Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 05 Kasım 2004 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
İki yazarı anarken...

Çok sevdiğim iki yazar dostum ekim sonunda ölmüştü. "Vietnam'a Sevgiler"in yazarı Edita Morris ile Ira Morris. Onları anmak istedim bugün


1960'ların ortalarıydı. Yabancı dergilerden birinde, New Left Review'de okuduğum bir tanıtma yazısı, "Vietnam'a Sevgiler" kitabına ilgimi çekmişti. Amerika'da yaşayan Seyfettin Başçıllar'a yazdım hemen. O kitaptan bir tane bulup bana yollamasını istedim.
Bir süre sonra geldi kitap. Yazarı Edita Morris. İncecik bir romandı. Nagasaki'de atom bombasından "kurtulmuş" bir Japon ile napalm yağmuru altındaki Vietnamlı bir kızın mektuplaşmalarından oluşuyordu. Okuyunca vuruldum. Bir daha okudum hemen. Sonra Memet Fuat'a koştum. Kitabı uzattım.
"Bunu yayımlayalım Memet ağabey" dedim. "Hemen çeviririm." Memet ağabey kitabı aldı. Basım tarihine baktı hemen. "İyi de" dedi, "bu kitap 10 yıllık süreyi aşmamış. Yazarının isteyeceği telif ücretini kaldıramayız."
"İstemez" dedim. "Bu kitabı yazan, telif ücreti sorununu çıkarmaz karşımıza. Ben kendisine yazarım." O akşam oturdum, bayan Edita Morris'e bir mektup yazdım. Kendimden söz ettim. Kitabını çok sevdiğimi, Türkçeye çevirmek istediğimi ama yayınevinin küçük bir yayınevi olduğunu, yüksek bir telif ücreti ödeyemeyeceğini söyledim. Mektubu ertesi sabah Amerika'ya, yayınevinin adresine gönderdim. 10 gün sonra da Paris'ten, Edita Morris'ten yanıt aldım.
Yazar, kitabının Türkiye'de yayımlanmasından onur duyacağını, hiç telif ücreti istemediğini söylüyordu. "Yayınevinin küçük bir yayınevi olduğunu belirtiyorsunuz. Gerekirse 'Vietnam'a Sevgiler'in Türkiye'de yayımlanması için masrafları karşılayabilirim" diyordu.
Duygulandım. Bir teşekkür mektubu yazdım hemen. Sonra çeviriye oturdum.
Bu, uzun bir dostluğun başlangıcı olacaktı.

* * *

Edita Morris, Edita teyze. Kocası Ira Morris. Oğulları Ivan Morris. Edita teyze seksenine merdiven dayamıştı. "Hiroşima'nın Çiçekleri", "Hiroşima'nın Tohumları" gibi iki dev romanda imzası vardı. Ira da romancıydı. "Bombay Toplantısı"nın, "İspanya Yolu"nun onurlu yazarıydı. Paris'te oturuyorlardı. New York'ta yaşayan Ivan, Japon edebiyatı konusunda uzmandı. Bu konuda yazdığı bir kitap Pulitzer Ödülü'ne değer bulunmuştu.
Edita İsveçli, Ira Amerikalı, Ivan İngilizdi. Yapıtlarını İngilizce yazıyordu Edita. Dili zaman zaman bilerek bozuyordu. "Vietnam'a Sevgiler"de ya da "Nasıl mısın İyi misin"de olduğu gibi.

* * *

"Vietnam'a Sevgiler", Memet Fuat'ın her zamanki titizliğiyle yayımlandı. Edita'ya hemen gönderdim. Sonra "Hiroşima"ların çevirisine başladım. Bu arada mektuplaşmamız sürüyordu. Edita'yla Ira Fransa'ya çağırıyorlardı beni. Evlerinde istediğim kadar kalabileceğimi söylüyorlardı. Küçük bir daireleri vardı Paris'te. Başkente bir saat uzaklıkta bir köyde de "malikane yavrusu" bir evleri.
Sonunda yüz yüze gelebildik.

* * *

Dublin'de PEN Kulüp kongresi yapılacaktı. Türk delegesi bendim. Uçak parasını karşılamaya gücümüz yetmiyordu. Nasıl olduysa, Paris'e kadar bir uçak bileti bulabilmiştik. Fransa'ya
uçakla gidecektim. Yolculuğu oradan trenle, gemiyle sürdürecektim.
Uzun süredir yazıştığım ama daha önce hiç karşılaşmadığım Edita'ya, Edita Morris'e telgraf çektim. Uçakla Paris'e geleceğimi bildirdim.
Orly Havaalanı'nda başladım karşılayanları taramaya. Yan yana duran üç kişi ilişti gözüme. Uzun boylu, incecik yaşlı bir kadın; daha kısa boylu, sevimli bir adam; sakallı bir delikanlı. El salladım. Kadın bana baktı bir süre, sonra "Hayır" gibilerden baş salladı. Yaklaştım. Delikanlının elinde bir karton. Üstünde adım yazılı. Kendimi tanıttım. Kadınla, Edita'yla kucaklaştık. Sonra kocasıyla, Ira'yla. Sakallı delikanlı, köyün tek taksisinin şoförüymüş.
Edita, "Ne bileyim ben?" diyecekti sonradan. "Öyle ince mektuplar yazıyordun ki, seni Japonlar gibi ufacık biri sanmıştım."

* * *

Edita da, Ira da dünyanın en güzel insanlarındandı. Daha sonra birçok kere bir araya gelecektik. Paris'teki dairelerini bana bırakıp köye gideceklerdi. Bir keresinde yine dairelerine götürdüler beni. Anahtarı verdiler. Arabaya binip uzaklaştılar. Giderlerken Ira dönüp arkaya bakmış uzun uzun. Edita'ya "Çok seviyorum bu çocuğu" demiş. "Bana öyle geliyor ki, bu onu son görüşüm."
Gerçekten öyle oldu. Kısa süre sonra öldü.

* * *

Edita teyze iki kere Türkiye'ye geldi. Birlikte bir Latin Amerika yolculuğu yaptık. O yolculuk sonrasında yazdığı "Bir Dilenci Öldür" romanını bana adadı. Sonra Paris'te görüştük birkaç kere. Son gördüğümde üzgündü. Oğlu Ivan'ı da yitirmişti.
"Bir İtalyanla evlendi" diyordu. "Evlendiğinin haftası İtalya'ya gitti karısıyla. Bir dağ köyüne. Gitmeden önce New York'ta check-up yaptırdı. Sapasağlamdı. Köyde üç gün sonra kalpten ölmüş. Apar topar gömmüşler. Karısının annesi uzun süre hapiste yatmış. Kocasını öldürmekten. Kızı da Ivan'ı öldürdü. Şimdi çok zengin bir kadın..."
Bir süre sonra da Edita teyze öldü.

PAZAR
"Bu kostümleri hazırlamak bir yılımızı aldı"
"Kamyonum benim her şeyim, üç çocuğuma onunla baktım"
Sabaha kadar açık sahaf
"Kızım kıyafet beğenemeyince DKNY'ı yarattım"
Kadıköy'den Hollywood'a bir Türk-Yunan hikayesi
İçgüdülerimiz ve güzellik
Hastalar artık uzaktan takip edilebiliyor
Topikli, dolmalı leziz sofralar
Yasakçılık hortladı!
Okuyacağım paşa olacağım
"Bazı karikatürlere kıyak geçtim"
Çocuklar artık hapı yuttu!
Gökçeada'da sonbahar
Türkiyeli
Güce yapışan tüm sinekler dişi mi?
İki yazarı anarken...





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2004 Milliyet