|
Kurt avı
Alemin üç büyüğü de artık serbest değil. Çakıcı, Peker, Nuriş... Onları ya da aynı yolun yolcuları diğer ünlüleri(!) tanımam.
O alemin ilişkileri de hiç ilgimi çekmemiştir... Ancak, gazetede, polis/adliyeye bakan arkadaşlara göre babalardan dışarda kalan başka "as" yokmuş.
Demek ki, Türkiye'de bir şeyler değişmekte.
Buna karşın...
O değişimin içten içe direnç odakları da dikkat çekici.
Güncel örnek...
Sedat Peker'in "kendi iradesiyle" teslim oluşunu acı buluyorum...
Gönül isterdi ki, sabaha karşı 03.00'te nöbetçi mahkeme tarafından serbest bırakılan Peker ve arkadaşları, daha serbest bırakıldıkları an izlemeye alınsınlar. Attıkları her adım, nerede oldukları, kimlerle bir araya geldikleri ve - açıklanan mahkeme kararında, telefonlarının dinlemeden çıkarılması yer almadığına göre - tüm telefon konuşmaları kaydedilsin. Birkaç saat sonra, savcının itirazı üzerine bir üst mahkeme tarafından haklarında, gıyabi tutuklama kararı alındığı an, Peker'ler ve diğerleri, polisi karşılarında bulsunlar...
Ama ne yazık ki, Peker, bir TV ile röportaj yapma olanağı bile buldu. Artık teslim olmak üzereyken kendini tutuklattı.
Yakın takip kuralı
Nöbetçi hakimin "serbest bırakma kararına savcının itiraz edeceği" biliniyordu.
Bu bir kuraldır.
O halde, büyük olasılıkla, haklarında gıyabi tutuklama kararı alınacak Peker ve arkadaşlarının "yakın takipte" tutulmaları, güvenlik işlevi alfabesinde "ilk harf" gibidir.
Kaldı ki...
Peker, arkadaşlarıyla birlikte serbest bırakıldığı dakikalarda, gazetecilere "İçerde hakime söyledim. Buradan çıktığım anda, suç işleme eğiliminde biriyim" dedi. TV'lerden bu söylemi dinledik.
Sadece bu söylem bile "suç işlenmesini önlemek için" polisin onu ve arkadaşlarını takibe alınmasını gerektirirdi.
Gölgeli anılar
Oysa...
Aklın ve güvenlik alfabesinin gerekleri yerine getirilmedi...
Peker ve arkadaşları kayıplara karıştılar. Haklarındaki "gıyabi tutuklama" kararına karşın uzun süre bulunamadılar.
Bir soru:
Peker ve arkadaşları son model ciplerin gazlarını köklerken, bizim polisin Renault ya da Tofaş'larıyla, onları takibi mümkün mü?
Ve...
Daha önceki örnekleri hatırlatan bir olay izlenimi doğdu.
Haluk Kırcı, hapis yattığı günler yanlış hesaplandığı için, tahliye edilmişti.
Yok oldu...
Çakıcı için mahkumiyet kararının onaylanması birkaç gün meselesiydi. Kaçması olasılığına karşı yakın takipte tutulmalıydı. Hakkında hem takip hem dinleme kararı olduğu halde, Çakıcı yakalanma müzekkeresinden 7 saat önce, bir yatla kaçtı.
Şimdi Avusturya'da...
Hukuk ve ötesi
Sedat Peker için yapılan yayınlara gelince...
Öylesine müthiş iddialar ortaya atıldı ki, daha sorgulanırken infaz edilmişti... Gazete manşetlerinin, TV ekranlarının ağırlıklı gündemi oldu...
Böylesine iddialar, daha ilk soruşturma aşamasında nasıl medyaya verilebildi?
Kim olursa olsun yargısız infaz hukuk dışıdır.
Öte yandan...
Polisin en yetkili kişileri gazetecilere "6 ay izlendi, tüm kanıtlarıyla birlikte sorguya alındı. Artık, ön kapıdan al, arka kapıdan çık devri bitti" dememiş miydi?
Peki nöbetçi hakim, 6 ayda oluşturulan kanıtları nasıl yok sayabildi?
Nöbetçi hakimin görmediği ama bir üst makamın savcı itirazıyla saptadığı kanıtlar neler?
Dahası... Nöbetçi hakimin "serbest bırakmak" ve bir üst mahkemenin "tutuklamak" kararlarının "gerekçeleri" nedir?
Bunları irdelemek acı veriyor...
.......
Toplumun moral fay kırıklarındaki "Kurtlar Vadisi," gençlere çekim alanı oluşturmakta.
Alemin büyükleri içeriye alınıyor ama, polis ve yargı kendi içindeki bağlantıları da temizlemeli.
Büyüklerin içeride olmaları, yani, bu "kurt avı," iyiye alamet ama henüz küçük olanların, semirip, büyüyüp kurtlar vadisine inmeleri de önlenmeli.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|