|
 |
|
|
Paris'te zaman!
PARİS
Güzel bir sonbahar günü Paris nelere esin kaynağı olabilir, insana neler neler çağrıştırabilir yazmak için... Kim bilir belki Seine Nehri'nin akışını aval aval seyre dalmak, nehrin kıyısında avare dolaşmak bile, Paris'te güneşli, ılık bir sonbahar günü bizim yaptığımız işten çok daha keyifli olabilirdi.
Olamadı.
Belki de mesleki deformasyon.
Elinde çekiçle dolaşan, her şeyi çivi gibi görürmüş... Ben de bu yıl her yerde Avrupa Birliği'ni görüyorum galiba. AB ile akıp giden zamanın peşinde oradan oraya koşturmaca halindeyiz.
Konferansın konusu yine aynı:
Türkiye - AB...
Başkanlığını çok uzun yıllardır Kendal Nezan'ın yaptığı Paris Kürt Enstitüsü tarafından düzenlenmiş ve Fransız Parlamentosu'nun çatısı altında yapılıyor. Türkiye'den, Avrupa'dan Kürtler ve Türkler, Fransızlar, ayrıca İspanyol, Katalan ve İtalyanlar. Siyasetçiler, akademisyenler, diplomatlar, gazeteciler.
En çok Kürt sorunu konuşuluyor.
Herkes AB taraftarı kesilmiş... Türkiye'nin AB'den tarih alması ya da AB üyeliği genel kabul görüyor. Ama ilginç olan nokta kafaların karışıklığı. Hem Kürtlerin hem Avrupalıların durumu öyle.
Kafaları karıştıran, kısa bir zaman dilimi içinde yaşadığımız reform süreci olmuş. Türkiye'de yapılanları fazla önemsemek istemeyenler ya da reform sürecine dudak bükenler bile reformcu adımların olumlu yanını teslim ediyorlar.
Ama eksikleri belirterek.
Uygulama diye ekleyerek.
Zihniyet değişikliği isteyerek.
Çoğunda haklılık payı var.
Ben bir başka noktayı gözlüyorum. Kürt aydınlarının, Kürt siyaset adamlarının söylemine bakıyorum. Daha çok klişeler ağır basıyor. Ezberin dışına çıkan konuşma yok gibi.
O klişelerde, o ezberde hiç kuşkusuz çekilen acılar var, inkar edilen kimlik var, yasaklanan anadili var, seksen yıllık Cumhuriyet devletinin bazı büyük yanlışları var.
Ama bunlar artık biliniyor.
Malumu ilan etmenin, çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu salonda, Kürt'ün Kürt'e propagandası gibi bir şey... Oysa başka konuların özellikle tartışılması gerekiyor, eğer Kürt sorununun çözümünde gerçekten mesafe alınmak isteniyorsa...
Ben yaptığım konuşmada, konferansın dikkatine bu konuları getirmeye çalışıyorum. Bir hafta önceki Güneydoğu gezimden izlenimleri satırbaşlarıyla aktarıyorum.
Silahın bugün artık nasıl tepki çektiği... 1 Haziran'la birlikte PKK / KONGRA - GEL'in yeniden silaha sarılmasının Güneydoğu'da Kürtleri nasıl kızdırdığı... Apo'nun nasıl tabu olmaktan çıktığı, tartışılıp eleştirildiği... İmralı'daki Apo konusunun nasıl aşılmak istendiği...
Ya da Apo artık tümüyle askerin kontrolünde mi sorusunun nasıl gündemde olduğu... Apo adı ya da Öcalan soyadının gölgesinde olmayan 'yeni bir Kürt siyaset anlayışı'nın ve partileşmesinin öneminin nasıl kapalı kapılar arkasında tartışıldığı... Apo tarzı siyasetle yolların nasıl açılamayacağı...
Ve Türkleri görmezlikten gelerek, Türklerin duyarlıklarını göz ardı ederek Kürt sorununun çözümünde nasıl yol alınamayacağı...
Bunlar yoktu konferansta.
Ama kuliste vardı.
Yemek sırasında konuşuldu bunlar.
Beni kuliste yakalayanlar, Güneydoğu'da sokaktaki adamın silahlı mücadeleye tepkisini sordular. İmralı'daki Apo ve asker kontrolünü sordular. Kürtler arasında yeni bir siyaset anlayışıyla partileşmenin önemini ve durumunu sordular.
Ben de onlara sordum:
"Niye bunları kuliste konuşuyorsunuz da, konferansta, herkesin önünde tartışmaya açmıyorsunuz? Güneydoğu'da sokaktaki adamın konuştuğunu, Paris'teki bir konferansta konuşmanızı engelleyen nedir? Bu konular tartışılmadan, silah politikanın gündeminden ebediyen çıkarılmadan, Apo tarzı siyaset ele alınmadan Kürt sorunu çözülemez. Bunları konferansta sorun, tartışın."
Ne soran, ne tartışan çıktı.
Havada daha çok klişeler uçuştu.
Evet, geçmiş acıyla yüklü.
Anaların yüreği çok ağladı.
Ama geçmişin esiri olamayız. Geçmişe takılıp kalırsak, sadece ezberleri çalıştırıp klişelerle yetinirsek bir yere gidemeyiz. Bu, Türkler için olduğu kadar Kürtler için de geçerlidir bu.
Geleceği kurmanın yolu klişelerden geçmiyor çünkü...
İyi pazarlar!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|


 | Çetin ALTAN | | Zar zar zır zır, zar zor, zor zar... ABD'de başkanlık seçimlerine 4 hafta kaldı. | |  | Melih AŞIK | | Gıdamız ne halde? "Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesi"... | |  | Fikret BİLA | | AB'nin ayıbı Avrupa Birliği'nin, KKTC'nin de katılacak olm... | |  | Hasan CEMAL | | Paris'te zaman! Güzel bir sonbahar günü Paris nelere esin kay... | |  | Güneri CIVAOĞLU | | Ece ve Melih Bodrum'da "pastırma yazı".. | |  | Can DÜNDAR | | Dönüyorlar Her yurtdışına çıkışta gördüğümüz bir gerçek ... | |  | Abbas GÜÇLÜ | | Başbakan Erdoğan, bu kez nal topluyor Medya kuruluşlarından önemli bir bölümünün de... | |  | Hasan PULUR | | Bu şiir Metin Altıok'undur... OKUR adamın açığını yakaladı mı fena çarpar, ... | |  | Derya SAZAK | | Duygu'nun savaşı Avrupa Kadın Lobisi, Türkiye'nin de dahil ola... | |  | Meral TAMER | | IMF heyetine sunulan TÜGİAD anketi Eylülün ikinci yarısını Türkiye'de geçiren IM... | |  | Ece TEMELKURAN | | Türkiye konuşturuyor! Zannımca, Ali Kırca'nın sunduğu "Siyaset Meyd... | |  | Tamer HEPER | | Eski kiracının önceliği var Bir okuyucum var, B. A. Kiradan yana dertli. ... | |  | Osman ULAGAY | | Dünya ekonomisi Çin'den sorulur Otomobil yarışçılığının zirvesi sayılan Formu... | |  | Güngör URAS | | Bodrum'da ormanı yaktılar ev yaptılar Bodrum şehrinin hemen arkasındaki tepelerdeki... | |  | Serpil YILMAZ | | Müsteşarlık gemi zabitine noktayı koydu Denizcilik Müsteşarlığı, Deniz Ulaştırma Gene... | |
|
|