hem de...
Güngör URAS
Bodrum'da mandalina bahçesi kalmadı
"Bodrum'un en önemli sorununu anladım ki, pek...
M. Ali BİRAND
Önümüzdeki hafta fırtına var!
Dananın kuyruğu önümüzdeki hafta kopacak.

© 2004 Milliyet