|
 |
|
|
Oscar Wilde 150 yaşında
Doğumunun 150'nci yıldönümünde çeşitli ülkelerde düzenlenen etkinliklerle anılan Oscar Wilde gerek hayatı gerek yapıtlarıyla tartışma yaratmış büyük bir yazardı
16 Ekim, Oscar Wilde'ın 150'nci doğum günüydü. 1854'te Dublin'de doğan İrlandalı yazar, birçok ülkede düzenlenen etkinliklerle anıldı.
Önemli bir yazardı Wilde. "Lady Windermere'in Yelpazesi", "Önemsiz Bir Kadın", "İdeal Bir Koca" ve "Ağırbaşlı Olmanın Önemi" gibi İngiliz dilinin en güzel tiyatro oyunlarından bazıları onun kaleminden çıkmıştı. Tek romanı, "Dorian Gray'in Portresi" ile ortalığı kasıp kavurmuş, "Mutlu Prens" gibi masallarıyla çocukların sevgilisi olmuştu.
* * *
Wilde, Dublin'de Trinity College'i, Oxford'da Magdalen College'i bitirdikten sonra Londra'ya yerleşti, 1884'te Constance Lloyd ile evlendi.
Bu evlilikten iki oğlu oldu. Bu arada şiirler, kitap eleştirileri yazdı, Woman's World gazetesinin yöneticiliğini yaptı. 1881'de yayımladığı romanı "büyük bir ahlaksızlık ürünü" olarak nitelendirildi.
Aynı yıl Lord Alfred Douglas'la başlattığı arkadaşlığı, eşcinsellik suçlamasıyla yargıç önüne çıkmasına neden oldu. İki yılını cezaevinde geçirdi. Bu dönemini "Reading Zindanı Baladı" adlı uzun şiirinde anlattı.
Özgürlüğe kavuştuktan sonra İngiltere'den ayrıldı. Yaşamının geri kalan bölümünü Fransa'da ve İtalya'da geçirdi. 30 Kasım 1900'de Paris'te ölünceye kadar da mektuptan başka bir şey yazmadı.
* * *
Oscar Wilde'ın bende ayrı bir yeri var. Türkçeye çevirdiğim ilk kitap onun "Mutlu Prens"iydi çünkü.
1958. Hukuk Fakültesi'ne yazılmıştım. Ama hukuktan çok edebiyat ilgilendiriyordu beni. İmzası dergilerle görünmeye başlamış çiçeği burnunda bir şairin mutluluğunu yaşıyordum. Memet Fuat'la tanıştım bir gün; söz arasında çeviri yapmak istediğimi söyledim ona. "Yaşar Nabi'yle bir konuşayım" dedi. İki gün sonra da Yaşar Nabi'nin beni beklediğini söyledi.
Varlık'a gittim hemen. Yaşar Nabi İngilizcemle, eğitimimle ilgili hiçbir şey sormadı. Bir kitap uzattı:
"Bunu çevirir misiniz?"
Oscar Wilde'ın "Mutlu Prens"i.
"Çeviririm" dedim.
O kadar. Başka bir şey konuşmadık. Ne tarih ne ücret, hiçbir şey. (Daha sonra 20 kadar kitap çevirecektim Varlık'a, bunlardan hiç ama hiç söz etmeyecektik.)
Kitabı kısa sürede, yürek çarpıntılarıyla çevirip götürdüm. Çeviriyi aldı Yaşar Nabi, önüne daktilosunu çekti, bir şeyler yazdı. Telefonu açtı, "300 lira gönderin" dedi. İki dakika sonra 300 lira geldi. Yaşar Nabi parayı verdi; yazdığı makbuzu imzalattı.
Varlık'tan çıkarken sevincim mi ağır basıyordu, şaşkınlığım mı, hatırlamıyorum. Gerçi daha önce Türk Dili dergisinden şiir başına 8,5 lira almıştım ama bir kitap çevirisinden kazandığım ilk paraydı bu. Hem de tam 300 lira! Üstelik çeviriyi teslim eder etmez tıkır tıkır elime sayılmıştı!
