|
Hayat Okulu mu Kitap Okulu mu?
İhtiyarlar, hatta orta yaşını yeni aştığı için adamdan sayılmadığı gençlik yıllarının acısını çıkarmakta aceleci davranan kadınlar ve adamlar... Yüzleri derinlemesine bir hal alır önce. Hafif alaycı bir ağız takılır ağza, hoşgörü göstererek sana üstten baktığını gözünün içine sokan gözler takılır gözlere. Başlanacak sözün ağırlığı uyarınca yapılan bir mimik hazırlığıdır bu. Sonra şöyle manalı bir uzun nefes çekilip lafa girilir:
"Sen kitap okulunda okumuşsun. Biz hayat okulunda okuduk!"
Sonra sizin, soyut, işe yaramaz, hayatta hiçbir geçerliliği olmayan, olmadığını düşündükleri ve buna inanarak huzur buldukları "kitabî bilgilerinizi" alt üst edeceklerini umdukları hayat deneyimlerinden, derslerinden söz ederler... Yaaa işte böyledir; hayat insana kitaplarda bulamayacağı nice şeyler öğretir. Hayat okulunda okumak en ve tek gerçek eğitimi verir insana, kitaplar hep trişkadandır ve falandır filandır. Giderek bütün entelektüel bilginin bir "muhallebi çocuğu meşgalesi" olduğuna dayandırılır bu ders verme seansı. Onları kitapların bu kadar geçersiz, gereksiz ve manasız olduğuna inandıran nedir? Ama daha önemlisi bu "hayat okulundan" mastırlı, doktoralı mezun olanlar acaba "kitap okullarında" okuyanların hiç yaşamadığını mı sanmaktadırlar? Biz kitap okullarında okuyanlar, giderek tüm kitap okuyanlar, okudukları kitaptan bahsetme gafletine düşenler hiç mi gün görmedik şu hayatta? Hiç mi hayatın sillesini yemeyiz biz? Kitaplarla yaşayanlar tamamen mi tatildir hayattan?
"Aydınımız" meselesi
Girin herhangi bir kahveye, sokaktan adam çevirip sorun: "Aydınlar" hakkında ne düşünüyorsunuz?
"Vatan haini" ve "bölücü" olduklarını duyacaksınızdır öncelikle. Sonra mutlaka "hayattan ne kadar kopuk olduklarını".
Aydınlar elektrik faturası ödemiyor çünkü, terk edildiğinde telefonun başında beklemiyor, marketten alışveriş edip torba taşımıyor yokuş yukarı, lahmacunu kıvırıp yemiyor, yağmurda durmayan taksiciye küfretmiyor.
Fakat sonra düşününce haksız da değiller hani. Çünkü hakikaten de kopuk olunan bir hayat var ortada. Çünkü öyle sanıyorum ki burada sözü edilen hayat bir tür esnaf, bir tüccar hayatı. Sözü geçen hayat, "aydının" kopuk olduğu hayat büyük bir olasılıkla paranın hayatı. "Bölücü" olunan yer de orası; "aydınımız" bu büyük alışveriş ortamını bölüyor. Herkesin annesinin babasının hayatını tekrar ettiği bir hayatın kurduğu ortalamanın faşizmine göre bir "vatan haini" çünkü o. Doğrudur yani. "Aydın" -her ne demekse- bu al gülüm ver gülüm dünyasının huzurunu kaçırır. Zaten bana sorarsanız eğer "aydın" olmak diye iş/meslek/meşgale/arıza varsa, tamamen bununla ilgilidir.
Kitap ne öğretir?
Hayat çok öğretir. En çok da yola çıkmak öğretir. Hatta şahsım çoğu kez çok gezenin çok okuyana nazaran daha çok şey bildiğine inanmaktadır. Diğer yandan kitap öyle çok şey öğretmez aslında. Aslına bakarsanız tek bir şey öğretir. Kitap, insana, insan olduğunu öğretir. Kendi kafasından geçen anlayamadığı şeylerin ne olduğunu öğretir insana kitap. Bunların bütün insanların başına geldiğini. Böyle bir kardeşliğin parçası olduğumuzu. Giderek yalnız olmadığımızı, öğretir. Ve hep yalnız kalacağımızı... Bu iyi bir şey midir? Bilmem. Çünkü insan olmanın da iyi bir şey olup olmadığını bilmem. Öyle.
ecetem@hotmail.com
|
|