|
 |
|
|
"Onlar artık bizim köylüler"
Avusturyalı çift Kurt Kopta ve Brigitta Edler uzun yıllardır Selçuk'un Sultanköy'ünde yaşıyor. Köylüler "Onlar artık bizim köylü. Zeytin topluyorlar, tavuklarla ilgileniyorlar" diyor. Avusturyalı çift ise Avrupalılaşma yüzünden Türk kültürünün kaybolmasından korktuklarını belirtiyor
BANU ŞEN
Ziyaretleri sırasında Türk kültürüne hayran kalan Avusturyalı Kurt Kopta ve Brigitta Edler, 1986'da Türkiye'den bir ev almaya karar verir. Çeşme, Kuşadası, Selçuk civarındaki tüm köyleri gezerler ancak karar veremezler. Bir gün Selçuk yakınlarında bir atlının dağ yoluna doğru gittiğini görürler. Kızları atları çok sevmektedir. O atlının ardından yola bir tane daha gittiğini görünce dayanamayıp takip ederler. Uzun dağ yolu onları 10 haneli Sultanköy'e çıkarır.
Brigitta Edler, köyü ve köy halkını görüp biraz da zaman geçirince "İşte yaşamak istediğim yer burası" der. İki yıl içinde köyün girişine evlerini yaparlar. Ressam Kurt ve seramik sanatçısı Brigitta'nın 11 çocuğu vardır. 12'nci çocukları İsmail, Türkiye'de doğar. Aile artık yılın büyük bir kısmını Sultanköy'de geçiriyor.
Türk kültürünü benimsedikleri ve kaybolmasından korktukları için geleneklere bir Türkten de öte bağlı yaşıyorlar. Otururken bir Türk erkeği gibi dizlerinin üzerine çömelen Kurt ve zeytin toplayıp zeytinyağından sabun yapan Brigitta'nın misafirperverliklerine şaşırarak dinledik öykülerini...
Türkiye'de yaşamaya nasıl karar verdiniz?
Kurt Kopta: Türkiye'ye ilk 1972'de geldim. Babam Dalaman'da bir kağıt fabrikasında çalışıyordu. Avusturya'da ressamlık yaparken kültürlerarası yakınlaşmaları da hedefleyen bir dernek kurmuştuk. Bu dernekte Türklerle çalışırken Türk kültürünü yakından tanıdım. Daha sonra eşim ve çocuklarla Türkiye'de bir ev sahibi olmaya ve yaşamaya karar verdik. İzmir'deki arkadaşlarımızın yanına geldik. Yer aramaya başladık.
Köyde, dağın başında yaşamak zor değil mi?
Kurt K.: Küçük oğlumuz İsmail 1989'da burada doğdu. Sonra dernekle ilgili işlerimiz için Avusturya'ya döndük. Gidip gelmeye başladık. Çocuklar Avusturya'da özel bir okula gitti. Meslekleri oldu. Johanna ve İsmail burada yaşıyor. İsmail bir süre burada ilkokula gitmişti. Johanna Şirince'de bir pansiyonda çalışıyor. Bir oğlumuz daha burada, o da askerlik için Avusturya'ya gidecek. Çocuklarımızdan bazıları dernek için Avusturya'da çalışıyor.
Brigitta Edler: İlk geldiğimizde köy daha kalabalıktı. Aileler, çocukları büyüyünce okul olan yerlere gittiler. Şimdi tek bir çocuk var, o da muhtarın üç yaşındaki oğlu. Ancak benim torunlarım olunca daha çok çocuk olacak. Ben torunlarımla burada yaşayacağım.
Burada yaşadığınız zaman içinde Türkiye'de ve sizde neler değişti?
Kurt K.: Türkiye'de insanlık çok. Yalnız şimdi Avrupalılaşma var. Bazen iyi ama bazen de Türk kültürünün kaybolmasından korkuyorum.
Brigitta E.: Biz burada tüm kontratın, tapunun bir söz olduğunu yaşadık öğrendik. Tarlayı komşu Mehmet'ten bir sözle aldık. Bizim memlekete yabancılar geldiğinde uyum sağlamaları isteniyor. "Böyle yap, şöyle ol" gibi. Burada ise "Hoş geldin" deniyor. Bizi burada olduğumuz gibi kabul ettiler. Noel'de ağaç süsleyince kimse yadırgamıyor. Bizim memlekete gidince beni kapatıyorum. Ama buraya gelince kendimi açıyorum. Burada benim insanlarım, ailem var.
"Tuğla fabrikasında bir sempozyum düzenledik"
Avusturya'daki derneğiniz Die Hupfauer'in tam olarak amacı nedir? Burada bulunduğunuz süre içinde nasıl çalışmalar yaptınız?
Kurt K.: Bu derneğin amaçlarından biri kültür alışverişi yapmak. Orada başka bir ekip var. Örneğin en son olarak sığınmacı Afganistanlı ve Çeçen çocuklar bir araya getirildi. Birlikte sanatsal projelerin içinde yer aldılar. Dernek onları çeşitli dans, müzik çalışmaları içine soktu. Ebru sanatını öğrendiler. Herkese açık. Her yıl bir proje gerçekleştiriyoruz. Burada da birçok proje gerçekleştirdik.
