Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 15 Ekim 2004 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
"Ben buraya risk alarak gelmedim"

Vicente del Bosque: "Türkiye'ye gelmem bir risk olarak değerlendiriliyorsa çılgınlık yapmadım. Toshack'ın bir lafını hatırlıyorum. O 'Bugüne kadar yaşadığım en iyi yer Türkiye' demişti"

ÖZKAN GÜVEN

Beşiktaş Teknik Direktörü Vicente del Bosque ile Ümraniye'deki Nevzat Demir Tesisleri'nde buluştuk. Eski Yeşilçam filmlerindeki gibi olacak ama insan yanında bir süre kalınca ona "Amca size baba diyebilir miyim?" dememek için kendini zor tutuyor. İtiraf ediyorum, bir Galatasaray taraftarı olsam da del Bosque'yi sempatik buluyorum. Türkiye'de farklı takımları tutan birçok kişinin de benim gibi hissettiğini düşünüyorum. Sanki bizden biriymiş gibi görünüyor, herkes onu bir yakınına benzetiyor. Çalıştırdığı takımı şampiyon yapıp kupaları kaldırırken bile yüzüne hakim olan duygu, hüzün. Posbıyıklı, babacan, sevimli olmadığını iddia etse de çok sevimli bu adam, 35 yıl Real Madrid'e hizmet etti, teknik direktörlüğü döneminde takımı dört yılda 6 kupa kazandı. Geçen yıl dünyanın en iyi teknik direktörü seçildi. İlk kez "Madrid il sınırlarının" dışına çıkarak İstanbul'a geldi ve Beşiktaş'ın başına geçti. Bundan sonrasını biliyorsunuz zaten. Topun ağzındaydı, dibe vuran Beşiktaş'tan kovulacağı söylendi. Ama o hâlâ görevinin başında. Ve "Benim pes etmeye niyetim yok" diyor.

Del Bosque nasıl bir insandır?
Ben Madrid'de yaşasam da İstanbul şehri gibiyim. Bazı geleneklerimi kesinlikle kaybetmiyorum. Yine İstanbul gibi bir yandan geleneklerimi saklarken bir yandan da modern dünyaya adapte olmaya çalışıyorum.

Türkiye'ye, Beşiktaş'a geldiğinizden bu yana hayatınızda ne gibi değişiklikler oldu?
Şunu söylemem lazım. Ben hayatım boyunca bir kulüple, Real Madrid'le çalıştım. Buraya gelmem bile hayatımın en büyük değişikliği oldu. Sadece kulübümü değil, ülkemi de değiştirdim. Başka bir lige, mantığa, kültüre geldim. Büyük farklılıklarla karşılaşmadım ve çok çabuk
adapte oldum. Benim açımdan soyunma odaları, Real Madrid veya Beşiktaş aynı tarzda. Arada bir fark yok. İnsanlar veya şehir de aslında çok farklı değil. Başta tanımamam nedeniyle oradan çok farklı olacağını düşünmüştüm. Ama ülke ve kulüpler arasında da çok az farkın olduğunu gördüm. Bunun farkına varmak için İstanbul'a gelmeniz gerekiyor. Orada zaten işimden evime giden bir insandım. Türkiye'de de işimden evime giden insanım. Madrid'de antrenman yaptığımız yerle evimin uzaklığı 5 dakikaydı. Burada süre biraz daha uzadı ama sonuçta aynı şey.

Ev ile tesisler arasındaki mesafe ne kadar uzadı?
Yarım saat kadar uzadı.

"Beşiktaş Çarşısı'ndan arabayla geçtim ama henüz uğrayamadım'"
Beşiktaş denildiğinde akla Beşiktaş Çarşısı gelir. "Çarşı"ya hiç gittiniz mi?
Arabayla geçtim. Ama içine girmedim.

İnanmıyorum, skandal bu!
Başka yerlere gittim ama çarşıya henüz uğramadım. Çok yoğun olduğum için İstanbul'u derinine girerek tanıma fırsatım olmadı zaten. Şu anda değil ama daha ilerde kesinlikle gideceğim.
Türkiye'ye gelmeden önce çevrenizdekiler ne dedi? Buraya gelmeden önce İspanya'daki insanlara İstanbul ve Türkiye ile ilgili sorular sordum, değişik yanıtlar aldım. Bazıları "Bu kadar değişik bir ülkeye nasıl gidersin?", bazıları da tam tersi "Dünyada bulabileceğin en güzel ülkeye gidiyorsun" dedi. İstanbul'a gelmiş ve buraya aşık olmuş birçok arkadaşım var İspanya'da. Çok ciddi söylüyorum, benim için negatif olacak hiçbir şey yok şu an İstanbul'da.

