Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 29 Ekim 2004 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Avrupa Birliği mi yoksa Balkan Birliği mi?

Balkan halklarının kültürel bir çevre olarak bizimle bir bütün oldukları kesin. Ama ekonomik açıdan Türkiye'nin dinamizmiyle ve yapısal avantajlarıyla uyum sağlamaları mümkün değil

Fax: (0312) 427 20 64

Fransız Milli Cephesi Türkiye'nin AB üyeliğine karşı; cephede sağcılar ve solcular birleşmiş, Başbakan Chirac üyeliğimizi referanduma götürmeye çabalıyor. Hükümetimiz, muhalefetimiz, solcularımız, liberallerimiz, doğulularımız, batılılarımız telaş içinde... Avusturyalılar hallerine bakmadan Türkiye'nin Avrupa üyeliğine karşılar. Ağızlarını açtıklarında; iktisatçı, işletmeci, mühendis kafasıyla değil de ninelerinin zihniyetiyle bir alay slogan sıralıyorlar. Bizimkiler de çığrından çıkıyor, "Vay bizi tanımıyorlar" veya "Atatürk'ün neler yaptığını bilmiyorlar" gibi cevaplar gene biz okuyalım diye gazete sütunlarını dolduruyor.
Avusturyalıların bilmeleri gerekenden önce, bizim Avusturya ve Fransa hakkında bazı şeyleri bilmemiz lazım. Bunlar çok temel maddi kıstaslardır. Birincisi, nüfusa ilişkin rakamlar fecidir; Avusturya Avrupa'nın en ihtiyar ülkelerinden, nüfusunun hemen hemen üçte ikisi 50 yaşın üstünde. Genç nüfuslarının da iyi eğitilemediğini koro halinde kendileri söylüyor. Avrupa Birliği'nin yeni üyeleri olan komşuları Macaristan ve Slovakya'da aynı sorunlar daha da vahim boyutlarda; ihtiyar nüfus genç nüfusun yetiştirilmesinde yani yeniden üretiminde başarısız; sanayide ve iş idaresinde gerileme ve hantallık görülüyor ve Avrupa bu alanda Uzak Asya, ABD, Kanada, İsrail, hatta Hindistan'la yarışamıyor. Üretimin pahalılaşması ve asıl önemlisi çığrından çıkmış bir sendikalizmle işçi sınıfında ve beyaz yakalı denen teknisyenlerde üretim heyecanı yok olmuş. İhtiyar Batı Avrupa ile bütünleşmemizi istemeyen Avusturya ve Fransa aslında genç, taze bir gücü itmekle kendi çıkarlarını zedeliyor ama acaba bize böylelikle iyilik mi yapıyorlar diye düşünüyoruz.
Türkiye Avrupa üyeliğini kültürel ve ideolojik bakımlardan tasdik veya ret ediyor. İktisadi projeksiyon ve değerlendirmelerimiz son derece safdilcedir. Ne özel sektörde ne de devlette kimsenin ciddi hesaplar yapmadığı ve iktisadi unsurları değerlendirmediği açık. İhtiyar Orta Avrupa'yı kim yüklenecek? İki cihan harbinden galip fakat eskimiş bir sanayi ile çıkan ve bunu Almanya ve İtalya ölçüsünde yenileyemeyen Fransa yeterince cazip bir ortak olabilecek mi? Yenileyemediği nüfusunu eski sömürgelerden gelen vasıfsız işgücü ile kapatmaya çalışan bu ülke; bu nüfusu emecek ve onlarla kültürel uyum sağlayacak mekanizmaları da hayata geçirememiştir. Zaten Avrupa genelde ABD'nin aksine göç eden nüfusu benimsemiyor ve kendini onlara benimsetemiyor. Gelen nüfus vasıfsızsa bu uyumsuzluk sorunu nesiller boyu devam ediyor; şayet vasıflı bir nüfussa Hintli ve Rus bilgisayar uzmanları örneğinde olduğu gibi bir müddet sonra bunalıp Yeni Dünya'nın yolunu tutuyorlar. Bu müttefiklerle ulus olarak 21'inci yüzyılın puslu ortamında ne kadar güvenli bir yolculuk yapabiliriz; bu soruyu hep sormalı ve strateji geliştirmeliyiz.
