|
 |
|
|
Ne hafta ama
Gündemcibaşları
Kim oldukları, kaç kişi oldukları belli değil bunların. Hangi kurumların içindeler, medyanın ne kadarına hakimler, ne tür işler yaparlar, nereden gelir, nereye giderler söylemek zor. Organize hareket etmiyor bile olabilirler. Ama öyle ya da böyle ülkenin tartışma gündemini belirliyorlar. Arada bir kaşıntılı konuları önümüze atıp, bizi uzun uzun, boş boş uğraştırıyorlar. Hani günün birinde incir çekirdeği milli sembolümüz haline gelirse şaşırmayın.
Gazetelerin eski sayılarına bakın, sanki her ay başka bir Türkiye. Televizyonlarla el ele. Bir bakıyorsunuz; her yerde demiryolları mesela. Bir hafta, bilemediniz on gün sonra neredeyse sıfır demiryolu, sırf zina. Bu arada ne zina, ne demiryolu konusu bir yere gelemeden, bir sonuca varamadan hop diye başka bir konu. Panik halinde oradan oraya.
***
Genelde de resmin bütününe bakmayıp işe yaramaz detaylara takılıp kalıyoruz. Basiretimiz bağlanıyor sanki.
Neler tartışıyoruz neler? Ne tartışmalara ne vakitler, ne sütunlar ayırıyoruz. Asıl bu yüzden, neleri tartışamıyoruz, neleri? Tartışalım mı istemiyorlar ne?
Ana akıştan uzağa düşüyoruz. Enerjimizi yanlış zeminlerde harcıyoruz. Şarap ve otomobil satışlarıyla 30 milyar küsur dolarlık deliği yamamaya çalışıyoruz. Bir de bunun tantanasını yapıyoruz.
Öyle gündemcibaşları falan yoktur demeyin, üzücü olur. Biz bu çıkmazlara kendi kendimize giriyor olamayız. Vardır birileri vardır. Yapmayın bütün bunlar masum beyin fırtınaları değil besbelli.
Öyle olsa, bize kalsa yani, bambaşka şeyleri tartışıyor olmamız gerekirdi. Bambaşka bir gündemimiz olurdu. Akıl yolunu bulur, kendini gösterirdi.
AB yolunda konuşulması, düşünülmesi gereken en az 30 küsur dosya varken, ekonomi büyüyor ama işsizlik azalmıyorken, yabancı sermaye bir türlü güven duyup yatırım yapmıyorken, komşularımızla ilişkilerimiz tuhaf bir biçimde bir türlü rayına oturmuyorken başka gündem neyin nesi?
Gündemimiz o kadar netki aslında.
***
Sorunları görmezden gelerek, iyimserlik numaraları yaparak, göz boyararak ne kadar gidilebilir ki? Fay hattında binalar yıkılmışmış. Hızlı trenler devrilmişmiş.
Toksik gemiler batmışmış. Başkalarının problemi sanki bütün bunlar.
Oysa binaların yıkılma, trenlerin devrilme, gemilerin batma nedenleri bugün de aynen geçerli.
Ayrıca hem benzin hem elektrik kullanan hibrid arabaları, iki uzak galaksinin yeni farkedilen son büyük çarpışmasını, giderek gerçek olmaya başlayan yapay zekayı konuşmaya hiç vaktimiz yok. Çok meşgulüz çünkü. Araştırma geliştirme fakiriyken ve kültür olarak her türlü uyanıklığa açıkken, bari araştırmayı yapanı yakın izlemeye alsak. Bizim gibi tarımdan gelme bir ekonominin organik tarımı, biyo çeşitliliği, bitkilerde gen teknolojisini dolu dolu tartışıyor olması gerekmez mi? Mesela bizim bölgeyi çok yakından ilgilendiren jeotermal enerjiyi hep gündemde tutmak gerek. Varili 50 dolara varan petrole cevap olarak.
***
Rüya görmeden, inatla. Jeotermal enerjiden elektrik mi üreteceğiz, ev mi ısıtacağız, seracılağa destek mi olacağız, termal turizme mi odaklanacağız, belki kuyu kuyu tartışıp karar vermek gerek. Jeotermalin de bir ekonomisi var. Jeotermalin de fırsatçı vur kaççıları, sansasyonel magazincileri, buna karşın bilimsel çalışma yapan ciddi uygulayıcıları var.
Bu konuda da en çok magazincilerin sesi mi çıkacak? Yoksa, bu kez sürpriz biçimde, bilimsel çalışanlar itibar görecek mi?
Gündemcibaşı bir tanıdığınız varsa, bir rica etseniz de biraz yukarı çeksek şu aşağılarda sürünen bir yığın önemli gündem maddesini.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|