|
Aykırı acı
Çok aykırı gibi görünebilir ama "başörtüsü/türban" Başbakan Erdoğan'ın elinde güçlü bir karta dönüşebilir diye düşünüyorum.
Erdoğan, halkının büyük çoğunluğu Müslüman olduğu için Türkiye'nin AB üyeliğine kuşku duyanlara, şu mesajı veremez mi?
"Ben Türkiye Başbakanıyım.
Hür demokratik seçimlerle göreve geldim.
Partim, parlamentoda Anayasa'yı bile değiştirecek çoğunlukta.
Ama çocuklarımı, başları örtülü oldukları için Türkiye'deki okullarda, üniversitelerde okutamıyorum.
Yurtdışında okuyorlar.
Eşimin de başı örtülü.
O nedenle bazı kamusal alanlara giremiyor, örneğin Cumhurbaşkanlığı davetlerinde bile bulunamıyor.
Bazı bakan, milletvekili arkadaşlarımın eşleri de aynı kısıtlama kapsamındalar.
Örneğin, Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül'ün eşi...
Şimdi soruyorum...
Türkiye'de laisizmin gücünü ve kurumlaşmış olmasını bu simgesel durum, hiçbir kuşkuya alan bırakmayacak kadar net kanıtlamıyor mu?
Türkiye'deki laisizm, belki Avrupa'dan da ileride.
Zaman zaman bana acı veriyor olsa da, yaşamakta olduğum bu örneği, sizinle Türkiye gerçeğini vurgulamak için paylaşıyorum."
Demirel'den anı
9. Cumhurbaşkanı Demirel'den - belki daha önce de yazmış olabilirim - bir anıyı tazeleyeyim.
Bir söyleşimizde "Hiç kimsenin hanımefendisini, ailesini hedef alan siyaset yapmam. Hassas konudur. Yanlış olur" demişti.
Ben de yazılarımda, TV programlarım ve konuşmalarımda buna özen gösteririm.
Bu kez de Başbakan Erdoğan'ın eşi ve kızları için satırlarım o özen sınırlarım içindedir.
Benim başörtü/türban bakışım net ve açık. Yıllardır bilinir.
Ancak, burada yaklaşımım kişisel yargılarımın ötesindedir. Türkiye'nin laik devlet yapısının en etkili anlatılabileceği bir simgeyi ortaya koymayı amaçlıyorum.
Nüfusunun tamamına yakını Müslüman olan bir ülkede Başbakan'ın kızları başları örtülü oldukları için üniversiteye gidemiyorlarsa, bir işçi, bir esnaf, bir küçük memurun başı örtülü kızı ile aynı uygulama kapsamındalarsa, bu durum, o ülkenin laik yapısı, yasalar önünde herkesin eşitliği için güçlü bir karine sayılabilir.
Fransa'daki söylem
Uygulamanın tartışılması, irdelenmesi ise ayrı bir konu.
Başbakan Erdoğan, Fransa'da böşörtüsü konusunda bazı düzenlemelerden söz etti.
Fransa örneğini verdi.
"Başörtüsünün Fransa'da olduğu gibi üniversitelerde ve özel okullarda serbest olması" formülünü dile getirdi.
Gerçi... Fransa'da, üniversiteler özerk olduğundan böşörtüsü için karar, rektörlüklere bırakılmıştır ve model - Türkiye'de ancak bir anayasa değişikliği içinde - konuşulabilir...
Ama...
Bunların ötesinde, Başbakan Erdoğan, elinde tuttuğu bu kartı, Avrupa masasında ustaca kullanabilir.
Tereddütleri gidermekte gerçekçi bir anlatım olur.
Daha önce de böyle ilk bakışta "ters" gibi görünen yaklaşımlar, olumlu sonuçlar verdi.
Örneğin AB Komisyonu'nun Türkiye İlerleme Raporu'nda yer alan "Aleviler ve Kürtler" için "azınlık" söylemi, onlardan gelen "Biz azınlık değiliz" tepki dalgalarıyla karşılandı.
Şimdi de "Türkiye'nin kendi ülkesindeki İslam anlayışını, AB coğrafyasına taşıyabileceği" kuşkuları, gene böyle ilk bakışta "ters" gibi görünen ama etkili olacak bir söylemle aşılabilir.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|