|
 |
|
|
Utanmaz alem
İtiraf etmeliyim ki, müdürümüz Necil Ülgen bu hafta Ters Köşe'de yazacaklarıma engel oldu, beni etkiledi, yazımı yönlendirdi!..
Ona sorarsanız, "Ercan Güven hâlâ bizde mi, üç haftadır görmüyorum kendisini" diyecektir ama, olay aynen şöyle gelişti:
Günlerden pazartesi... Kafamda olaylar, defterimde notlar, manifesto gibi bir Ters Köşe yazmak için her türlü mühimmata sahibim. Fenerbahçe'nin orta sahasındaki yumuşamaya, Beşiktaş'ın defansındaki uğursuzluğa çözümler önereceğim; Galatasaray'ı iç barışa davet edeceğim. Ocak transferleri için ahkam keseceğim...
Ama o da ne ? Necil Ülgen Fanatik'teki köşesinden sesleniyor bana... Bana ve benim gibi ağaçlara dalıp ormanı ve ormandaki yırtıcıları unutan saflara.
Pamuk Prenses'in aslında porno yıldızı olduğunu öğrenen bir yeni yetmeye çeviriyor öykü beni. Yıkıcı, cazip ve dehşetli...
Uğraştığın ve ciddiye aldığın işlerin, aslında ne büyük müptezellikleri örten bir dekor olduğunu kavratan soğuk bir duş gibi.
Öyküde, hali vakti yerinde bir zat, borsada zarara soktuğu mafyadan kurtulabilmek için araya "başkan" mahlaslı bir şahsı koyuyor, karşılığında aradaki puanların kapatılma sözünü veriyor. Belli ki, o ve yardımcısı da başka bir kulübün yetkilileri. Zaman belirtilmiyor ve öykü "gerçekle alakası olmaması gerekir" temennisiyle bitiyor.
Beni de bitiriyor... Notlarımı falan fırlatıp atıyorum. Neymiş futbol, kimmiş etik ? Ben de zamana uyuyorum ve müdürü tarafından engellenip, etkilenip, yönlendirilen bir yazar olarak hiç utanmıyorum.
Bu "utanmaz alem"de utanılacak tek şey; utanmanın ta kendisi.
Türk geni
Futbol takımlarımız Avrupa'ya gittiğinde, gurbetteki vatandaşlarımız tarafından "şiddetli bir sevgi" ile karşılanmaları, beni derin bir ümitsizliğe itiyor doğrusu.
Bakın, bu insanlarımız bizim girmek için çabaladığımız Avrupa'da yaşıyorlar. Maddi durumları bizden iyi, çevreleri bizden temiz, sosyal hakları sağlam, gelecek korkuları az, karınları tok, sırtları pek... Peki, hani bizim stadlardaki şiddet gösterileri sosyal ve ekonomik gerekçeliydi?
Demek ki, sorun genlerimizde.
Zevk mi, mecburiyet mi?
Bize derler ki, "sadece eleştirmeyi biliyorsunuz"!..
Hayır efendim. Çoğunlukla daha önceden ilgili yerlere fikirlerimizi mümkün mertebe iletiyoruz. Mesela Ersun Yanal'ı olağanüstü kontrollü eleştirenlere bakın, onlar mutlaka milli takımın oluşturulmasında Ersun Yanal'a telkinde bulunanlar.
Sonra, Federasyon'a toz kondurmayanlar; mutlaka Bıçakçı'ya akıl veriyorlar, hatta "satıyorlar".
Herşeyde böyle; cansiperane çalışan meslektaşlar, aslında eleştirmekten zevk almıyorlar, mecbur kalıyorlar.
Eleştirenler mi?.. Onlar ya "hain", ya "aptal"!..
10 Kasım
Geçenlerde ben de bir fırsatını buldum ve Gençlik ve Spor Genel Müdürü sayın Mehmet Atalay'a 10 Kasım'ı hatırlattım. "Atatürk'ü anma" diye uyduruk bir koşu yerine daha geniş ve ciddi bir sportif aktivitenin kendilerine çok yakışacağını anlattım. Sayın Atalay hak verdi. "Biz Atatürk için en mükemmeli gerçekleştirmek istiyoruz" dedi. Hatta sayın Atalay Mustafa Kemal'in birçok cümlesini ezbere söyledi ve bunları spor tesislerine yazdıracağından bahsetti. Duygulandım ama şaşırmadım. Bu ülkeyi yönetmek isteyenler için aklın yolu tekti.
Şimdi bekliyorum. 10 Kasım'dan sonra ya alkışlayacağım, ya da ön yargılarımda haklı olduğumu anlayacağım. O zaman kimse bana "eleştirmekten hoşlanıyorsun" demesin.
