|
 |
|
|
Egemen kim?
İz Düşümü / Tülay Özüerman
Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur" sözcüğünde ifadesini bulan anlayış, Türkiye'ye 1921 Anayasası ile geldi. Daha sonra tüm anayasalarımızda yer almasına karşın, ulus hiçbir zaman tam egemen olamadı. Çünkü bu ilke yöneticiler tarafından hep seçilmişlerin üstünlüğü olarak algılandı. Ve Türkiye'deki demokrasi, temsilci odaklı olmaktan kurtulamadı. Egemenliğin temsilcilerce, kayıtlı şartlı, ulusa rağmen kullanıldığı durumlar yaşandıkça ülke ya gerginliğe ya da darbelere itildi.
TBMM'nin açılışında, AKP'nin Genel Başkanı, "yasama organı, yürütme ve yargıdan önce gelir" demekle Meclis çoğunluğuna sahip partisinin üstünlüğünü ilan etmektedir. 1921 Anayasası döneminin koşullarında, egemenlik yetkisinin TBMM'de belirip toplanacağı (Meclis Hükümeti) anlayışı, devrimlerin yaşama geçirilmesi ve bugünün Türkiye'sinin temellerinin atılması anlamında en uygun tercih olmuştur.
* * *
1924 Anayasası bu anlayışı terk etmemiş, ancak parlamenter hükümet özelliklerini de getirmiştir. DP Hükümeti'nin sonunu getiren, çok partili süreci, tek partili sürecin mantığı ile yönetme ısrarı ve 1924 Anayasası'nın parlamenter özelliklerini güçlendirmek yerine, Meclis üstünlüğü ilkesini benimsemek olmuştur. Madem ki bizi halk seçti, o zaman biz halkın iradesini yansıtıyoruz, halk adına her şeyi yapabilme yetkisine sahibiz anlayışı, temsilcileri güçlendiren ve egemenliğin kaynağını değiştiren bir anlayıştır.
Türkiye'de 1961 Anayasası ile bu anlayış terk edilmiş, yetkilerin organlar arasında paylaştırıldığı hukuk devleti anlayışına geçilmiştir. Bugün AKP Başkanı'nın dile getirdiği Meclis'in üstünlüğü ilkesinin hukuk devleti anlayışında yeri yoktur. Hukuk devleti, hukukun üstünlüğüne dayanır. Ve hukukun üstün kılınması, egemenliğin kaynağı olarak gösterilen ulusun haklarını korumanın yegane yoludur.
* * *
Dünya var olduğundan beri yönetenlerin kendi yetkilerini genişletme özlemi içerisinde olmaları nedeniyle, yönetenin iradesini sınırlama anlamında gelinen en son aşama olan hukuk devletinde hiçbir organın diğer organlar üzerinde üstünlüğü söz konusu değildir. Aksi hukuk devletinin inkarı olur.
Yönetim anlayışımız, Osmanlı'dan bu yana değişmiş değil. En modern kurumları da alsak, içini geleneksel mantığımızla dolduruyoruz. Seçimle, halkın hesap sorabilme yolunu açacak yerde, kendini ve kendi belirlediklerini seçtirmek isteyenlerin aracı haline getirmişiz. Ve seçilenlere her yerde öyle yetkiler veriyoruz ki, onları sorgulayamaz hale geliyoruz. Ola ki, birimiz çıkıp, "kral çıplak" diyecek olsa, diğerleri susmayı tercih ediyor ya da daha acısı, bazıları, kralı giydirmeye çalışıyor.
Görev yaptığınız kurumların işleyişlerine bakınız, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Her gün yöneticilerin yanlışlarından ya da bazen yolsuzluklarından söz eden insanlar ya suskun ya da korumacı. Yöneticiyi korurken, kendi çıkarlarını korudukları yanılgısı içerisindeler. Bu yüzden Türkiye yakasını yolsuzluklardan kurtaramıyor.
* * *
Kazananlar, kendini ve başkalarını seçtirmeyi başaranlar. Bir bakın hele, kimler geldi, kimler geçti. Geçip gidenlerin sesi soluğu kesik. İdealleri geride bıraktıkları koltukla sınırlı. Kurumlarınızdaki eski yöneticilere bir bakın lütfen, sanki onlar değildi, daha önce ideal yönetimden söz eden. Koltukta arslan gibi kükreyenler, koltuktan inince, kedi gibi bile mırıldanmaz oluveriyorlar.
Türkiye'nin tek egemeni var, o da koltuk. Oturan ağamız, kalkan paşamız. Halkın egemenliğinin yolu hukuk devletinin güçlendirilmesinden geçiyor, oysa biz her geçen gün biraz biraz hukuk devletinden uzaklaşıyoruz. Hala yasamanın önceliğinden söz edenler mi bizi çerçevesi hukukla çizilmiş Avrupa Birliği'ne taşıyacaklar?.. Bir yerlere taşınmak istendiğimiz doğru da; nereye olduğu pek açık değil!..
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|