|
 |
|
|
Melih Aşık'ın penceresinden Türkiye manzaraları
18 yıldır okurlarına Milliyet'teki köşesinden seslenen Melih Aşık, seçme yazılarını "Açık Pencere'den 2000'li Yıllar" adıyla iki ciltlik bir kitapta topladı
Biz yaşı 60'ı devirenler (dile kolay ne çabuk geçmiş) gençlik yıllarımızda ileri giden, ileri gittiğini sandığımız, umutlu bir Türkiye'nin bireyleriydik. 2000'li yıllarda kalkınmış, uygar, çağa ayak uydurmuş bir Türkiye umuyorduk. Ne var ki özellikle 1980 sonrasında Özal iktidarıyla birlikte Türkiye her alanda belirgin bir yozlaşmanın içine girdi. Bir yandan halkın ahlakı bozuldu, bir yandan devlet çarkı aşındırıldı... Siyasi partilerde örgütlenen hırsız takımı iktidara geçip ülkenin hazinesini kendisinin ve yandaşlarının cebine boşalttı... Siyaset bir yağma organizasyonuna dönüştü.
Kim çaldıysa yanına kâr kaldı... Namuslu insanlar kaybetti.
Ne var ki aynı zamanda ülkemiz de kaybetti. Türkiye artık dışarıdan idare edilen, ekonomisi topal, yarınları umutsuz bir ülkedir...
Eğer dürüst insanlar yönetimi ele alıp bütün çarkları yenileyemezse daha da umutsuz günler bizi beklemektedir..."
* * *
Bu karamsar satırların yazarı Melih Aşık. "Açık Pencere'den 2000'li Yıllar" (İthaki Yayınları) kitabının ilk cildini böyle bitiriyor.
Aşık, 18 yıldır Milliyet'teki Açık Pencere köşesinden sesleniyor okurlarına. Yazılarından seçmeleri iki ciltte toplamış. İlk cilt "savaş, mizah, yolsuzluk", ikinci cilt "portreler ve kültürel değinmeler, siyaset" konularını içeriyor.
Eskiden gazetelerde bir başyazar, birkaç da köşe yazarı vardı. Başyazar genellikle gazetenin görüşünü dile getirir, köşe yazarları da kendi kişisel yaşamından söz etmeyi, "ben" demeyi ayıp sayarak, politika, kent sorunları, sanat, kültür konularında düşüncelerini açıklarlardı. Tek konudan oluşurdu köşeleri. Her gün sadece belirli bir konu işlenirdi.
Hatırladığım kadarıyla, köşelere "çeşitliliği", kısa yazılarla yaratılan renkliliği Hasan Pulur getirdi. Başlattığı "Olaylar ve İnsanlar" köşesinin benzerlerine hemen her gazetede rastlanır oldu. ("Ben" diyebilmeyi ise Hıncal Uluç'un başlattığını düşünüyorum.)
Bugün bütün gazetelerde bu uygulamayı sürdüren yazarlar var. Kimilerinin köşeleri renksiz, donuk, kısa ömürlü. Kimi yazarlar ise yıllardır ayakta.
Melih Aşık ayakta olan yazarlardan. Açık Pencere'sinden bir bahçenin belirli köşesini değil, Türkiye'yi ve dünyayı görmeye çalışıyor çünkü.
* * *
Açık Pencere'yi her gün okuyorum. Ama Melih Aşık'ın söylediği gibi, "gazete yazısının ömrü kısa; topu topu yirmi dört saat". Bu yüzden, "Açık Pencere'den 2000'li Yıllar" kitaplarının yayımlanması beni sevindirdi. Sadece dört yıldan da olsa (2000 başıyla 2003 sonu arası) yapılmış seçmelerin kitap olarak el altında bulundurulması çok güzel. Zaman zaman karıştırıp yakın geçmişin ilginç olaylarına dönme olanağını veriyor okura.
Bizim en büyük özelliklerimizden biri de "unutma"dır. Aşık'ın kitapları "hatırlama"yı da sağlıyor.
Ne diyor Melih Aşık:
"IMF denetiminde krize sürüklendiğimiz, bankaların hortumlandığı, çeşitli manipülasyonlarla Ecevit iktidarının bitirildiği, yerine ABD ve IMF'ye tam teslim İslamcıların iktidar yapıldığı, Ortadoğu'da serüvenlere sürüklendiğimiz, felaketlerden kıl payı
(ve şimdilik) kurtulduğumuz bir dönem...
Özal döneminin bir devamıdır yaşadığımız... Çalanların kazandığı, çalışanların ezildiği, hırsızlığın açıkgözlük sayıldığı, namuslu adamın adının enayiye çıkarıldığı, devletin, hukukun, yasaların, soylu duyguların, geleneklerin, yeteneklerin ufalandığı bir dönem...
İnsanların yozlaştırıldığı, yurtseverlik, onur, bağımsızlık gibi kavramların unutturulduğu, ülkeyi uşaklaştırmak için her türlü insani ve ulusal değerin aşındırıldığı, genç ve temiz ruhların yok edildiği bir zaman dilimi..."
* * *
Nisyan ile malul olan beşer hafızası türüne en çok bizde rastlanıyor galiba. Başka uluslar kolay unutmadıkları için
ders alabiliyorlar.
Bizim ise geçmişimizdeki bütün körler badem gözlü oluyor, hepsini rahmetle anıyoruz.
Aşık'ın kitaplarını bu yüzden de olumlu karşıladım. Sadece bugün değil, yıllar sonra da okunması gereken yapıtlar olarak görüyorum onları.
İleride hatırlamak, ders çıkarmak için.
Ama, ne yalan söyleyeyim, ben de Aşık'tan daha iyimser değilim. İleride kim okuyacak bunları, kim neyi hatırlayacak, kim olaylardan ders çıkarıp ortalığa çekidüzen vermeye çalışacak...
Sadece kendine çekidüzen vermeye çalışmak varken.
|
|
|

|