|
 |
|
|
Kaçan balık büyük olur
Satır Arası / Deniz Sipahi
İzmir kongreler, fuarlar şehri olmalı" diyoruz ya... Şimdilik neden olamayacağımızı bizlere çok net gösteren bir örnek vereceğim bugün sizlere... Junior Chamber International (JCI) kısacası Jaycees Derneği'ni duymuşunuzdur.
Jaycees, üyelerinin liderlik, girişimcilik vasıflarını geliştirerek yaşadıkları toplumda pozitif değişimi gerçekleştirmeye katkıda bulunmayı amaçlayan bir dernektir. 123 ülkede, 5 bin 700 yerel organizasyonu ve 500 bini aşkın üyesi ile tüm kıtalarda aktif faaliyet gösteren derneğin merkezi, Amerika Birleşik Devletleri'nin Missouri eyaletinde bulunuyor. aşları 18 - 40 arasında değişen orta ve üst düzey profesyonel ve girişimcilerden oluşan Jaycee'ler, dünyanın birçok ülkesinde çok etkin lobi gücüne sahiptir.
***
Tanınmış üyelerden bazılarını sizlere aktarayım.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, eksi ABD başkanları Gerald Ford, Lyndon Johnson, Richard Nixon, Fransa eski Cumhurbaşkanı Valerie Giscard Estaing, Avrupa Birliği eski Komisyon Başkanı Willy de Clerk, Japon Başbakanı Yasuhiro Nakasone, Danimarka Başbakanı Paul Schulter... Örneğin bugün Japon parlamentosunun yüzde 40'ı Jaycees üyelerinden oluşuyor.
Yine Avrupa Parlamentosu'ndaki birçok isim ya uzun yıllar Jaycees'te çalışmış, ya da üyelikleri devam ediyor. Kısacası dünyanın önde gelen isimlerinin içinde bulunduğu bu dernek, 2007'deki Dünya Kongresi'ni Türkiye'de yapmaya karar verir. Bütün dünyadan yaklaşık beş bin kişinin katılacağı bu toplantılar için JCI Türkiye yöneticileri önce İzmir'i düşünmüşler. Sonra da düşünmeye, araştırmaya başlamışlar. Jaycees'in İzmir Başkanı Pınar Öztuğcu eski başkanlar Cemal Tükel ve Tibet Arbak'ı da alarak kapı kapı dolaşmaya başlamışlar.
Yanlış anlamayın sponsorluk için değil; bu organizasyonu yapabilecek salon ve oteller bulmak için...
Şimdi gerçekleri konuşalım. Beş bin kişinin bir arada olabileceği bir salonumuz var mı?
Yok... Yeterli beş yıldızlı sayımız var mı? Yok...
Peki bunlar yoksa "İzmir kongreler ve fuarlar şehridir" demenin manası var mıdır?Yoktur...
***
Öztuğcu diyor ki...
"İzmir'e gelecek isimler dünyanın en kritik noktalarında bulunan siyasiler, iş adamları, profesyoneller ve geleceğin liderleriydi. Böyle bir gruba ev sahipliği yapma fırsatını ne yazık ki kaçırıyoruz.
Çünkü mevcut bir kongre salonumuz yok. Bu toplantılarda özel eğitimler veriliyor, çok amaçlı toplantılar yapılıyor. O yüzden amacına uygun bir fiziki mekana ihtiyaç bulunuyor. Üzülerek söylüyorum; organizasyonun Türkiye'de olacağı kesinleşirse, adres Antalya olacak. Örneğin 2006 Şubat'ında Avrupa Birliği ülkelerinin JCI başkanlarının İzmir'e gelme durumu var. Bu program Malta'da yapılacak toplantıda kesinleşecek. Belçika, Litvanya ve Almanya arasından Türkiye'nin öne çıkma şansı çok yüksek. Çünkü Junior Chamber International büyük organizasyonlardan bazılarını Türkiye'de yapmak istiyor. Bizler yer olmaması nedeniyle, çok istememize rağmen bunu yapamıyoruz..."
***
Söyler misiniz, böyle fırsatlar kaçar mı?
Bakın birbirimizi kandırmayalım.
Böylesine büyük organizasyonları yaptığımız gün "İzmir fuarlar, kongreler şehri" diyelim.
Dünyanın her ülkesine yayılmış, çok uluslu şirketler; bayi toplantılarını, büyük buluşmalarını Portekiz, Malta, İspanya, İtalya, Fransa gibi ülkelerde yapıyor.Türkiye'de ise İzmir'in ayrı bir avantajı bulunuyor; iklimiyle, kültürel zenginliğiyle, hizmet kalitesiyle... "Olalım" deyince olunmuyor.
