Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 22 Ekim 2004 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Azınlık, çoğunluk derken...


Anadolu'yu, Cumhuriyet devletini anlatmaya çalışırken, söze genellikle kendi köklerimden başlarım. Anneannem Gürcü, dedem Çerkez - Kabardey, babaannem Serez doğumlu, bugünkü Yunan Makedonyası'ndan, büyükbabam ise Midilli adasından...
1980'lerin sonuydu.
Çerkezlerin bir kolu olan Adigeler Üsküdar'daki derneklerine bir konuşma için beni davet etmişlerdi. On üç, on dört yaşlarındaki bir çocuk pat diye sormuştu:
"Bir çocuğunuz olsa, doğduğunda onun kulağına önce Çerkez mi, yoksa Türk mü olduğunu fısıldardınız?"
Soru beni şaşırtmıştı.
İlk kez böyle bir soruyla karşılaştığımı, çocuğum olduğunu, ama doğduğu vakit kulağına hiçbir şey fısıldamadığımı belirtip eklemiştim:
"O da benim gibi Türk!"
Türk olarak yetiştirilmiş, büyümüştüm. Kendimi Türk hissediyordum. Fakat benim Türklüğüm herhalde köklerime, Çerkezlere, Gürcülere ilgi duymama engel değildi. Ama kimileri de Türk'ten önce kendini Gürcü ya da Çerkez hissedebilirdi, hissediyordu da.
Anımsıyorum.
Adige Derneği'nde o gece yaşlıca bir beyle tanışmıştım. Bana yeşil kaplı ince bir kitap hediye etmişti.
Çerkezce - Türkçe sözlük.
Kiril alfabesiyle basılmıştı. Sözlüğü Türkiye'de bastıramayınca, inat etmiş, o zamanki Sovyetler'deki ata topraklarına kadar gitmiş, orada bastırmıştı. Bu sözlük yüzünden Türkiye'de başının belaya girdiğini, biri 12 Eylül olmak üzere iki defa göz altına alındığını anlatmıştı.
O zaman da yazmıştım.
Yaşlı Çerkez'e yapılan demokrasiye de, insan haklarına da, Lozan Antlaşması'na da aykırıydı.
Lozan'ın 39. maddesinden bir bölüm:
"Herhangi bir Türk uyruğunun, gerek özel gerekse de ticari ilişkilerinde, din, basın ya da her çeşit yayın konularıyla açık toplantılarında, dilediği bir dili kullanmasına karşı hiçbir kısıtlama konulmayacaktır." (CHP milletvekili ve Büyükelçi Şükrü Elekdağ'dan aktaran Erdoğan Günay, Radikal İki, 17 Ekim 04, s. 4)
Şimdi Kürtleri düşünün.
Bu devletin vatandaşlarını.
Kendi çocuklarına Kürtçe isim koyamadılar. Kendi yaşadıkları köylerin, sokakların Kürtçe isimleri değiştirildi. Kendi şarkılarını, türkülerini Kürtçe dinleyemediler. Dilleri yasaklandı. Kimlikleri inkar edildi.
Bu da demokrasiye aykırıydı.
İnsan haklarına aykırıydı.
Lozan'a da aykırıydı.
Alevileri de düşünün.
Laiklik dedik ama uygulamada Sünni Müslümanlar kayırıldı. Alevi Müslümanların hakları göz ardı edildi. Alevi Müslümanlık anlayışı es geçildi. Diyanet İşleri olsun, devlet olsun Sünni Müslümanlara hizmet verdi. Demokrasi, insan hakları, Lozan bu bakımdan da delindi.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin Ermeni, Rum, Yahudi vatandaşlarını düşünün. Diyebilir misiniz ki onlar, bu devletin eşit vatandaşları olarak her türlü haktan yararlandılar?
Derseniz ayıp olur.
Şimdi örneklemek gerekmiyor. Ama bu alanda da Türk devletinin eksiği gediği çoktur. Demokrasi ve hukuk devleti açısından Ermeni, Rum ve Yahudi vatandaşlarımızın eşitliği konusunda yapılması gerekenler az değildir.
Niye yazdığım açık bunları.
Azınlık tartışmaları bugünlerde canlandığı için. Ayrıca, bu tartışmaların bu ülkede demokrasi adına yararlı olduğuna inandığım için.
Konuya hukuk bilgisi ve ince ayar gerektiren pencerelerden bakmayı bir yana bırakıyorum. Yukarıdaki satırlarıma önce insani pencereden, önce insan olarak bakmaya çalışın.
Hissetmeye çalışın yaşananları.
Hangisi içinize sinebiliyor?
Benim içime hiçbiri sinmiyor.
Bu konulardaki uygulamaların hiçbirinin Türkiye'de üniter devleti güçlendirdiğine inanmıyorum. Hiçbirinin bu topraklarda barış ve huzura katkıda bulunduğuna inanmıyorum.
Yaşananlar tersini gösteriyor.
Onun için de:
Devlete daha çok demokrasi götürmek zorundayız. Devletin hukuktan, insan haklarından daha çok nasiplenmesini sağlamak zorundayız.
Bu açılardan, Türkiye'nin Avrupa Birliği yolu gereken uygar, hukuki çerçeveyi sağlıyor. Biz bu yolda yürüdükçe bölünmeyiz. Devlet de zayıflamaz, güçlenir. Hangi kökten, hangi inançtan olursak olalım, bu devletin zoraki değil, gönüllü vatandaşları olarak çok daha barış içinde yaşarız.

