|
Yırtılan 'kimlik'
Kimlik öyle harita sınırlarıyla ilgili bir şey olmasa gerek. Haritadaki sınır bitince kimlik de anında, otomatik olarak değişmiyor olsa gerek. Kültürler zira, kırmızı çizgilerle ayrılabilen, bölünebilen "organizmalar" değil. Kimlikler de kültürle ilgiliyse esasında... Yani öyle olmasa gerek.
"Ya sev ya terk!" diyenlere, "Türk" olduğu için birilerini öldürmüş olanlara, öldürmeyi bu yolla kutsamış, normalleştirmiş, içine sindirmeye çalışmış olanlara anlatması zordur bunu. Herhalde. İnsan hiç kardeşini öldürdüğünü bilmek ister mi? Günün birinde bunu anlayacağına ilişkin bir tehlike sezdiğinde öfkelenmez mi bilmenin kendisine? Kimileri için belki de anlamamak en iyisi... Kim bilir?
Diğer yandan bütün bu hassas meseleleri çözmek için sözcük uydurmak, tınlamayan sözcüklerden söz etmek de... Bilemedim, bana göre değil gibi sanki. "Türkiyeli" niye tınlamıyor kulağımızda? Niye kalbin - iyi ya da kötü - bir yerine denk gelmiyor? Çünkü içimizde bir yeri yok bu sözcüğün. İçimizde bir yer hazırlanmamış henüz bu sözcüğe. Boşlukta öyle salınıp duruyor. Kağıtlar bu yüzden yırtılıyor biraz da. Tuhaf, güdük kaygıların yanı sıra biraz da bu yüzden yırtılıyor sanki o kağıtlar...
Kimliksiz, isimsiz
İnsanlar, kalabalıklar haline gelince acayipleşiyor. Yeryüzünün huyu böyle...
Birini diğerinden ayıracak bir şey olmalı hep. Sanki. Yoksa huzursuzlanıyor kalabalıklar. Böyle alışmışlar. O yüzden böyle sözcükler icat edilmek zorunda. Kardeşlerin kardeş olduğunu söylemek için uydurulmalı sözcükler. Bunu niyeyse yeniden yeniden söylemek zorunda akılları başında olanlar. Sözcükler, uyduruluyorlar.
İlla bir sözcük uydurulacaksa, bulunacaksa, yeniden keşfedilecekse eğer, belki de bu sözcük "Anadolu" olmalı. Belki de ruhlar bu sözcüğün çağrıştırdığı "kimlikte" huzur bulmalı. Ne "Türklük" ne "Türkiyelilik" kapsıyor ya da kavrıyor "biz"de olup biteni. Bu toprakta doğmuş olmanın kaderini ve huyunu anlatacaksa bir sözcük, ancak Anadoluluk kaldırır bu yükü. Bu keşmekeşi ve muammayı ancak Anadoluluk söyleyebilir.
Bir süre önce "Ne mutlu Anadoluluyum diyene!" diye bir yazı yazmış idik. Pek hoşlara gitmişti bu fikir. Kim bilir belki de "Türkiyelilik" sözcüğünün eksiğini gidermişti. Naçizane bir öneriydi sadece; cin bir fikir değildi elbette. Yeni bir şey hiç değil. Ama bir farkı varsa Türkiyelilikten, o da bir nevi - nasıl desem - gönüllere hitap eden bir yanı da olmasıydı. Herhalde. İnsanların - her nedense - böyle gönülleri var çünkü. Nedense...
Niye peki? Şundan:
O dibi kurutulan bütün uygarlık kalıntılarından istesek de istemesek de var bizim içimizde. Ege kıyılarındaki düşünce sisteminden ve espriden; kır toprakların taş mabetlerinden istesek de istemesek de hatta bilmesek bile bir şey taşıyoruz içimizde. Çünkü, büyürken baktıkları şeylere dönüşür çocuklar. Biz istesek de istemesek de baktık tapınaklara, baktığımız kadar camilere ve bayraklara... Bu yüzden, belki dedim ben, ancak Anadoluluk gibi zararsız bir sözcük kurtarabilir bizi bu asabi hassasiyetlerden. Ancak. Kim bilir belki...
ecetem@hotmail.com
|
|