"Yapalım" deyince yapılmıyor.
Gerçeği kabul edelim.
İzmir'de bu organizasyonları yapamıyoruz.
BİR BAŞKA GÖZLE
Türkiye'de her yıl 100 bin insan sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Sigara içen 17 milyon kişinin 4 milyonu yaşamlarından 22 yıl, 4 milyonu ise 7 yıl kaybederek öleceklerdir. Bu insanların günde 40 milyon, yılda 15 milyar dolar harcayarak satın aldıkları sigaranın yol açtığı sağlık sorunlarının maliyeti ise yılda 3 milyar dolardır. Sigaranın neden olduğu yıllık 18 milyar dolarlık kayıp Sağlık Bakanlığı bütçesinin 6 katıdır.
Dünyada sigara tüketiminin yüzde 70'i gelişmekte olan ülkelerde gerçekleşmektedir; Asya kıtası yüzde 54.5 ile en büyük payı alırken, Kuzey Amerika'da bu oran sadece yüzde 4.7'dir. Tütün üretiminin büyük bölümü gelişmekte olan ülkelerde gerçekleşirken, bu ülkelerin çoğu sigara ithaline çok daha fazla para harcamaktadır. ABD'deki bir sigara firmasının yöneticisinin bir günlük kazancı Brezilya'daki bir tütün çiftçisinin 6 yıllık kazancı kadardır.
Sigara 20'si öldürücü olmak üzere 50 ayrı hastalığa yol açmaktadır. Sigara içenlerin kanserden ölüm oranı içmeyenlere oranla 15 - 25 kat fazladır. Dünyada en sık rastlanan ve en fazla ölüme yol açan kanser akciğer kanseridir ve akciğer kanserlerinin yüzde 95'i sigaraya bağlıdır. Sigara içenlerde akciğer kanseri riski 13 - 22 kat, ağız kanseri riski 3 - 30 kat, rahim ağzı kanseri riski 17 kat, gırtlak kanseri riski 16 kat, yemek borusu kanseri riski 8 - 10 kat, mesane kanseri riski 3 - 5 kat artar. Ayrıca koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, felç, damar kireçlenmesi, bronşit ve zatürree daha sık gözlenir. Sigara içen hamilelerde erken doğum, ölü doğum ve düşük yapma riski yüksektir; doğacak bebeklerde ise düşük doğum kilosu, gelişme ve zeka geriliği riski artmaktadır. Ev içinde sigara içildiğinde; bebeklerde ani ölüm riski 2.5 kat, kolik karın ağrısı riski 2 kat, çocuklarda astım ve solunumsal enfeksiyon riski 2 kat artmaktadır.
Hiç sigara içmeyenlere göre sigara içenlerin eş zamanlı esrar içmesi 8 kat, kokain içmesi 22 kat daha fazladır.
Sigarayı bırakmak veya hiç başlamamak için yeterince nedeniniz var mı? Ne dersiniz?
(Not: Bu bilgileri derlememe yardımcı olan Yrd. Doç. Dr. Ayşın Şakar'a teşekkür ederim.) (Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok'un kaleminden)
Biraz da gülelim
Bir sanayi şirketinin Genel Müdürü ve aynı zamanda bir Kültür Vakfınca kurulan Senfoni Orkestrası'nın Yönetim Kurulu Başkanı, o ayın konseri olan Schubert'in Bitmemiş Senfonisi'ne gidemediğinden yerine şirketin verimlilik uzmanını gönderir.
Ertesi hafta, verimlilik uzmanından bir teşekkür ve değerlendirme raporu alır.
"Sayın Genel Müdürüm..."
4 Obuacı, konserin önemli bir zaman diliminde boş oturmuşlardır. Bunların sayısı azaltılmalıdır ve diğerlerinin konsere daha çok katkısı sağlanmalıdır. 12 kemancı aynı anda aynı hareketleri yapmakta, aynı notaları seslendirmektedir. Burada da personel tasarrufu şiddetle tavsiye ediyorum. Özellikle 16'lık notaların çalınması oldukça gereksizdir. Çünkü izleyiciler 8'lik notalarla 16'lık notalar arasındaki farkı anında hissedememektedirler. Dolayısıyla 8'lik notalarla eser icra edilmeli, yüksek ücretli keman ustaları yerine stajyerler kullanılarak masraflar düşürülmelidir. Yaylı sazlarla işlenen pasajların, nefesli sazlarla tekrarının yol açtığı gereksiz tekrarlamalar önlenebilir. Böylece 2 saatlik konser de 20 dakikaya inmiş olur.Eğer Schubert bütün bunları bilmiş olsaydı, "Bitmemiş Senfoni" bitmiş olurdu.
Saygılarımla....."
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|