|
 |
|
|
Hah hah, adamlara bak, amma kötüler
Kötülüğe maruz kalmakta, hayatın senin ezberindeki gibi süreceğini sanmakta, buna inanmakta, sonra şaşırmakta komik bir yan var. Ya da... Trajikomik!
Bir reklam var. Hani adamın ayağının altından merdiven kayıyor da, öylece asılı kalıyor, yardım istiyor ya. Sonra kadın "Dur dur, geldim!" deyip aşağı koşuyor. Adam düşerse üstüne düşmesin diye arabasını çekiyor ve slogan giriyor: "Bilmem ne marka arabası olan anlar."
Ben bu reklama şaşırıyorum!
Geçenlerde filmekimi'nde "Yanlış Hesap"a gittim, bir İrlanda filmi. İlk sahnede Colin Farrell öyle tatlı tatlı kasiyerle sohbet ediyordu ki, böyle güzel güzel "Hayat sürprizlerle doludur. Mesela biz seninle mutlu olabiliriz" falan diye... Onların evlenip mutlu olacağını hayal etmeniz an meselesi iken, aniden Colin bir yumruk atıp çenesini dağıttı kızın. Colin kasadaki paraları aldı, "Belli olmaz bu işler" diye konuşmaya kaldığı yerden devam ederek. Kızcağız öyle kan revan, şaşkın!
Filmde bir de Sally vardı. Televizyonda kendini görene kadar bıyıkları olduğuna inanmayan Sally. Zavallı kız! Sevgilisi tüm parasını aldıktan sonra, onu yatağa bağlayıp üzerine sıçmış (kelimenin gerçek anlamı ile) ve bırakıp gitmiş. İki gün sonra annesi bulduğunda feci kokuyormuş, normal olarak.
Hele o küçük çocuk. Zaten filmi izlerken, şu araba reklamını aklıma düşüren de o çocuk oldu. Bir arabanın yarısı boşlukta, şoför kıpırdasa yuvarlanacak, çocuğa seslenip arabanın arkasına ağırlığını vermesini söylüyor. Çocuk denileni yapıyor, adam bir rahat nefes alıyor ve çocuk aniden çekilince... Gümm!
Bu reklam, şu film falan fıkra gibi neredeyse gıdıklayan bir fiskeyle insanı ters köşeye yatırıp ezberini dağıtıyor; şaşırtıyor.
"A aa, böyle de olur mu?" gibi bir şey bu.
"Ben bunun böyle değil de öyle olacağı kanaatine nasıl varmıştım, nasıl bu kadar yanıldım" diye düşünmekle ilgili bir şey.
Galiba şöyle bir şey: Görünenle gerçek arasında bir fark var daima. Ve bu fark gözümüze sokulduğunda... Yani kadın geliyorum deyip de adam yerine arabasını kurtardığında, flört ettiğini sanan kız aniden çenesine yumruk yediğinde, çocuk arabadaki adamı kurtarır gibi yapıp arabayı boşluğa yuvarladığında, tüm parasını alıp sevgilisinin yanına yerleşmeye giden Sally üzerinde bokla yatağa bağlı kalakaldığında... İzleyici görünenin "gerçek"leşmeyebileceğini ya da gerçeğin "göründüğü gibi" olmadığını şaşırarak idrak ediyor.
E tabii bu esnada bu saflığa gülüyor.
Tıpkı gerçek hayattaki gibi. Bir farkla: Gerçek hayatta bunlar hiç komik değil ki.
Amerika'nın Iraklıları kurtarmaya gidiyorum deyip "kendi arabasını" kurtarması, çok aşık adamların sevdikleri kadını bıçakla bin parçaya doğramaları ya da AB'nin her an bizi yatağa bağlayıp üzerimize sıçabilecek olması ihtimali...
Komik mi? Var ya... Komik aslında.
Daha doğrusu: Trajikomik.
"Çağımızın karakteristiği bu: Bütün hayal gücü kötülerin elinde."
Stephen P. Kohen, Ortadoğu analisti
Aliye koktu
"Aliye"ye bayıldım ben. Aliye ağlıyor, ben ağlıyorum; öyle sevdim. Zaten dizi de tuttu.
Fakat üçüncü bölüm itibariyle Aliye koktu.
Abi o mavi elbiseyle daha kaç gün geçirecek? Tamam, yakışıyor o elbise Sanem Çelik'e. Tamam, o elbise içinde mutevazı bir ev kadını gibi görünüyor. Ve tamam, "Kara Melek"le ilgili hafızamızda kalan son kırıntıları da mavi elbisenin etekleri üç haftada süpürdü attı.
Ama tamam! Evden apar topar çıktı, yanına giysi alamadı diye mazeret üretsek de bir yere kadar. Ya da ne bileyim...
Galiba ben fena kaptırdım şu televizyona. Biraz uzak durayım!
tubakyol@yahoo.com
|
|
|

|