Konuşuyor, yazıyor, okumuyor
Geçen hafta Milliyet'in manşeti gündeme bomba gibi düştü. Ersun Yanal'ın internetteki sitesinde yapılan bir ankette "Milli Takım'ın dünya üçüncülüğü zaten şanstı" diye bir seçenek vardı ve hocaya hiç yakışmamıştı!..
Buraya kadar normal; Türkiye'de olur böyle hatalar... Yakalayan da manşet yapıp adamı tefe koyar.
Ama bitmedi. Aynı akşam bir TV kanalında beş futbol adamı bir masanın etrafına oturmuş, halka açık muhabbet yapıyorlar. Sunucu cin gibi; konuya servis kapısından yan yan giriyor ve "internette dolaşırken bir de ne göreyim" diyor... Ne görmüş?.. Milliyet'in manşetindeki anketi. Tesadüf bu ya, haberin çıktığı gün o da internette geziniyormuş; inandık!.. Lakin, masanın sağ başında oturan eski hakem'in sorusuyla bu kez yerimizden hopladık:
"Bunu Ersun Yanal'ın sitesinde mi gördün, Allah Allah"!..
Yahu, sunucu Milliyet'in adını vermemek için kurnazlık yapıyor, be hey "futbol alimi mütekaid hakem", sen bir televizyon programına çıkıyorsun; nasıl o günkü gazetelere göz atmıyorsun? Bu ne saygısızlıktır izleyicilere. Bari mahalledeki kahveye git, okunmuş gazetelere bak. Elini kolunu sallayarak gelme stüdyoya. Daha gündemi bilmeden Türk Futbolunu kurtarmak ne haddine? Allah bilir evine gazete falan da almıyor... Bence diyor ki, "bir iki eski anımı anlatırım, biraz da lafları yuvarlarım, yerler kerizler".
Bu insanları da oturup izliyorsunuz işte. Helal olsun size.
KOMPLO
Alpay, kendisiyle başlayıp Hakan Şükür ile süren operasyonda Milli Takım'dan kesilme sırasının Rüştü'ye geldiğini iddia etmiş...
Bu olayın kimin başının altından çıktığını bildiğini, ancak söylemeyeceğini belirtmiş.
Alpay'ın hangi makamı işaret ettiğini ben anlamadım ama, bu "komplo"nun mimarlarından biri, belki de en haini "zaman"...
Paranoid açıklama; "perde arkasındakiler, romantik açıklama; takvim ve dökülen yapraklar.
'Namus cinayeti'
Beşiktaş başkanı sayın Yıldırım Demirören'in "herkes haddini bilecek" ana fikirli çıkışı, yoruma açık bir hadisedir ve insanlar durdukları yerden olayı istediği gibi görmekte serbesttir.
"Sen nasıl görüyorsun" derseniz, geçen gün aynı soruyu yönelten bir dostuma verdiğim yanıtı tekrarlarım:
Bu olay, "namus cinayeti"ne benzemektedir.
"Ben de aynısını yapardım" diyenler ne kadar çok olsa da, "mağdurun" sanık, "suçlunun" maktul haline geldiği bir çıkıştır sayın başkanının yaptığı. Belli çevrelerce saygıyla karşılansa da, sonuç olarak "düzen"i tahdit eden, yasaların önüne geçen bir tepkidir, mazur görülmesi hukukun ortadan kaldırılması anlamına gelir.
Bu yöntemi sayın Demirören icat etmedi. Daha önce de denendi "keskin sirke" stili. Ama hep kendini kucaklayan kaba zarar geldi.
Bu yöntemin bir tehlikesi de, asla geri adıma müsade etmemesi. Bir kere başladınız mı daima dozu artırmak zorundasınız. Nitekim sayın Başkan "yönetime antipati duyarak veya koltuk sevdası ile" kavgaya taş koyan "dışkı"ları dışlayacağı şeklinde bir açıklama ile ikinci adımı da attı. Allah üçüncüden saklasın...
Rakibini nakavt ettikten sonra evdeki sorunlarını da yumrukla halleden bir boksörün yaşamı kadar kabuslu bir döngüdür bu. Maçı kazansan da huzur bulamazsın. Zaman gelir gücünden utanırsın.
Peki kurtuluşu yok mu? Elbette var. Şu andan itibaren sadece yapıcı konulara ilişkin açıklamalar ve sahada biraz istikrar!.. Sayın Demirören, bunun altından kalkar. Kalkmalıdır. Yanlış yoldan geri dönmelidir. Beşiktaş, formasıyla promosyon yapıldığında TBMM İdari Amirliği seçimini bile kazandırabilecek kadar görkemlidir. Gücünü eski hakemlerde sınamamalıdır.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|