Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 05 Kasım 2004 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Sabaha kadar açık sahaf

Metin Güner'in işlettiği Siren Kitabevi sabaha kadar açık. Uykusuz kitap kurtları için Cihangir'de "nöbetçi kitabevi" olarak hizmet veren Güner, "Dükkanın kapanış saati uykumun geldiği zamandır" diyor

ÖZKAN GÜVEN

Metin Güner 20 yıldır sahaflık yapıyor. İki yıldır işlettiği Cihangir, Kazancı Yokuşu'ndaki Siren Kitabevi için de "Burası sadece bir dükkan değil, aynı zamanda benim yaşam alanım" diyor. Sanki bu cümleyi desteklemek için o sırada dükkana birisi giriyor. Hiçbir şey söylemeden eline gitarını alıp şarkı söylemeye başlıyor. Az sonra takım elbiseli, kravatlı yabancı uyruklu orta yaşlı bir adam gelip 30 metrekarelik dükkanın ortasına bağdaş kurup şarkıya eşlik ediyor.
Metin Güner'i diğer kitapçılardan ayıran en önemli özellik dükkanının sabaha kadar açık olması. Siren Kitabevi bir çeşit "nöbetçi kitabevi" durumunda. Ama sanmayın ki, dükkanın açılış ve kapanış saatleri belli. Hayır! Dükkan sahibinin uykusu ne zaman gelirse kitabevi de o zaman kapanıyor. Metin Güner kitapların bulunduğu bölümün arkasını mini bir yatak odası yapmış, orada uyuyor. Yemeklerini de burada pişiriyor. Güner'e göre dükkan-evin en büyük dezavantajı ise balık kızartmaya elverişli olmayışı.
Kitabevinin müdavimlerini öğrenciler oluşturuyor. Ancak aralarında Cihangir'de yaşayan ünlüler de yok değil. Örneğin şarkıcı Teoman geçenlerde, sabaha doğru uğrayıp poşetler dolusu ikinci el kitap almış.

"İkinci el kitap kurtları şıkır şıkır bir dükkan istemiyor"
Dükkanınız çok düzenli değil. Kitaplar "Ben buradayım" demiyor sanki.
Bu biraz da kasıtlı olarak yaptığım bir şey.
İkinci el kitap kurtları kurcalamayı sever. Şıkır şıkır bir dükkan istemiyorlar. Ben özellikle bazı bölümleri müşteri gelsin, kendisi keşfetsin diye düzeltmeden bırakıyorum. Her insanda definecilik ruhu vardır. İkinci el kitapçıya gidenler genelde "Ben şuraları bir kurcalayayım" der. Bunu yaparken de aradığı kitabın dışında başka kitaplara ulaşır.

Siz bu psikolojiyi nasıl keşfettiniz?
20 yıldır bu işi yapıyorum. Aslında raflarda hitap ettiğiniz müşteriye göre renk dizimi bile vardır. Erkekler mavi, kadınlar ise kırmızı tonlara yakındır. Baktığınızda dükkanım dağınık görünüyor belki ama kitaplar yazarların soyadına göre dizilidir. Bunun yanında Z şeklindedir. Çünkü insanlar yukarıdan aşağı değil Z şeklinde bakarlar raflara.

"Gecenin bir vaktinde kıran kırana pazarlık ediliyor"
Kitapları kaça alıyor ve kaça satıyorsunuz?
Satıştan çok alıştan kâr elde ediyorum. Alış da satış da 10 bin liradan başlıyor 100 milyon liraya kadar çıkıyor. Yani kitabına göre değişiyor.
100 milyon lira dediklerimizde baskı yılı yok çünkü bunlar el yazması oluyor. Konusu, formu, kimin ne zaman yazdığı önemli. Ben burada 1692 basımı bir kitabı 20 milyon liraya sattım.

Neden bu kadar ucuza gitti?
Kitabı sattığım adam benim dükkanın sahibiydi de ondan. Bu dükkanı o satış sayesinde tutabildim. Yoksa o kitaba 2 milyar lira da diyebilirdim. Hâlâ çok olmasa da 100-150 yıllık el yazması kitaplarım var. Üzerinde kitap kurdu delikleri var bu kitapların.

