|
 |
|
|
O maç, bu maç
Danimarka kendisine özgü bir 4 - 4 - 2 oynuyor. İleri ikili yan yana değil, önlü arkalı duruyor. Ve bu ikilinin önemli oyuncularından Peter Madsen sakat. Arkalarında bu maçta Daniel Jensen'in yokluğunda Gravesen ve Poulsen'den oluşan bir ikili çıpa bırakacaklar. Jensen'in - fikrimce bu bölgede Avrupa'nın en iyi ve zeki oyuncularından biridir - olmayışı da bizim için büyük şans. Gravesen işin hamallığını yaparken, Poulsen top dağıtıcı rolünde olacak. Tıpkı Fenerbahçe'nin çok eleştirilen boşaltılmış orta sahası gibi, Danimarka da burayı iki kişi tutuyor. Orta saha kanatları, ki bunlar muhtemelen Jorgensen ve Gronkjaer olacaklar muhteşem delici, ortacı ve şutörler. Ama forvetin bir parçası gibi oynuyorlar. Zaten Çek Cumhuriyeti'ne de bu yüzden kaybettiler. Rakibin 5'lediği orta sahası karşısında eksik ve yumuşak kaldılar. İyi bir savunmaları var ama bizim maçta Martin Laursen ve kaleci Sorensen'sizler. Sand'ın milli takımı bırakışını da eklerseniz en iyi durumlarında olmadıkları ortaya çıkar. Zaten bu yüzden Morten Olsen, "Bu kadar çok eksikle Arnavutluk ve Türkiye karşısında kendimizi favori göremeyiz" diyor. (Bunu bizim hocamız bir kere söylese başına neler gelir. Acaba hangi ağaca asılır)?
Eksikleri bir kenara bırakın. Bu orta sahasız hücum futbolunu Türkiye'de en iyi perişan eden adam Ersun Yanal'dır. Hele de elinde Emre, Fatih, Gökdeniz ve Tuncay gibi bu tip takımları delmeyi çok iyi bilen oyuncular varken. Muhtemelen 4 - 5 - 1'le karşılarına çıkacağız. Ve bu maçın sonucunu belirleyecek olan, onları kanatlarda nasıl durduracağımız kadar hücumda göbeği ne kadar kullanabileceğimiz. Kanatları defansif gücü yüksek hızlı oyuncularla doldurmak mantıklı görünüyor. Misal İbrahim Üzülmez'i savunmanın solunda, Serkan'ı da sağda görebiliriz. Orta sahada Gravesen ve Poulsen'i pas oyunlarıyla bozmak orada kalabalık olabilmek, maçı çevirmek için önemli. Ve baskınlarla kazanabiliriz. Yeter ki, onların istediği yüksek tempoya meydan vermeyelim. Bunun için taktik gereği oyunu kart görmeden sık sık durdurmalıyız.
Sonuç olarak, Danimarka karşılaşması, rakip ne kadar güçlü olsa da, ideolojisi gereği arayıp da bulamayacağımız bir maç. Ben umutluyum. Fazlasıyla.
Rakip güçlü
Gerçek: Danimarka, Arnavutluk'u 3 yıl sonra evinde yenen ilk takım oldu.
Gerçek: Danimarka deplasmanda 1997'den bu yana hiçbir eleme grubu maçı kaybetmedi.
Ama biz de;
Gerçek: Cumartesi gecesinin en farklı galibiyetlerini 4-0'lık skorlarla Rusya ile birlikte Türkiye aldı. 4 golün yanı sıra 1 penaltı kaçtı. 2 top direkten döndü. Direği sıyıran gollük 4 şutumuz var.
Gerçek: Türkiye henüz grupta yenilgi almadı.
Gerçek: Elemelere Avrupa'dan katılan 51 takım arasında puan kaybetmeyen yok.
Gerçek: Avrupa Şampiyonu Yunanistan'ın henüz grupta galibiyeti yok.
Onlar bizden daha teknik
Danimarka bir ekoldür. Belki bir yan ekoldür ama ekoldür. Onları klasik İskandinav olarak görmek, fizik üstünlükleriyle oynadıklarını söylemek son derece yanlış. Danimarkalılar, İskandivanlar'ın Latinleri'dir. Simonsen'den Laudrup kardeşlere, Gronkjaer'e uzanan dönemde Danimarka bizim hayalini bile göremediğimiz müthiş teknikler yetiştirdi. Karşımızdaki, İspanya'nın iki devinin beyni ve teknik kralı olmuş Laudrup'u yetiştirmiş bir ekoldür. Biz böyle bir başarının yanına bile yaklaşmış değiliz. Onlar aslında Hollanda'ya, İsveç'e benzediklerinden daha çok benzer. Bunu bir kenara koyalım.
Hiç unutmuyorum. Senegal maçı sonrasıydı. Afrikalı oyuncular söz birliği etmişçesine aynı şeyleri söylüyordu. "Oyuncu kaliteleri teknik kapasitelerimiz birbirine yakındı. Biz Türkiye'nin fizik gücüne yenildik." Fizik gücün simgesi bir ırkın en güçlü fiziğe sahip kolu/boyu/kabilesi, kısa boylu Türkler'in fizik gücüne yenildiklerini söylüyordu. Bu bizim kendimizi tanımlamakta bile ne kadar güçlük çektiğimiz gösteriyor. Biz aslında teknik Latin futbolu oynamıyoruz. Futbol ekolümüz Yugoslavlardan çok Almanlar'a yakın. En azından uluslararası sahnede başarılı olan futbolumuz. Bu Derwall'den, Kalli'den, Köln Spor Akademisi bandrollü hocalarımızdan kaynaklanıyor olabilir. Ve tabii onlarca Almanya kökenli oyuncumuzdan. Biz Sergen'i değil, Hakan'ı dünya sahnesine koyduk. Alpay'ı, Hamit'i, Nihat'ı, Tugay'ı. Şu bir gerçek ki, biz Çin ordusu gibi basan orta sahamızla kazandık. Halbuki Danimarka öyle değil. Onlar bizim topraklarımızın futboluna daha yakın bir ekol, biz ise onların komşusu Almanya'dan besleniyoruz. Hem fikren, hem işgücü olarak.
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|