|
Kuşlara yem sunan kedi, çıngıraklar mıngıraklar...
KÖYCEĞİZ'deki iki avuçluk yeşil bahçede, bodur bir dut ağacı... Dut ağacına asılı; arka ayakları üstünde doğrulmuş, ön patileriyle tahta bir yemlik tutan, ciddi suratlı, tahtadan yontma bir kedi. Yemliğin ön kıyısında, "Kuşlar için bedava yem" yazıyor; Çin malı bir bahçe, yahut bir balkon esprisi...
Ciddi suratlı kedinin tuttuğu yemlikte, serçelerin bayıldığı çim tohumları varsa da; henüz ne bir serçe geldi yemliğe, ne de Köyceğiz'e özgü, minik bir söğüt bülbülü...
***
Dut ağacının dalında, patilerinde tuttuğu yemlikle öyle bekleyen kediye soruyorum:
- ABD'deki başkanlık seçimlerini Bush mu kazandı, Kerry mi?
Kedi cevap vermiyor. Tüm dünya gibi, herhalde o da yanıtı henüz daha tam bilmiyor.
Türkiye - ABD ilişkilerinde, etkisi ne olur bir başkan değişmesinin, yahut değişmemesinin?
Ah ah, bu Ankara - Washington ilişkileri...
Kim ne kadar biliyor ki, bu ilişkilerin ne menem ilişkiler olduğunu?
***
Pazartesi günkü Vatan'da, Devrim Sevimay'ın "1960'larda gizli servis ajanı olarak Türkiye'de çalışmış, CIA'nın eski Ortadoğu Masası Şefi Graham Fuller"le yaptığı bir röportaj vardı.
Graham Fuller o röportajda şöyle diyordu:
- 1960 - 70'lerde Türkiye'de sol çok güçlüydü. Komünizmi zayıflatmak için sağ iktidarları destekledik...
***
Yarım yüzyıl öncesine ait kibar bir açıklama...
Türkiye gibi ekonomik saydamlıktan yoksun bırakılmış bir ülkede, CIA'nın şu veya bu iktidarı desteklemesinin ne anlama geldiğini; kim ne kadar bilebilir ki?
Faili meçhul cinayetler, askeri darbeler, yerinde infazlar, kurulan idam sehpaları, gözaltına alınmış yazarların tuvalete bile kelepçeyle götürüldüğü kışlalarda, o dönem militerleriyle birlikte; "sorgu odaları" da dahil, ortalığı teftiş eden Amerikan generalleri...
***
Devrim Sevimay'ın ertesi gün de devam eden röportajında, Graham Fuller'in tek yanıtsız bıraktığı soru şu olmuş:
- Türkiye'nin içinde istihbarat örgütlerinde CIA ne kadar var?
Bu sorunun yanıtı da, belki bir gün yine çıkar ortaya; yahut hiç çıkmaz. Bunlar kimsenin bilmemesi gereken "devlet sırları"...
Tıpkı NATO'nun Akdeniz manevralarında, bir Amerikan zırhlısının, bizim Muavenet muhribine neden ölümcül füzeler attığı gibi...
***
Köyceğiz pastorali, çocukluğumun Göztepe'si, Erenköy'ü, Ümraniye'si görünümünde...
Günlük ağaçları, kavaklar, okaliptüsler, uzayıp giden tenha yollar, akşama doğru ortaya çıkan koyun sürüleri, yer yer otlayan beyazlı kahverengili inekler... Hele hele evlerden, bahçe kapılarından; yerlere kadar inen koyu kırmızıyla hafif eflatun karışımı o canım begonviller, bembeyaz yaseminler...
***
Politik zıpkınlaşmalarla, demagoji, polemik ve suçlama tepinmelerinin dışındaki göklerle ağaçlara ve kuşlara bedava yem sunan ciddi suratlı kediye bakarken; TV ekranında şimşeklenen bir Ankara görüntüsü...
Başbakanlığa bağlı İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanı Prof. İbrahim Kaboğlu, düzenlediği basın toplantısında; "azınlık haklarının değerlendirilmesiyle" ilgili raporu okumaya başlayacağı sırada, raporun Kamu - Sen temsilcisi tarafından kapılıp parça parça yırtılması...
Heheyt, kendini haklı gören bir vatanseverin, vatanı aynı ölçüde sevmediklerine inandığı kişilere karşı, kaba kuvvet kullanma girişimi ve bunu doğru bulması... Hem de nerede? Başbakanlığa bağlı bir Danışma Kurulu'nda...
İşte tam çağdaş bir demokrasi ve hukukun üstünlüğü gösterisi...
Böyle bir tepkinin değişik odaklardaki yankılanmasında birkaç el ateşe de rastlanabilir, idam sehpalarına da...
Gönül arzu etmese de, Türkiye'nin önündeki 20 yıl, bir hayli çalkantılı geçeceğe benzer...
Bilmem bu konuda Graham Fuller ne düşünmede...
***
İki sıra özel tahtadan yapılmış on boru... Her bir tahta borunun yarısı oluk biçiminde açık, yarısı boru biçiminde kapalı; kimi biraz daha uzun, kimi biraz daha kısa... Tahta boruların üstünde, bir ayağını kaldırmış beyaz leylek resimleri...
Beşer beşer iki sıra on borunun arasına, ortasından ip geçen üç yuvarlak tahta tokmak konmuş, dışarıdan görünmeyen... Tahta tokmakların ortasından geçen üç ipin aşağılara doğru inen uçlarında, kalp biçiminde üç tahta ağırlık sallanmada...
Ve rüzgar tahta boruları kıpırdattıkça; tahta tokmaklar, tahta borulara vurdukça, uzaklardan giden bir sürünün çıngırak seslerine benzer, değişik titreşimlerde hafif çıngırak sesleri... Büyülü, şiirsel, tuhaf bir duygulanma esintisi... Hele akşamları güneş batarken...
***
Herhalde yine Bush seçildi, yahut belki de Kerry...
Köyceğiz'de ince bir meltemle sallanan tahta boruların o kadar da güzel ki çıngırakları, az uzaktaki Köyceğiz Gölü bile kulağını uzatmış onu dinliyor gibi...
c.altan@prizma.net.tr
|
|