Brigitta E.: Eylülde Torbalı'daki Şahtaş Tuğla Fabrikası'nda uluslararası bir sempozyum düzenledik. Ton:on:Ton adındaki üç hafta süren sempozyuma Avusturya, Almanya, Bulgaristan, ABD ve Türkiye'den farklı sanat dallarından 22 sanatçı katıldı. Hepsi kendi dallarında tuğla ve toprakla ilgili farklı projeler gerçekleştirdi. Fabrikanın yaklaşık 100 çalışanı da bu projelerin içinde yer aldı. Daha farklı projeler de gerçekleştirmek istiyoruz. Ancak Avusturya devleti daha önce bize yardımda bulunuyordu bu projelerle ilgili. Şimdi biraz politik engeller çıkıyor.
Yerliler gitti onlar gitmedi
Brigitta ve Kurt'un komşuları Mehmet ve Gülşen Bayraktar: "Bizim arsayı aldıklarında babamız o parayla evlendirdi bizi. O zamandan beri buradalar. Türkçeyi babamdan ve bizlerden, bizim dilimizle öğrendiler. Köyü asıl yerlileri terk etti. Ama onlar hiçbir zaman terk etmedi. Onlar artık bizim köylü. Zeytin zamanı zeytin topluyorlar, bahçeyle tavuklarla ilgileniyorlar.
Aynı bizler gibi yaşıyorlar. Hiçbir zaman zorluk çekmediler."
Kopta: "Ben hep Avrupa kültürünü en iyi zannederdim.
İki sene önce İstanbul'a gidince çok kaliteli bir kültür gördüm. Dünya çapında sanatçılarınız var"
Edler: "Bizim memlekette kimse kimseyi sormaz. Burada hemen merak ediyor, biz yokken de çocuklarımıza sahip çıkıyorlar"
"Pir Sultan Abdal ve Yunus'tan çok etkilendim"
Türk kültürünü yakından tanıyorsunuz. Sizi en çok etkileyen şeyler neler?
Kurt K.: Ben hep Avrupa kültürünü en iyi zannederdim. İki sene önce İstanbul'a gittiğimde orada da çok kaliteli bir kültür olduğunu gördüm. Dünya çapında sanatçılar, ressamlar var. Ama biz çoğunu Avrupa'da tanımıyoruz. Pir Sultan Abdal'ı, Yunus Emre'yi tanıyınca çok etkilendim.
Brigitta E.: Bizim memlekette kimse kimseyi sormuyor. Kurt iki ay görünmediğinde "Nerede?" diye soran yok. Burada hemen merak ediyorlar, dönüşümüzü bekliyorlar. Giderken arkamızdan su gibi gidin dönün anlamında su döküyorlar. Biz yokken çocuklarımıza sahip çıkıyorlar.
"Biz AB standartlarından kaçıp buralara geldik"
Bir gününüz nasıl geçiyor? Buradaki günlük yaşama da uyum sağlayabildiniz mı? Nasıl geçiniyorsunuz?
Brigitta E.: Burada normal bir gün yok. Mesela bugün... Kurt önümüzdeki günlerde gerçekleşecek sergi için CD hazırlıyor. Web sayfamızı hazırlıyor. Evin içindeki atölyede resim yapıyor. Komşular geliyor, biz onlara gidiyoruz.
Kurt K.: İş bölümümüzde benim kontratımda resim yapmak en önemli madde! Burada daha verimliyim. Geçen gün tüm gün resim yapmışım. Ama bazen odun kırıyorum, evin tamiratlarını yapıyorum. Bahçeyle ilgileniyorum.
Brigitta E.: Avusturya'da bir arkadaşla birlikte marangoz ve demirci atölyemiz, burada da 5 tane 800 ağaçlı bir zeytinliğimiz var. Kurt'un sergileri ve dernekten de biraz gelir elde ediyoruz.
Bu köyün büyümesini, gelişmesini tercih eder misiniz?
Kurt K.: Biz bunları köydekilerin şartları daha iyi olsun, gidenler geri dönsün diye istiyoruz. Burada kahvehane, toplantı salonu yok. Elektrik, su bile dört yıl önce geldi. Okul yok. Bu tarafları gelişsin isteriz. Brigitta, ekolojik tarımla ilgili bir projeyle ilgileniyor. Gelirlerin artması için.
Brigitta E.: Buradaki kadınlar sonbaharda salça, kekik yapıyor. Zeytin, incir var. Geçen yıllarda Avusturya'ya yağ sattık.
Türkiye ve Avrupa Birliği hakkında neler düşünüyorsunuz?
Brigitta E.: AB gençler için güzel bir şans. Ancak uyum projelerinde her şeye ayak uydurmaya çalışmak, standartlara körü körüne bağlı kalmak yozlaşmayı getirebilir.
Kurt K.: AB bir ekonomi birliği. Kültürel birlik değil. Türkiye yeni bir pazar Avrupa için. Ancak standartlara uyum sağlarken dikkat etmek lazım. Biz bu standartlardan kaçıp geldik.
|
|
|

|