|
Neşeye Övgü
Dün tam Türkiye için Komisyon kararının açıklanmaya başladığı anda kumanda tuşuna bastım. Müzik setime daha önce koyduğum AB'nin simge müziği Beethoven'ın 9. Senfonisi "Neşeye Övgü", dalga dalga yükselerek odayı sardı. O tek beklediğim cümleye geldik: "Komisyon, Türkiye'nin siyasi kriterleri yeterli düzeyde karşıladığını düşünmekte ve katılım müzakerelerinin açılmasını tavsiye etmektedir."
O kelimelerde, parmağım "volume" tuşuna ısrarla basıyor, "Neşeye Övgü" çılgınca yükselerek duvarlarda yankılanıyordu.
Bir yandan da bu halime gülüyordum...
Turkcell reklamı geliyordu gözümün önüne...
Selo tuşa bastıkça, "basınca herkes konuşur, yay da konuş, yay da" deyişi...
Yıllardır, Türkiye'nin Avrupalılık uzun yürüyüşüne "yay da konuş" kafasında olanlarca ne taşlar konmamıştı ki..
Siyah pelerin
Sonuç...
İşte, Komisyon raporu.
17 Aralık, için "al at" gibi bir "asist..."
Bizler AB'nin simge müziği "Beethoven'ın 9. Senfonisi Neşeye Çağrı"sındayız...
İçeride ve dışarıda taş koyanlara ise "Mozart'ın Requem'i" kalıyor.
"Requem", Mozart'ın son yapıtı.
Siyah pelerini rüzgarda uçuşan bir adam ısmarlamış.
Mozart, bu yapıtından sonra ölmüş.
Kısacası "geri dönüşü olmayan kayıplar için" yas müziği. Türkiye'nin dünkü raporla kazanımı, kimileri için "kayıp..."
41 yıllık tünel
Dün, 41 yıllık tünelin sonundaki ışık göründü. Hem de bu kez... O ışığın "üzerimize son sürat gelen bir trene ait olmadığı" kesin.
Çağın ışığına ulaşmak sürecindeyiz.
41 yıl önce hukuk birinci sınıf öğrencisi ve çiçeği burnunda stajyer gazeteci ben, deneyimli gazeteci ağabeye "refakatçi" olarak Ankara Anlaşması imza törenindeydim.
Başbakan İnönü atmıştı anlaşmaya imzayı.
AB'nin o zamanki adı Ortak Pazardı. Bunları daha önce de yazmıştım.
Macerayı 41 yıldır her aşaması ile yaşadım.
Dün "işte nihayet" diyebildim.
Koşulsuz ama frenli
Dünkü açıklama için bazı notlar düşeyim:
1 - "Müzakereler başlasın" tavsiyesinde "gecikmeksizin" ifadesi yok.
Ancak bu, çok önemli değil. 2002 Kopenhag Zirvesi'nde zaten "müzakereler gecikmeksizin başlar" denilmişti. Bu iki ifade birbirini tamamlıyor.
2 - Müzakerelerin, mutlaka tam üyelikle sonuçlanacağı anlamına gelmeyen "ucu açık" söyleminin de sigortaları var.
a) "Müzakerelerin doğası gereği ucu açık" ifadesi, AB müzakerelerinin tümü için geçerli olmuş ve olacak bir genellemedir.
b) Verheugen'in, "Türkiye'nin tam üyeliğini hedefleyen bir ucu açık müzakere süreci olacak bu," açıklaması... Yani müzakerelerin rastlantılara bırakılmayacağı, yokuşa sürülmeyeceği...
c) Her yıl sonu izleme raporlarıyla, Türkiye'nin yol haritasında ilerlemesinin radar ekranında tutulacağı.
Bu da bir AB yöntemi.
Türkiye'nin yıllardır IMF ile stand - by anlaşması güzergahında tutulduğunu, bundan böyle AB ile ikinci stand - by sürecine geçileceğini biliyorduk. Bundan sonra, karşılıklı ne verdin/ne aldık değil, Türkiye'nin, AB'ye tüm boyutlarıyla uyuma geçme süreci yaşanacak.
Elbette zor olacak.
İktidarlar bunalacak.
Dişleri sıkmak gerek.
Yüzyılları yarım yüzyıla sıkıştırmak, tarihi bir dönüşümü 10 yılda gerçekleştirmek gibi bir mucize yaratmak girişimi bu.
d) Kitle göçüne fren... Görüşmeleri askıya almak, kesmek... Bunlar da çok ciddi ve sürekli durumlara, nitelikli oy çoğunluğuyla alınacak kararlara bağlanmış.
......
Elbette, önümüzdeki iki ay çok duyarlı.
Sınırların ötesindeki karşıtlar son melanetlerini de yapmaya çalışacaklardır. Ama dışarıdakilerden gene de çok çekinmiyorum.
Asıl kaygım kendi içimizden.
Bir çuval inciri pislememizden.
Dün açıklanan rapordaki muhteşem asistle, bizimkilerin kendi kalemize gol sakarlığı yapmalarından kaygılıyım.
......
Son söz:
"Erdoğan'ın, bu tarih dönemecindeki performansı da teslim edilmelidir."
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|