* * *
Dilimizde Wilde'ı en kapsamlı biçimde tanıtan kitap Şakir Eczacıbaşı'nın "Oscar Wilde-Tutkular, Acılar, Gülümseyen Deyişler" (Remzi Kitabevi) kitabıdır.
Eczacıbaşı'nın yapıtından bu sayfalarda daha önce söz etmiştim. Wilde'ın bugünlerde yeniden gündeme gelmesi nedeniyle, yazarı yakından tanımak isteyenlere önereceğim ilk kitap bu olur. Günümüzde de etkileri süregelen bir "aykırı" yazarı tanımak ve onun yapıtlarını okuma isteği uyandırmak açılarından yararlı. "Canım, şimdi bunca sorun dururken 150 yıl önce doğmuş bir İrlandalıya bu kadar vakit ayırmanın sırası mı yani!" diyorsanız, siz bilirsiniz. Ama "bunca sorun"un temelinde dünyanın geçmişini yeterince kavramamanın etkisi de yatmıyor mu?
"Sığ olanların tek sığınağı ciddiliktir"
Bir çağı harekete geçiren kişilerdir, kurallar değil.Babalarımızın inançlarına yeter demeliyiz artık. Soyların inanç gücünü onlar tükettiler. Bizlere bıraktıkları miras, korktukları kuşkuculuk oldu.İnanmak çok sıkıcıdır. Kuşkulu olmak, yoğun düşüncelere dalmaktır. Tetikte bulunmak yaşamaktır. Güvenlik uğruna uyuşmak, ölümdür.Yurtseverlik, acımasızların erdemidir.Düş gücü bulunmayanların son sığınağıdır tutarlılık.Sığ olanların tek sığınağı ciddiliktir.Düşmanlarınızı bağışlayın her zaman, başka hiçbir şey onların canını bunun kadar sıkmaz.Övülünce alçakgönüllü olurum ama sövülünce yıldızlara eriştiğimi anlarım.Tüm dehamı yaşamıma koydum, yapıtlarıma ise sadece yeteneğimi.Eylemin adı aldatıyor bizi: Eylem, düşünmektir.Sanayisiz bir yaşam verimsizdir; ama sanatsız bir sanayi barbarlıktır.Tüm sanat yapıtları yalancıların özgeçmişidir.Eleştirmen, kamuoyunu eğitmelidir; sanatçı da eleştirmeni...
("Oscar Wilde-Tutkular, Acılar, Gülümseyen Deyişler"den)
Oscar Wilde'dan kısa bir öykü: "Usta"
Yeryüzünü karanlık sarınca, Arimathealı Yusuf çam dallarından bir meşale yakarak dağdan vadiye inmişti.
Kendi ülkesinde yapacağı işler vardı çünkü.
Umutsuzluk Vadisi'nde, çakmak taşları üstünde diz çökmüş ağlayan çıplak bir delikanlı gördü. Saçları bal rengindeydi, beyaz bir çiçek gibiydi gövdesi; ama gövdesini dikenlerle yaralamış, saçlarını taç yerine küllerle örtmüştü.
Malı mülkü olan Yusuf, ağlayan çıplak delikanlıya dedi ki: "Üzüntünün bu kadar büyük olmasına şaşmıyorum. O, doğru bir adamdı."
Delikanlı cevap verdi: "Onun için değil, kendim için ağlıyorum. Ben de şarabı suya çevirdim; cüzamlıları iyileştirip körlere ışık verdim. Sularda yürüdüm; mezardakilerin içlerinden cinleri sürdüm. Yiyecek olmayan çöldeki açları doyurdum; dar evlerinden kaldırdım ölüleri; bir isteğimle, büyük bir kalabalığın önünde, kısır bir incir ağacı meyve verdi. Bu adamın bütün yaptıklarını ben de yaptım. Yine de çarmıha germediler beni."
(Türkçesi: Ülkü Tamer)
|
|
|

|