Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 03 Kasım 2004 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Nasıl bir Amerika?


Amerika'yla kötü olmak gibi bir lüksü yok dünyanın... Buna Türkiye de dahil. Dünyanın bugün tek süper gücü ile iyi geçinmek, işbirliği içinde olmak genel olarak doğru bir tavır sayılır.
Ancak Amerika için de geçerlidir bu.
Amerika'nın da, Başkan Bush dönemindeki gibi kendi başına buyruk, önce Amerika saplantısı içinde, hukuk ve meşruiyetten nasipsiz, burnunun dikine giden, sivil özgürlüklere fazla kulak asmayan bir Amerika olmaya hakkı yoktur.
Bir başka deyişle:
Amerika'nın halleri hepimizi, bütün dünyayı ilgilendiriyor. Ancak Amerika'nın da, kendi dışındaki dünyanın ne düşündüğünü, ne yapmak istediğini dikkate alması gerekiyor.
Önce Amerika saplantısı, Amerika'yı belki de tarihinde - İç Savaş hariç - hiç bu kadar bölmemiş, dünyayla arasında belki hiç bu kadar büyük bir çatlak yaratmamıştı.
Böyle bir Amerika, yani dünyada inandırıcılığını bu kadar yitirmiş ve kendi içinde bu kadar bölünmüş, keskin kutuplara ayrılmış bir Amerika'nın ne kendisine ne dünyaya bir hayrı dokunur. Çünkü böyle bir Amerika gerçekte güçlü değil, güçsüz bir Amerika'dır.
Belki şöyle söylenebilir:
Tek süper güç olsan da gücünün sınırları var. Bu sınırları zorladığın zaman hem kendinin, hem dünyanın, hem de insanlığın başını belaya sokabilirsin.
Irak bu açıdan son örnek...
11 Eylül, Amerika'nın kafasını karıştırdı. Kendine olan güvenini sarstı. Kendi ülkesinde refah ve güvenlik içinde yaşarken, bir anda her şey değişiverdi.
Amerika bugün savaşta!
Uzak bir ülkede her gün askerleri ölüyor. Üstelik her dakika bir terör saldırısı tehdidiyle diken üstünde yaşıyor. Eskinin emniyetli Amerikası yok artık. Sokaktaki Amerikalının adını bile bilmediği uzak diyarlardaki karanlık üslerde düğmeye basanlar, hiç ummadık bir anda New York'un göbeğinde dehşet saçabiliyorlar.
11 Eylül sendromu bu yüzden Amerikan toplumunu savaş psikolojisi ile haşır neşir hale getirdi.
Bush bu yüzden desteklendi.
Amerika bu nedenle bölündü.
Bir yanda korku, topluma salınan terör korkusu... Öbür yanda buna tepki, Bush'u hedef alan müthiş kızgınlık...
Yani cepheleşme olgusu.
Bir taraf terör korkusuyla Bush'un arkasında toplandı. Diğer taraf, Bush'un karşısına geçti; pek fazla Kerry'nin arkasına olmasa da...
Bush'la Kerry'nin seçim kampanyası işte bu duygusal karşıtlık içinde yaşandı. Amerika'da hiç iyi gitmeyen işsizlik, sağlık, sosyal güvenlik, eğitim, fırsat eşitliği gibi somut konular değil, Irak ve terörle mücadele ön plana çıktı bu kampanyada.
Ekonomide Başkan Bush yönetimi 11 Eylül'ün de olumsuz etkisiyle iyi işler yapamadı. İşsizlik daha büyüdü. Açıklar ve mali disiplin kötü bir seyir izledi. Dolar değer kaybetmeye devam etti. Petrol fiyatları rekor düzeylere çıktı.
Dünya ekonomilerini kötü etkileyen bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen Amerikan seçim kampanyasında Bush - Kerry kavgası, terörle mücadele ve güvenlik ekseninde verildi. Washington Post'un dünkü kamuoyu yoklamasında ekonomik sorunlar ve işsizliğin kampanyadaki payı yüzde 21'di, Irak ve terör ise yüzde 42...
Bunun için George Bush, "Amerika'yı ben daha güvenli kılarım, terörle mücadelede Demokratlara güven olmaz" dedi. 'Savaş içinde komutan değiştirme'nin yanlışlığına işaret etti. Kerry'nin kararsızlığını sürekli mesele yaptı.
John Kerry de mesajlarını inandırıcılık, Beyaz Saray'da değişim üstüne kurdu. Irak ve terörle mücadele açısından Başkan Bush'la devam etmenin artık herhangi bir inandırıcılığı kalmadığını, bu yüzden yeni bir isimle yeni bir başlangıç yapmanın doğru olacağını savundu.
Kritik bir seçim işte böyle geçti.
Bush mu, Kerry mi?
Ve nasıl bir Amerika?
Amerika'nın halleri hepimizi, bütün dünyayı ilgilendirdiği için bu sorunun yanıtlarıyla uzunca süre yatıp kalktık. Amerika tek süper güç olduğu için de yatıp kalkmaya herhalde devam edeceğiz.

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Amerika'da yetmiş iki millet
AMERİKA 'yetmiş iki millet'ten oluşan gerçek ...
Çetin ALTAN
Kuşlara yem sunan kedi, çıngıraklar mıngıraklar...
KÖYCEĞİZ'deki iki avuçluk yeşil bahçede, bodu...
Melih AŞIK
Maksadı bilelim...
"TBMM Muhafız Taburu Gazinosu'nda askeri kura...
Fikret BİLA
Suya atılan taş...
Genelkurmay İkinci Başkanı Org. İlker Başbuğ,...
Hasan CEMAL
Nasıl bir Amerika?
Amerika'yla kötü olmak gibi bir lüksü yok dün...
Güneri CIVAOĞLU
Avrupa Çankaya'sı
Askerden gelen sesler sağduyuyu yansıtıyor. G...
Abbas GÜÇLÜ
Yabancı dille eğitim kalkacakmış!
Milli Eğitim Bakanlığı, anadolu liselerinde y...
Hurşit GÜNEŞ
Petrol fiyatlarının artması Türkiye'ye yarar mı?
Bir süre önce televizyon kanallarından birind...
Nail GÜRELİ
Gazeteciler tarih yazıyor
Gazetecinin tarihe tanıklık ettiği yaygın bir...
Sami KOHEN
Zor seçim...
SABAH bu yazıyı okurken, ABD'deki seçimlerin ...
Mehmet Y. YILMAZ
"Yiğit basınımız sakalı tartışsın!"
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent A...
Hasan PULUR
Fenerbahçe'nin antrenmanını gör, maçını anla!
HANİ "Gözlerimle görmesem inanmazdım!" diye b...
Meral TAMER
Halk, yolsuzluğa karşı mitinge de hazır, eyleme de...
Yolsuzluklara karşı harekete geçmeye istekli ...
Ece TEMELKURAN
İftar çadırları vicdan sofraları
Bedava yemek için bütün bir yıl Ramazan ayını...
Yaman TÖRÜNER
Çukurova ile ilgili iki iddia
Aşağıdaki iddiaların doğruluğunu araştıramadı...
Osman ULAGAY
Dövizin kıtlığı mı sorun olur, bolluğu mu?
Türkiye'nin dış ticaret açığının ve ona bağlı...
Güngör URAS
Ayşe Hanım Teyzem dövizli kirayı merak ediyor
Ayşe Hanım Teyzem, elinde 18 Ekim 2004 tarihl...
M. Ali BİRAND
Biz bu kafayı ve bu insanları istemiyoruz
Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu adın...

© 2004 Milliyet