Bu kez size sorsalar İstanbul'u nasıl anlatırsınız?
Zıtlıkların yaşandığı bir şehir. Geçenlerde İspanya'da, Madrid'de yayımlanan bir gazete için yazı yazıyordum. Onlar futbol, özellikle Real Madrid'in Şampiyonlar Ligi'nde nasıl gittiği konusunda yorumlarımı bekliyordu. Oysa ben sürekli yaşadığım bu şehirden, İstanbul'dan bahsettim. Mezarlıktan bile görünen Boğaz manzarasını, yaşadığımız küçük depremi anlattım.

Ne oldu depremde? Siz o sırada tesislerde miydiniz?
Evet. Ben tesislerdeydim. Ama deprem ailemi evde yakaladı. Onlar korkudan dışarı çıkıp Boğaz kenarında gezmeye gitmişler. İlk kez böyle bir şeyi yaşadılar. Onun için ürkmeleri gayet normal.

Yüzünüzde sanki futboldan sıkılmışsınız gibi bir ifade var. Gerçekten öyle mi?
Hayır. Benim futbola hâlâ çok büyük bir sevgim var. Çocukluktan beri futbolla ilgileniyorum. Bir sürü sorumluluk aldım. Futbol hakkında her şeyi biliyorum. Çevremdeki, futbolla iç içe olan birçok insan şu kadar seneden sonra futbolu bırakacağım, teknik direktörlüğü bırakacağım diyor ama kimse, o zaman geldiğinde futboldan kopamıyor. Boby Robson'ı, Trapattoni'yi seyrediyoruz. Bu kadar tecrübeli ve yaşı büyük olan insanlar, teknik direktörler artık zamanı gelmesine rağmen futboldan kopamıyor, bunları görüyorsunuz. Futbol dünyasında çok yanlış şeyler oluyor.
Ama futbolun öyle bir zehirli tarafı var ki, bir defa içine girdiğinizde çıkmanız zor oluyor.

Ama bir şekilde de nokta koymak gerekiyor.
(Gülüyor) Del Bosque'nin bırakıp gitme zamanı gelmedi. Bu benim İspanya dışında ilk tecrübem. 35 yıl boyunca dört duvar arasında, aynı sahada yaşadığım tecrübeden sonra ilk tecrübem. Burada da zaten o kadar çabuk pes etmeye niyetim yok.

Kafanızda bırakmak için bir takvim var mı?
Hayır, belli bir takvim yok. Futbol benim ayaklarımı yerden kesen bir şey. Aslında bu biraz da aileme bağlı. Ben yıllarca futbolda kalabilirim ama ailemi de düşünmem gerekiyor. Çünkü aileme çok bağlıyım.

İspanya'dan İstanbul'a yanınızda ne getirdiniz?
Biz buraya geçici bir ev kurmak için gelmedik. Oradaki hatıralarımızı da getirdik. Resimler, aldığımız hediyeler, masanın üzerinde bulunan objeler... Bunların hepsini kendimizi iyi hissetmek için getirdik.

"Öğle yemeklerini evimde ailemle birlikte yerim"

İşinizi eve getirir misiniz?
Evet. Özellikle internette futbolla ilgili çok yazı okuyorum. Evde de bunları yapmak gerekiyor. Oynayacağınız maçlarda karşı tarafı tanımak, onların videolarını seyretmek, notlar almak gerekiyor. Hiçbir antrenörün oynayacağı maçları 24 saat düşünmediğine inanmıyorum. Sürekli düşünür. Bir sorunu olanını düşünüyorsun, yüzü asık olanını düşünüyorsun. 26 oyuncunun hepsini güle oynaya, mutlu bir şekilde oynatamazsınız. Maç kazandığında maçı kazandık ama iyi mi oynadık kötü mü oynadık, bunu düşünüyorsun. Ve o maç bittikten sonra oyuncularım nasıl daha iyi oynayabilir diye her gün düşünüyorsunuz.

Ama bu meslek bir aileyi çökertebilir. Evde karınız, çocuklarınız bu durum karşısında homurdanmıyor mu?
Ben yeni evli değilim. Onlar benim yaptığım işe alışmış durumda. Onları İstanbul'a gelmeleri için mecbur etmedim. Kendileri istedikleri için İstanbul'dalar zaten.

Tesislerden çıktıktan sonra ne yapıyorsunuz?
Sabahtan akşama kadar antrenman yaptığımız günlerin dışında bazen tek antrenmanımız oluyor. Öğlenleri eve gidip ailemle yemek yiyorum.

İspanya'da da her öğle yemeği için eve mi giderdiniz?
Evet. Eve öğle yemeğine gitmediğim günlerde muhakkak bir toplantı veya davet gibi gibi önemli bir iş vardır.

Akşamları Boğaz'a gitmişliğiniz vardır ama değil mi?
Elbette Boğaz'da yemek yiyoruz.

