Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 21 Ekim 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Sizi kutluyorum Saparmurat Niyazov


Çocukluğumda en sevdiğim şeylerden biri de, tatil günleri kasaba parkında arkadaşlarıyla tavla oynayan babamın yanına oturup onu izlemekti. Çünkü, oyun sırasında önde giden, oyunu kazanmışçasına rakibinin moralini daha da bozmak için çevresinde kim varsa, herkese bir şeyler ısmarlardı. Benim de babamın onayıyla, üst üste iki-üç gazoz içtiğim günler böyle anlardı. Ama arkadaşım Sami'nin babasının gazoz fabrikasında yapılan bu gazozlar öylesine karbonmonoksitliydi ki, içtiğiniz zaman gazı burnunuzdan çıkardı. Bu oyun sırasında benim en ilgimi çeken şeylerden biri de, zarlar atıldıktan sonra söylenen sayı sözleriydi. Tabii bu sözlerin arkasından gelen bir de tekerlemesi vardı: "Pencüse severler güzeli gencüse", "Düşeş attım yek geldi, bugün kızlar tek geldi," gibi. Daha sonra Farsça olduğunu öğrendiğim bu sayıların; Türkçe oynanan bir tavlada neden Farsça söylendiğine bir türlü akıl erdiremezdim. Öyle ya, bir bir, üç iki, üç beş, dört dört demek varken, neden Farsça söyleniyordu? İşin başka bir ilginç yanı, dört dört atanlar, "Dört car," diyorlardı. Dört, dörttü, car da Farsça dörttü. Çok anlamsızdı. Yani kızmabirader oynuyorsunuz, zar dört dört geliyor, siz, "Dört four," diyorsunuz, ya da, "Five beş," gibi...

* * *

Önceleri bunu, oyunla birlikte oluşmuş bir öğrenim olarak kabullendim. Ama daha sonra, ayları, günleri hatta zaman dilimlerini kendi tarım takviminde küçük ayrıntılarla zenginleştirmiş bir dilin; yani Türkçemizin, nasıl olup da, haftanın günlerini Farsçanın etkisinde kalarak bu denli şaşılası bir biçimde adlandırmasına şaşarak kaldım. Hele bir de Uygur Türkçesindeki gün adlarına bakınca, moralim daha da bozuldu. Bu insanlar, Fars kültürüyle tanışıncaya kadar sanki günsüz, aysız yaşamışlardı. Farsçada "yek" bir, "dü" iki, "se" üç, "car" dört, "penç" beş, "şenbe" gün demek. Uygurcada birinci gün bizdeki gibi, pazar. Farsça "ba" yiyecek, "zar" da yer anlamına geliyor. Dolayısıyla "bazar", yiyecek satılan yer. Genellikle pazarlar hep pazar dediğimiz günde kurulduğu için, o günün adı da pazar, yani "bazar" oluyor. Uygurcada pazar birinci gün kabul edilmiş. Bizdeki sıralanışa bakarsak bizde de birinci gün. Ama, Uygurcada bugüne, birinci gün anlamında "yek-şenbe" diyorlar. Pazartesiye ikinci gün "dü-şenbe", salıya üçüncü gün anlamında "se-şenbe", dördüncü güne "car-şenbe", beşinci güne "pen-şenbe", cuma gününe "azne", cumartesiye de yalnızca "şenbe" deniyor. Bizim dilimize de "bazar"ı pazar olarak almışız; pazardan sonraki gün anlamında ikinci güne pazartesi demişiz. Üçüncü güne salı demişiz. Dördüncü günü, biz de Farsça dört sayısınyla adlandırıp, "car-şenbe"yi çarşambaya çevirmişiz. "Penç-şenbe"yi de beşinci gün anlamında perşembeye çevirmişiz. Kim bilir belki de her şeyi, "Çarşamba çanağına çevirmek," deyimi de böyle bir yerden geliyor. Dille ilgili böyle bozunmaları okuduğum, ya da saptadığım zaman aklıma hep, Kaşgarlı Mahmut'un koltuğunun altına Divanü Lügat-it Türk"ü sıkıştırıp, Bağdat halifesine, "Bizim dilimiz Arapçadan daha zengin bir dildir," diyerek elyazması kitabını ona hediye edişi gelir.

* * *

Günümüzde, "Off günün ne gün?", "Mondaylerden nefret ediyorum!", "Weekend'de ne yapıyorsunuz?", "Yarın casual day kotu çekip gelicem!" gibi sözcükler de, yarın Türkçenin içinde bir yerlerde yuvalanırsa, bu dilimizin zenginleştiği anlamına asla gelmeyecektir. Bu yüzden, verdiği kararla günlerin adını Türkmen dilinde değiştirdiği için Sayın Saparmurat Niyazov'u yürekten kutluyorum. Hiç olmazsa kendi diline ve söyleyiş biçimine en uygun sözcükleri bulup, günlerin karşısına koymuş. Ben şimdi çarşambaya dördüncü gün desem, perşembeye de beşinci gün desem, bütün dil tutucuları söylemedik söz bırakmazlar. Oysa, Farsça dördüncü gün anlamına gelen "çarşamba"yı kullanmanın dilimize ne gibi bir katkısı, getirdiği ne gibi bir zenginlik olabilir?
Kimse kusura bakmasın, ben de Sayın Saparmurat Niyazov'a katılıyorum. Günlerin adına ne güzel yeni Türkçe isimler bulmuş: Pazartesi (Başgün), Salı (Yaşgün), Çarşamba (Boşgün), Perşembe (Soğapgün), Cuma (Anna), Cumartesi (Ruhgün) ve Pazar (Dinçgün). Bence "yek"ten, "dü"den, "se"den, "car"dan, "penç"ten daha akılcı ve güzel. Beğenmeyenler varsa manşetlere taşıdıkları yeni Türkçeleriyle, "onegün, twogün, fivegün, başsunday, sundayertesi" gibi yeni adlar koyabilirler.

yural@milliyet.com.tr



CUMARTESİ
"40 yılın Yıldırım Mayruk'unu ve Türk kadınını anlatacağım"
"Rolüme otelde çalışıp hazırlandım"
Büyüklerin siyah-beyazı çocukların mavi-pembesi
Küçükler operayı kuklayla sevecek
Yumurtayı kırmayacak buluşçular aranıyor!
ALTI NOKTA KÖRLER VAKFI
Çizgili sporlar
Meclis'e girmek istiyor
İsteyene geleneksel mönü isteyene açık büfe
Yazdan kalma bir hafta





DONATELLA PİATTİ
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç URAL

© 2004 Milliyet