|
29 Ekim: En büyük bayram!
Cumhuriyet Bayramı, en büyük bayram, birtakım klişe ve sloganların her yıl 29 Ekim'de tekrarlanması mı? Birtakım kalıplaşmış, donmuş düşüncelerden mi ibaret 29 Ekim'ler?
Hayır, 29 Ekim bir süreç.
Devrimci bir süreç üstelik.
Kökleri Osmanlı dönemine giden bu reformcu süreçte 29 Ekim 1923 büyük bir sıçramanın tarihi. Cumhuriyet'in ilanıyla geçen yüzyılın belki de en iddialı uygarlık projesi için Atatürk ve dava arkadaşları tarafından düğmeye basılıyor.
Ama her şey bununla bitmiyor.
Bu sadece bir başlangıç.
Tarihin sonu gelmiyor 29 Ekim'de.
Atatürk'ün muasır medeniyeti, bugünkü deyişle çağdaş uygarlık hedefi 1940'larda da devam ediyor. Türkiye'nin yüzünü Doğu'dan Batı'ya çeviren en önemli ilmiklerden biri, 1945'te çok partili demokrasiye geçişle ve 1950'de ilk kez halk oyuyla iktidar değişimi yaşanarak atılıyor.
1945, 1950 önemli dönemeçler.
Ama bunlar da son değil.
Ara duraklar...
24 Ocak'la startı verilen, 1980'lerden itibaren Turgut Özal'la yolu özellikle açılan ekonomik liberalleşme, yani pazar ekonomisi düzeni de bir başka kritik eşik.
Dinle devlet işlerini ayıran laiklik nasıl ki demokrasinin manevi altyapısı sayılırsa, ekonomideki özgürleşme hareketi de demokrasinin 'maddi altyapısı'nı oluşturur.
Zincirin bir halkası daha var:
Avrupa Birliği projesi...
AB projesi de, Atatürk'ün yüzü Batı'ya dönük uygarlaşma projesinin, yani çağdaş uygarlık hedefinin devamıdır. Türkiye'nin tarihsel modernleşme yürüyüşü bugün AB ile radikal bir nitelik kazanmış durumda.
Ve bu çerçevede özellikle son iki yıldır AKP hükümetinin, CHP'nin de TBMM'deki desteğiyle atmış olduğu adımlar, sessiz devrim deyişini hak ediyor.
1923'ten bu yana çekilen çizgi elbette düz bir çizgi değil. İnişli çıkışlı, sancılı bir süreçtir, seksenbir yıldır yaşanan. Aşırılıkları, yanlışları olan bir süreçtir. Ama değişimdir, bütün bu yıllara damgasını vuran.
Bir başka deyişle:
Laik Cumhuriyet'in bağrında demokrasinin sancılı doğuşudur 81 yıldır yaşanan. Evrensel insan haklarıyla hukuk devletinin çağdaş normlarının bu topraklarda da toplum ve devlet yaşamına nüfuz etmeye başlamasıdır.
İşte bu süreçte, bugün geldiğimiz noktada artık ezberler bozuluyor. Beyinler birtakım sloganların, kalıplaşmış düşüncelerin emrinden çıkıyor. Klasik klişeler kırılıyor.
Gayet doğal bütün bunlar.
Artık 21. yüzyıldayız.
Dünyaya ve hayata 1900'lerin pencerelerinden bakamayız. Ulus - devlet yine var ama değişiyor, bazı açılardan da aşılıyor. Ulusal egemenlik yine var ama değişiyor, bazı açılardan da aşılıyor.
Demokrasiyle, insan hakları ve hukukun üstünlüğüyle ilgili bazı normlar evrensel nitelik kazanıyor, ulusal devletleri bağlıyor.
Ekonomide tek tek devletleri aşan, uluslarüstü ilke ve kurallar var, uyulması gereken... Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var, karar verdiğinde uyulması gereken...
Hiçbir şey eskisi gibi değil.
Bu açılardan o kadar çok şey var ki değişen, şimdi hepsini tek tek saymak bu köşenin sınırlarını aşar. Ancak, AB ile birlikte yaşadığımız değişim süreci son zamanlarda bazı kafaları karıştıran, hatta darmadağın eden bir ivme kazanmaya başladı.
Canınızı sıkmayın.
Değişim kolay değil.
Atatürk'e kulak verin:
"Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen eremediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir.
Zaman süratle ilerliyor.
Milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkar etmektir. "(Atatürk'ün Görüş ve Direktifleri, Birinci Kitap, Genelkurmay Başkanlığı Yayını, Ankara 1984, s. 289)
Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|