Yabancı bir teknik direktörün Türkçeyi bilmesi, Türkler için önemlidir. Türkçe bilen insanın burada kalıcı olacağı fikri uyanır kafalarında. Siz Türkçe öğrenmeyi düşüyor musunuz?
Evet, öğrenmek istiyorum. Şimdilik sadece birkaç kelime söyleyebiliyorum. Bu kelimeler de futbolla ilgili ve oyuncularla iletişim kurmamı sağlıyor.

"Kulübede tiyatro yapmam"

Sinirleri alınmış bir insanmışsınız gibi. Siz sinirlenmez misiniz bir şeylere?
Aslında çok sinirliyimdir. Kendimi çok sorumlu hissettiğim için çok sinirli bir insanım. Hatta bu kadar sinirli olmam bazen beni oldukça sıkıntıya düşürüyor. Ama yedek kulübesinde çok fazla tiyatro yapan bir insan değilim. Hoşuma gitmediği için kulübede çok fazla hareket etmem ve sakin durmaya çabalarım.

Korkularınız var mıdır?
Herkes gibi birçok şeyden korkabilen insanım. Örneğin paraşütten... Paraşütten atlamak beni korkudan öldürebilir. Çocuklarımın başına gelebilecek kötü bir olay beni korkutabilir.

Bu kadar kötü gidişe rağmen insanlar neden hâlâ sizi çok seviyor ve bağırlarına basıyor?
Ben de kötü günler geçiriyorum. Çünkü taraftarların, Beşiktaş'ın hak ettiği şeyleri veremedim henüz. O kadar çok sevgi gösterildi ki, kendimi borçlu hissediyorum. Ben sempatik bir adam olduğumu hiçbir zaman söyleyemem. Öyle biri de değilim. Ben basit bir insanım. Sempatik bir insan olmadığım halde insanlar beni seviyorsa bunun nedenini sosyologlara sormak gerekiyor.

"Çocuklarımın Galatasaraylı arkadaşları da BJK'nın kazanmasını istiyor"

Evde sadece futbol mu konuşulur?
Hayır, elbette sadece futbol yok. En büyüğü 17, diğeri 15 ve 11 yaşlarında üç çocuğum var. İkisi erkek, en küçükleri de kız. Şu anda en büyük endişem kızım. Kızımın dersleri, İngilizcesi kötü. Son günlerde evde ders konuşuyoruz sürekli.

Arkadaşları, çocuklarınıza Beşiktaş'ın durumunu sormuş mu?
Evet. Arkadaşları soruyormış. Çocuklarımın mutlu olması için Galatasaraylı arkadaşları da Beşiktaş'ın kazanmasını istiyormuş.

Peki çocuklarınız Beşiktaş'la ilgili size taktikler veriyor mu?
Türkiye'de taktik vermiyorlar çünkü oyuncularımızı o kadar iyi tanımıyorlar. Ama Real Madrid'de beni güldürmek için taktik veriyorlardı.

Hayattaki en büyük çılgınlığınız nedir?
Ben yaptığım işleri çok fazla düşünen biriyim. Türkiye'ye gelmem bir risk olarak değerlendiriliyorsa çılgınlık yapmadım. Buraya gelmeden önce Toshack'ın bir lafını hatırlıyorum. O, "Bugüne kadar yaşadığım en iyi yer Türkiye'ydi" demişti. Ben de bir risk alarak buraya gelmedim.

Ben farklı bir çılgınlıktan bahsediyorum. Mesela bir gün arabanıza atlayıp hız yapmışlığınız var mıdır?
Hayatımda çılgınlıklar yapmışımdır herhalde. Ama arabayla ilgili şunu söyleyebilirim. Ben yolda o kadar yavaş gidiyorum ki, salyangozlar neredeyse tekerleklere tırmanıyor.


PAZAR
"Ben buraya risk alarak gelmedim"
"Eşim nüdist değil, bu aramızda sorun olmadı"
Aşk romanına Amerika molası
Ressam oldu, farkında değil
"İlk bildiren hep biz olduk"
Bu bilim merkezi oyun alanı gibi
"Banyo artık vakit geçirilen, önemsenmesi gereken bir mekan"
Kadınlarda depresyon riski erkeklere göre daha fazla
Padişahın beğendiği sos Nişantaşı'nda
Şarap dünyası kıpır kıpır...
"Kaderim, babamın kaderiyle aynı oldu"
"Kasa sırasında beklemeden kitap alışverişi"
Çocuklarıyla tasarladılar, sonra podyuma çıktılar
F1 pilotları gibi giyinebilirsiniz
Türk şehri Samerra
Aklım parkta kaldı
Kafkasya notları (1)
"İyi baba" bir masal kahramanı mıdır?





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol

© 2004 Milliyet