|
 |
|
|
Önümüzdeki hafta fırtına var!
Dananın kuyruğu önümüzdeki hafta kopacak.
Sizler bu yazıyı okuduğunuz sıralarda, Verheugen raporu teknik düzeyde tamamlanmış durumda olacak. Komisyonun karar mekanizmasını oluşturan 30 Komiser'in baş yardımcıları Türkiye hakkındaki raporu görüşüyorlar. Şu an için nasıl bir karara vardıklarını bilemiyorum. Pazartesi günü tekrar ele alınıp alınmayacağı da belli değil. Belli olan, tüm komiserlerin son kararlarını önümüzdeki hafta verecekleri.
Çarşamba sabahı toplanacaklar ve son noktayı koyacaklar. Verheugen, eğer beklenmedik bir anlaşmazlıkla karşılaşılmazsa öğle vakti kararını açıklayacak., Avrupa Parlamentosunda parlamenterlere bilgi verecek.
Bu raporun olumlu çıkması bekleniyor. Ancak yine de hiç belli olmaz. Bakarsınız, Komiserlerden biri öylesine bir muhalefet yapar ki, işler karışıverir.
Ne olursa olsun, bu rapor Türkiye'ye Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerinin kapılarını ya aralayacak veya ardına kadar açacak.
***
KOMİSYON RAPORU GERİDE KALDI...
Herşey bir yıldırım hızıyla gelişiyor.
Son hale bakın, bundan birkaç hafta öncesine kadar gerilim vardı. Kimse AB Komisyonu raporunun nasıl çıkacağını bilemiyordu. Piyasalar tedirgindiler. Çeşitli tahminler yapılıyor ve komplo teorileri üretiliyordu.
Kimileri, Komisyonun Türkiye'ye yeşil ışık yakmayacağını belirtiyor ve felaket senaryoları yazıyordu. Kimileri ise aksini iddia ediyordu.
Tam bir belirsizlik havası hakimdi. Ancak yine de tüm bakışlar AB Komisyonu üstündeydi. Verheugen'in her sözü dikkatle izleniyor, yorumlanıyordu.
Bir de bugüne bakın...
Türk kamuoyu AB Komisyonu raporunu adeta cebine koymuş, yeşil ışığı garantiye almış ve müzakerelerden söz ediyor. Birkaç gün önceki karamsarlık yok olmuş, yerini iyimserlik rüzgarları almış.
Türkiye 41 yıldır ilk defa, AB'ye böylesine yakınlaşmış oluyor. İlk defa katılma müzakerelerinden söz ediyoruz.
İnanılacak gibi değil.
Türkiye herkesi şaşırtıyor ve anlaşılan şaşırtmaya devam edecek.
Mutlu olmalıyız.
Şikayeti bırakıp, iyi günlerin geldiğini görmeliyiz.
Biraz da iyimser olalım...
***
YARIN DİKERDEM'İ ANACAĞIZ...
Mahmut Dikerdem'i kaybedeli 11 yıl oluyor. Yarın onu tekrar anacağız. Yıllar ne çabuk geçiyor.
Dikerdem'i sizlere hatırlatmak istememin başlıca nedeni, rahmetlinin fikir namusuna değer veren nadir kişilerden biri olması.
Büyükelçiydi ve istese genel havaya uyar ve etliye sütlüye dokunmadan, rahat bir hayat sürebilirdi. Tam aksini yaptı. Soğuk savaş rüzgarlarının en hızlı estiği dönemlerde dahi, ilkelerinden o günlerin farklı algılanan barış çabalarından vazgeçmedi.
Emekli olduktan sonra da köşesine çekilmedi. Fikir özgürlüğü için, çalışanların hakları için sürekli mücadele etti. 12 Eylül'ün darbesini yemesine rağmen yılmadı. Hasta haliyle hapisanelerde yattı. Ancak hiçbir zaman doğru bildiklerinden çark etmedi.
Eğer Türkiye bugün, fikir özgürlüklerini ön plana çıkaran TCK devrimi yapabiliyorsa, geçmişte Mahmut Dikerdem'lerin katkıları unutulmamalı.
***
ÖNCE PUTİN SONRA HATEMİ
Eylül ayında, son derece önemli iki lideri konuk edecektik. Tüm hazırlıklar yapılmıştı ki, her iki gezi de yol kazasına uğradı.
Biri Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin idi.
Çeçen terörü yolunu kesti. Oysa Putin ziyareti Türk-Rus ilişkileri açısından son derece önemliydi. İlk defa bir Rus lideri Ankara'ya gelecek ve ilişkilerin derinleştirilmesi için kararlar alınacaktı. Putin'in bu geziye verdiği önemi kendi ağzından duymuştum. Hem ekonomik, hem de siyasi adımlar atılacaktı.