Asıl sorun Avrupa Birliği'nin Balkan Birliği'ne dönüşmeye başlamasıdır. 19'uncu yüzyılın son çeyreğinde Alman tarihinin tek becerikli diplomatı olan Prens Bismark'ın hiç yüz vermediği Balkanlar'a kendisinden sonraki Almanya dört elle sarıldı ve Viyana'nın doğusunu Avusturya ile birlikte Alman iktisadi ve siyasi hayatının vazgeçilmez unsuru olarak benimsedi. Bu yanlış diplomasi ve iktisadi ilişkilerin bedelini iki cihan savaşında da çok pahalıya ödedi. Belki Almanya'yı bu yanlışa iten bazı nedenlerin varlığı dolayısıyla aynı politika izleniyor. Almanya'nın Doğu Avrupa'ya açılım politikası hem kendi seçmenini hem de Danimarka, Hollanda, İsveç ve Fransa gibi unsurları yeni bir yapılanmaya itiyor. AB tıpkı Avrupa Konseyi'nin ikinci harp sonrasındaki rolü gibi bir aşamayı, bir güvenlik kuşağını ve bir bütünleşmeyi teşkil edecek ama çok kısa zamanda Batılıların kendi içlerinde daha etkin bir bir örgütlenmeye gidecekleri kesin ve biz birliğin içinde asıl üyelerden çok ortaçağlardaki Hansa Birliği'nin konturları gibi Balkan halklarıyla baş başa kalabiliriz. Balkan halklarının kültürel bir çevre olarak bizimle bir bütün oldukları kesin. Ama iktisadi yönden Türkiye'nin dinamizmiyle ve yapısal avantajlarıyla uyum sağlamaları mümkün değil. "İş başka, dostluk başka" deyişini hatırlamak lazım. Bir bakıma bizim içine gireceğimiz Avrupa Birliği sayesinde eski Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalarıyla yeniden bir arada olmamız mümkün görünüyor ama bunu komşuların inisiyatifleri ile değil, Batı Avrupa'nın yönetimi ile yapıyoruz. Birleşmelere kendimiz yön verdiğimiz ölçüde daha verimli bir dünya ortaya çıkar. Ama AB'yi beşeriyetin nihai ve ebedi bir hedefi gibi görürsek sükutu hayale uğrayacağımız açıktır. Kapasitelerinin ötesinde itirazlarda bulunan Avusturya gibi ülkeleri de ciddi bir şekilde değerlendirmek zorundayız. Biz bazı olay ve kurumları küçümseriz ama çoğunlukla onun kadar önemli bir kusurumuz daha var; bazı unsurları gözümüzde hep fazla büyütmüşüzdür.

PAZAR
"Onlar artık bizim köylüler"
Bir Cafe Marmara da Pera'ya geldi
Küçükken düşlediği ejderhalar onu ünlü bir yazar yaptı
Harvard mezunu Türkler 10'uncu yıllarını kutluyor
Hepimiz bir sitenin güller açan dalıyız
"Çalıp çırpanlar utanır, insan içine çıkamazdı"
100 yönetmen 1 filmde buluşacak
"Çekimlerden önce evde oturup sevişme sahneleri izledim"
Güzelliğin tarifi
Her 10 çocuktan biri horluyor
"Olimpiyatlarda yarı final oynarız"
Asker misin, sivil misin?
Ne nostaljisi? Ramazanini dandanini dan dan!
Limanın iki gözdesi
"Carissima Sevgilim"
Avrupa Birliği mi yoksa Balkan Birliği mi?
"Clubbing öldü, yaşasın... Sıradaki!"
Oscar Wilde 150 yaşında





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
Mine Kırıkkanat
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2004 Milliyet