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Ermeni meselesinde 'mukatele'
PARİS'TE Türk Başbakanı dünya TV'lerinin önün...
Çetin ALTAN
Komünizm, bir Kozmos düzenidir
AB üyeliği için, 17 Aralık'ta müzakerelerin b...
Melih AŞIK
Keçiörengücü T.A.Ş.
Farkında olmadan kazmayı madene vurmuşuz... "...
Hasan CEMAL
Azınlık, çoğunluk derken...
Anadolu'yu, Cumhuriyet devletini anlatmaya ça...
Güneri CIVAOĞLU
Aykırı acı
Çok aykırı gibi görünebilir ama "başörtüsü/tü...
Abbas GÜÇLÜ
Ne okuyacağız, ne dinleyeceğiz, ne izleyeceğiz?
Her hafta farklı bir üniversitede yüzlerce öğ...
Hurşit GÜNEŞ
AB'ye girince Türkiye nüfusu ne olacak?
Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği artık açıklığa ...
Mehmet Y. YILMAZ
Sarıgül'ün yolu bu zinciri kırar mı?
Mustafa Sarıgül, geçtiğimiz yazın ortalarında...
Faik ÖZTRAK
Bu yılın son üç ayındaki bütçe uygulamasına dikkat!
2005 yılının bütçe teklifinin TBMM'ye sunulma...
Hasan PULUR
Karşılıklı yadırgama...
BİZİM gibiler, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'...
Derya SAZAK
Kod adı: Atilla
Nedim Şener'in yeni kitabı, 'Kod Adı : Atilla...
Meral TAMER
Türkler daha az Türk, Kürtler daha az Kürt...
Son Avrupa Parlamentosu seçimlerinde işbirliğ...
Yaman TÖRÜNER
Zincirleme kazayı önleyen kaza
7 Ocak 2004 günkü "Bir Bilmecem Var Çocuklar"...
Güngör URAS
70 milyonun yarısı SSK hastanesine gidiyor (idi)
Nüfusumuz kabaca 70 milyon. Çalışan sayısı ka...
M. Ali BİRAND
Bush kazanacak gibi görünüyor
Geçen hafta sonu Amerikanın eğitim başkenti s...

© 2004 Milliyet