Müşterileriniz kimler?
Müşteri profilim genellikle üniversite öğrencileri. Yaklaşık 4 bin kitap ve dergim var. Geçen gün Teoman sabah karşı beşi çeyrek geçe dükkana geldi. 80'den fazla kitap aldı. Gelenlerin isimlerini sormuyorum. Bir bardan çıkan bir şarkıcı, bilmem ne grubunun bas gitarcısı, tiyatrocular, şairler geliyor.

Gecenin bir vaktinde bir kitapçının açık olması sık rastlanılan bir durum değil.
Evet değil. Ama burası benim yaşam alanım, kalem. Tercih ettiğim bir yaşam bu. Becerebildiğim ölçüde burayı bir hana çevirmeyi düşünüyorum. Hoş, ilgili insanların toplandığı bir mekan olacak. Ben farklı bir sahafım. Benim şu anda 1 milyar liralık kitap alacağım var. 50 milyon liraya Ali ağaya satacağıma, 20 milyon liraya o kitaba ihtiyacı olan bir öğrenciye satıyorum. Hatta bazen bedava bile veriyorum.

Kendi çapınızda Robin Hood'sunuz yani.
Ticari anlamda salaklık, idealizm anlamında Robin Hood'luk diyebilirsiniz buna. Şu anda kiramı ödeyemiyorum çünkü param yok. Genelde ancak kira kadar kazanabiliyorum.

Son dönemde ünlü yazarların bazı kitapları çok ucuz fiyatlara satılıyor. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Benim de burada 1 milyon liraya kitap sattığım oluyor. Ama hiçbir zaman tuvalet parasına yani 500 bin liraya kitap satmam. Kitap değil, bir kağıt bile satmam. Bu, kitaba ayıp. Ne yapıyorum, ya hediye ediyorum ya da 750 bin liraya satıyorum.

İnsanlar gecenin bir vaktinde buraya geldiğinde pazarlık ediyorlar mı?
Evet. Hatta kıran kırana pazarlık edildiği bile oluyor. Ama fiyatları benim dilimin ucunda.

"Karım Kanat Güner bir sinemanın tuvaletinde eroinden öldü"
Neden sabaha karşı kapatıyorsunuz dükkanı?
Benim iş yerim ve evim burası. Uykum gelinceye kadar ayakta kalıyorum. Uyumak istediğimde dükkanı kapatıp arka tarafa geçiyorum. Uyandığım zaman ki genellikle bu saat öğleden sonra 14.00 gibi oluyor, dükkanı tekrar açıyorum.

Yemeğinizi de burada yapıyorsunuz...
Evet. Arkadaki küçük odada yapıyorum. Tek yapamadığım yemek var, o da balık kızartması.

Eşiniz, aileniz, bir yakınınız yok mu?
Karım vardı ama öldü. Belki tanırsınız, Kanat Güner... "Eroin Güncesi" adlı bir kitabı vardı. Beyoğlu Sineması'nın tuvaletinde eroinden öldü. Öyle yaşamayı tercih etti ve öyle öldü.

Siz nasıl duydunuz haberi?
Bir yerde garsonluk yapıyordum. Bir arkadaş geldi, "Kanat'ı kaybettik" dedi. Ben bulaşık yıkamayı bıraktım ve barın arkasına geçip bir büyük votka aldım... Sonra yaşam devam etti ve ediyor. Zaman zaman aklıma geldiğinde hâlâ ağlıyorum.

PAZAR
"Bu kostümleri hazırlamak bir yılımızı aldı"
"Kamyonum benim her şeyim, üç çocuğuma onunla baktım"
Sabaha kadar açık sahaf
"Kızım kıyafet beğenemeyince DKNY'ı yarattım"
Kadıköy'den Hollywood'a bir Türk-Yunan hikayesi
İçgüdülerimiz ve güzellik
Hastalar artık uzaktan takip edilebiliyor
Topikli, dolmalı leziz sofralar
Yasakçılık hortladı!
Okuyacağım paşa olacağım
"Bazı karikatürlere kıyak geçtim"
Çocuklar artık hapı yuttu!
Gökçeada'da sonbahar
Türkiyeli
Güce yapışan tüm sinekler dişi mi?
İki yazarı anarken...





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2004 Milliyet