|
Yan yana oturmuş minik üçüzler...
HARBİYE'den Nişantaşı'na doğru saparken, bir sandviççi dükkanının vitrininden görünen, bir örnek yanık sarı giysileriyle yan yana oturmuş, minik kız çocukları; minik üçüzler...
Anneleri herhalde sevdikleri bir şeyler almış onlara ve üçünü de, dükkanın içinde vitrin kıyısındaki uzun tahta müşteri tezgahına oturtmuş yan yana...
Saç tuvaletleri değişik, ama yanık sarı giysileri bir örnek...
Arabayla caddeden geçerken, sandviççi vitrininden görünen yan yana oturmuş üçüzlere; bir an için, neşeli bir şaşkınlıkla takılıyor gözlerin; hele hele şimdiye dek, yan yana oturmuş hiç minik üçüz görmemişsen...
***
Dört gün sonra ABD'de başkanlık seçimleri yapılacak. Bakalım gelecek salı gecesi, yahut bizim yerel saatle çarşamba günü, Amerika Birleşik Devletleri'nin yeni başkanı kim olacak? Yine Cumhuriyetçi Bush mu, yoksa Demokratların adayı Kerry mi?
Yan yana oturmuş bir şeyler yiyen minik üçüzlerin umurundaydı, Bush yahut Kerry...
***
Henüz daha ne siyasal coğrafya sınırlarıyla, ne politik tarih ve "ulus - devlet" nutuklarıyla, hipnotize edilememiş olan miniklerin özgür dünyaları...
Nasıl da 21. yüzyıl hızla, miniklerin o özgür dünyasıyla buluşmaya doğru koşmada...
Aynı zamanda, tüm insanlığın hep birlikte kullanacağı "tek bir para" ya doğru da, başlamış olan bir koşudur bu...
***
Yıl 1932 - 33... Edirne'de yumurtanın tanesi 30 para; Belediye Parkı'nda bir bardak çay 100 para... Yenice sigarasının paketi 11 kuruş... Orta derecede bir memurun aylığı 125 lira...
Yıl 1942 - 43... Pazarlarda kirazın kilosu 22 kuruş... Beyoğlu'nda Saray Sineması'nda lüks koltuk 66 kuruş...
Yıl 1951 - 52... Ortası delik sarı 100 paralar yeni çıkmış...
Ulus gazetesinin, içkiye sabahtan başlayan ve aklına estikçe Ulus Meydanı'nda, bir avuç boyundaki tahta çubuklara takılı küçük kağıt bayraklar da satan ünlü raportörü Şinasi Nahit, ortası delik yeni 100 paraları toplamaya merak sardırmış. Kime rastlasa hemen soruyor:
- Sende yeni 100 paralardan var mı?
Kim, ceplerini karıştırıp baktıktan sonra, "var" derse; hemen:
- Versene onu bana, diyor, ben biriktiriyorum da...
Ortası delik 100 parayı alınca da, topladığı 100 paraları dizdiği ve beline sardığı uzun ipi çıkarıyor; son aldığını da oraya takıp, ipi tekrar sarıyor beline...
***
Şinasi Nahit, çok ünlü bir ailenin mensubu, çok iyi yetişmiş, herkesin tanıyıp sevdiği, nüktedan bir kalem...
Dostlarını gördükçe tekrarladığı ve dilinden hiç düşürmediği bir söz de şu:
- To be, or not to be; yok dibi...
Kendini içkiye ve silme avareliğe vuruşu, hançerlenmiş gizli bir yürek yarasındanmış gibi...
***
Şinasi geceleri de, Ankara'nın en lüks ve en pahalı lokali olan Süreyya'ya gidiyor ve orada da hesabı; beline sardığı ipi açıp, ipe dizdiği 100 paralarla ödemeye kalkıyor...
Bazen garsonlar da, şaka olsun diye, 7.5 yahut 10 liralık hesabın 100 paralarla ödenmesini bekliyorlar.
Şinasi Nahit bir tabağa attığı madeni 100 paralarla sürdürüyor saymayı. Tabak tepeleme dolmaya başlayınca, Şinasi:
- Durun durun, diyor, bir 100'lük fazla gitti galiba... Baştan sayacağız...
Sonunda garsonlar da sıkılıp, vazgeçiyorlar hesabı almaktan...
***
Atılacak sıfırlarla, Yeni Türk Lirası, yine geldi oturdu gündeme...
Vaktiyle de babamın çocukluğunda, "beş peynir - beş ekmek" varmış. 5 paralık çeyrek bir ekmek içine, 5 paralık bir kaşar dilimi konur ve o dönemlerin sandviçi olarak, "beş peynir - beş ekmek" diye satılırmış...
***
Cam vitrinin arkasında, yan yana oturmuş, bir örnek yanık sarı giysileriyle minik üçüzler...
Onlar 2020'lerin Avrupa vatandaşları... Kullanacakları para da "euro"...
Güncel yaşam ve olaylarla, güncel politika tatavası içinde; Türkiye de ister istemez evrenselleşecek gitgide...
***
İtibarlı ve rahat yaşamak için, bir devlete ve devlet hazinesine gereksinmesi olanların dönemi de; tıpkı eski aristokratların dönemi gibi, usul usul aşılacak...
***
Ama şimdilik gün bugün, saat bu saat...
Yoksa yüzyıllık bir açıdan bakıldığında, Yunus'un dediği gibi, "O da yalan, bu da yalan; var biraz da sen oyalan"...
Enseyi karartmayın. İnsanlık kötüye gitmez, Türkiye de gitmez...
c.altan@prizma.net.tr
|
|