|
 |
|
|
AB ve sivil toplum
Sözün Ötesi / Mustafa Tanyeri
"AB ile Aralık randevusundan nasıl bir sonuç çıkacak hala meçhul. 6 Ekim'de açıklanan "Türkiye'nin Katılıma Doğru İlerleyişine İlişkin Komisyon Tavsiyesi" kafaları iyice karıştırdı. Rapor, "ucu açık bir süreç" ifadesi başta olmak üzere "azınlık" vb. sözcükler dahil bazılarının şiddetle karşı çıktığı görüşler içeriyor. Şahinler iş başında. Komisyonun yine tavşana kaç tazıya tut taktiği izlediği ve raporun içerisinde Türkiye'nin hızını kesecek bazı bubi tuzakları yerleştirildiği savunuluyor.
Başbakanımızın zafer olarak adlandırdığı bu sonuç aslında hiçbir anlam taşımıyor. Çünkü, raporun başlığından da anlaşılacağı üzere Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu'na komisyonun hazırlayıp sunduğu bir rutin ev ödevi bu metin. Bu noktadan itibaren diplomatik, siyasi ve psikolojik süreç başlıyor.
Yani bu müzakere öncesi dönem bence daha da kritik. Türkiye bir an önce zafer sarhoşluğundan kurtulup, hükümeti, iş dünyası ve sivil toplum kuruluşları ile bir atağa geçmeli. Kendimizi daha iyi anlatmalıyız. Çünkü, Türkiye'nin hem dış ilişkilerini hem de ekonomisini köklü biçimde değiştirecek bir süreç başlayacak.
* * *
Şu anda ne mi yapıyoruz? Siyasiler, birkaç istisna dışında sivil toplum kuruluşları, meslek kuruluşları, üniversiteler sadece seyrediyor. Oysa, AB ile ilişkiler açısından Türkiye için önemli bir dönüm noktası bu yaşamaya başladığımız süreç. Üstelik Irak'ta işler daha da karışıp içinden çıkılmaz bir hale gelirken Türkiye çok dikkatli olmak zorunda.
Sivil toplum kuruluşlarının bundan böyle Türkiye'nin yönetimi, sosyal yaşamı, dış ilişkileri ve ekonomisi açısından daha etkin bir rol oynayacakları kesin. Buna göre de hazırlıklı olmaları, örgütlenmelerini ve kurumsallaşmalarını süratle tamamlamaları gerekiyor. Şimdiye kadar bir öğrenme süreci yaşayan Türk sivil toplum hareketinin bundan böyle daha etkili çalışmalara yönelmesi zorunlu. Daha proaktif, daha bilinçli ve iyi dizayn edilmiş projelerle halkın sivil toplum duyarlılığını ve farkındalığını arttırmak üzere yola çıkılmalı.
* * *
Bu noktada sivil toplum kuruluşlarının yönetimlerinin sorgulanması ve bir kısmı neredeyse yarı kamu kuruluşu haline dönüşmüş olan bazılarının gerçek sivil toplum misyonuna çekilmesi gerekecek. Çünkü, sivil toplumun esasını kendiliğinden harekete geçme, bağımsız düşünme, özgürce fikirlerini açıklayabilme, eylem planları ile etkinlikleri yürütme ve sürdürülebilirliğini sağlamak için de hiç bitmeyen bir izleme süreci oluşturuyor.
Türkiye'de bu konuda ne yazık ki çok fazla yol alındığını söylemek çok zor. Uzlaşma ve birlikte çalışma disiplini yerine çatışma hakim. Fikir ayrılıklarından güzel sentezlere ulaşıp eyleme geçme yerine bencillik ön planda. Bu da sivil toplumun sesinin cılız kalmasına ve özellikle ülkeyi yönetenler karşısında etkisiz olmasına neden oluyor.
egespor@milliyet.com.tr
|
|
|

|