Diğeri İran Cumhurbaşkanı Hatemi'nin ziyaretinin ertelenmesi oldu. Rusya ile ilişkiler ne kadar önemliyse, İran ile ilişkilerde aynı derecede önemli. Hele Irak'taki gelişmeler nedeniyle, İran'ın bölgede artan önemini düşünürsek, ertelemenin ne kadar kötü olduğunu daha iyi anlarız. Hatemi'yi bir daha Cumhurbaşkanı olarak göremeyeceğiz. Zira Kasım ayında seçim var. Tekrar aday olması da imkansız. Böylece, Ankara-Tahran ilişkileri en üst düzeyde ancak gelecek yıl ele alınabilecek.
Yazık oldu...
***
ÇİĞDEM, HABER KADAR HİKAYE USTASI
Habercinin kalitesi, haberi yansıtırken kullandığı kelimelere, vücut diline, mimiklerine ve daha da önemlisi anlatış diliyle belli olur. Habercinin bir de kendi iç dünyası zengin ise, artık tadına doyum olmaz.
Çiğdem Anad bütün bu kaliteleri kendinde toplayan nadir habercilerimizden biridir. Çiğdem'i dinlerken heyecanlanırsınız ve ne dediğini anlarsınız.
32.GÜN'de çalışmaya başladığımız zaman, haber dünyasına adımlarını yeni atıyordu. Ancak hırsıyla, yaptığı işi sevmesiyle önünün ne kadar açık olduğunu gösteriyordu. Klasik habercilerden farklı bir anlatımı vardı. Yıllar sonra, o tanıdığım haberci genç kız, giderek kısa öykülerin üstadına dönüştü.
Bundan önceki "Aklım Nereye Gidiyor, Ellerim Nereye" kitabıyla, yeni çıkardığı "Hayat Geçiyor, Sen neredesin?" (Everest Yayınları- everest@alfakitap.com) adlı hikayeler demeti arasındaki fark çok büyük.
Bizim gıptayla izlediğimiz heyecanlı genç habercinin yerini olgun, derinliği olan bir yazar almış.
Çiğdem giderek yerini buluyor...
***
NÜFUSUMA NEDEN ALEVİ YAZDIRAMAM?
İzmir Konak Beledilyesinde işçi olan Sinan Işık nüfus kağıdının "dini" hanesini değiştirip "İslam" yerine "Alevi" yazdırmak istemiş. Diyanette "Alevilik bir din değil, İslam'da tasavvufi ve kültürel özellikler taşıyar bir alt grup ve yorumdur" demiş. Bununla da yetinmemiş ve "Nüfus cüzdanında bu hususun belirtilmesi vatandaşlık statüsü ve laiklik prensibine uygun düşmez (!)" görüşünü eklemiş.
Son cümle, devletçilik kokuyor. "Ben böyle düşünmüyorum. Sen, Aleviyim diyemezsin" anlamına geliyor.
Özür dilerim, ancak size ne?
Ben istersem DİNSİZ , istersem Alevi veya Budist yazabilmeliyim. Bunun "laiklik ve vatandaşlık statüsü" ile ne ilgisi var?
Devlet kişi özgürlüklerine karışmaktan bir türlü vazgeçmeyecek mi? Sürekli bir denetim, sıkı korseler içinde yaşam zorunluğu, sürekli bir korkutma...
Yetti artık...
***
YABANCI YATIRIMCILAR ÇOK ETKİLENİYOR...
Son günlerde, yabancı yatırımcı gruplar Türkiye'deki gelişmelerle çok yakından ilgileniyorlar. Bu gruplardan bazılarıyla bende konuştum. Ortak noktalarını şöyle özetleyebilirim: Faklı bir Türkiye buluyorlar.
Hep aynı cümlelerle karşılaştım:
- Türkiye'de insanların kendilerine bir güven gelmiş...
- İlk defa umutlu ve olumlu konuşanlarla karşılaşıyoruz
- İstikrarlı bir hükümet çok şey değiştirmiş.
- Ülkenin bakışı farklılaşmış.
Bu tip yaklaşımları hiç duymazdık. Bizleri daima kötümser görürlerdi. Hep ümitsiz, hep içine kapanık. Bundan dolayı da yatırım yapmaktan kaçınırlardı.
Avrupa Birliği rüzgarı çok şeyi değiştirecek gibi görünüyor.
Hayırlısı...
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net
|
|
|

|