|
Öteki Arafat
Filistin bağımsızlık savaşı simgesi Yaser Arafat, çocukluk ve gençliğini, sanıldığı gibi Filistin kamplarında, sefaleti paylaşarak geçirmiş değildir.
Tam tersine...
Kahire'nin genellikle varlıklı Hıristiyan ve Musevilerinin oturdukları bir semtte büyüdü.
İyi okullarda okudu. Babası servet sahibi bir adamdı. İlginçtir ki, - yaygın inanışa göre - bu serveti, Filistin'deki arazilerini ve evlerini, o topraklarda İsrail devletini genişletmek amacındaki Musevilere satmıştı.
Hafıza kefeni
Aynı şeyi yapan çok sayıda diğer mal mülk sahibi gibi, o da bu sırrı saklıyordu. Onların hiçbiri, arazilerini Musevilere sattıklarını söylemezlerdi. Edindikleri servetin kaynağını birbirleriyle de konuşmazlardı.
Bu çok utanılacak şeydi çünkü.
Genellikle, kendilerini gerçekten itilmiş kakılmış Filistinlilerle örtüştürürlerdi: "Yahudiler geldiler, topraklarımızı, evlerimizi zorla aldılar. Kimimiz işte böyle Mısır'da ve diğer Arap ülkelerinde sürgünde, kimilerimiz de Filistin'de insanlık dışı koşullarla kamplarda yaşıyoruz..."
Böylece "ayıplı tapu işlemleri" üzerine hafıza kefeni giydirmişlerdi.
Gömmüşlerdi.
Arafat'tan babaya öfke
İşte bu nedenle, Yaser Arafat, "babasına öfke duyduğunu" birkaç kez yakın çevresine söylemiştir.
"Babama çok kızgınım. Bana 1 metrekare Filistin toprağı bile bırakmadı. Hiç değilse 1 metrekare Filistin toprağında köküm olmalıydı" demiştir.
Yaser Arafat iyi üniversite eğitimi de almıştır. Mühendistir.
Kuveyt'te bir süre çalışmış, para kazanmıştır.
Satırlarda infaz
Orianna Fallaci, TARİHLE SÖYLEŞİLER adlı kitabında, Arafat'la röportajını da yayımlamıştır.
Onu yerden yere vuruyordu.
"Özel yaşam tercihlerini" bile, soru işareti çengellerine asmıştı.
İmalarıyla onu, infaz etmişti.
"Sonradan ayrıldığı eşi Süha'nın, ayrı yaşaması ve Avrupa bankalarında hacimli hesap iddiaları" ilginçtir.
Uzlaşmaz genler
Orianna Fallaci ve çoğu gözlemciye göre Arafat'ın belirgin özelliği "uzlaşmazlık..."
En umut verici müzakerelerde bile son anda bir sorun çıkarır.
Her şeyi bozabilir.
Varlığını, rakipsiz ve seçeneksiz liderliğini, sürekli gerilim stratejisine endekslemiştir.
Filistinliler sürekli yok olmak kaygılarının acılı yaşam coğrafyasında kaldıkça, sadece ölüm, öfke, kin ve kan batağına gömüldükçe, sadece onu tek kurtarıcı göreceklerdi.
Taba dramı
Son anda dönmeye dayalı uzlaşmaz karakterin son örneğini 2001'de Taba'da verdi.
İsrail Başbakanı Barak'la artık anlaşmak üzereydiler. İsrail - Mısır sınırındaki Taba'da müzakerelerin sonuna gelinmişti.
Anlaşma, "İsrail'in, Gazze ve Batı Şeria'daki toprakların yüzde 97'sini vermesini" öngörüyordu. "Geri kalan yüzde 3 ise, İsrail'in kendi topraklarından verilerek karşılanacaktı. Kudüs'ün yarıya yakını da Filistin'in olacaktı."
Arafat'la önemli bir konuda da iyice yaklaşmışlardı.
Arafat, Filistinli göçmenlerin tamamının barışla birlikte, eski topraklarına dönmelerini istemekteydi. Barak ise "Tel Aviv ve Yafa'ya 4 - 6 milyon Filistinlinin dönmesi halinde, İsrail'de Musevi nüfusun azınlığa düşeceğini" söylemekteydi. "Ama, hepsinin dönmesini bile, zamana yayılmış bir takvime bağlanırsa kabul edebiliriz" diyordu.
Artık anlaşmanın olması neredeyse saatler kadar yakındı.
Arafat son anda gene bir "U" dönüşü yaptı.
Taba konferansı fiyaskoya dönüştü.
Barak'ın İsrail'de gene de itibarı sarsılmamıştı.
İsrail Başbakanı bir ay sonra yapılacak seçimlere barışla gitmek istiyordu.
Ve...
İşte böyle bir puslu havayı bekleyen Şaron, harekete geçti. Kudüs'teki kutsal Mescid - i Aksa'ya girdi. Kıyamet koptu.
Filistinliler bu densizliğe tepki gösterdiler.
İntifada yeniden başladı.
Kan dökülmeye başlandı.
Pek çok can yitirilerek bugünlere gelindi.
Arafat, ulusunun onuru için savaşan bir liderdi ama bu zaafları ile de tarihe gömülecektir.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|