|
 |
|
|

İyi mi kötü mü?
Yaşadığımız her olayda iyi ve kötü bir arada karşımıza çıkıyor. Çoğu zaman kötü diye adlandırdığımız bazı olayların son kertede bizim için kötü olmadığını da görebiliyoruz
Astrolojik görüşmelerimde her hafta çok farklı hayatlarla karşılaşıyorum. Benim de şansım bu olmalı. Birkaç saatliğine de olsa, karşınızdaki kişinin hayatına derinlemesine odaklanıyor, onun söylediklerine kulak veriyor, üzerine düşünüyorsunuz. Bu kimi zaman tüketen bir iş zira kendinizi kaybetmemeniz, perspektifinizi olabildiğince geniş tutmanız ve etki altında kalmamanız gerekiyor. Bir o kadar da garip bir şey bu. Hayatı hakkında hiçbir şey bilmediğiniz, ancak doğum tarihi, saati ve yer bilgilerinden hareket ederek kişinin hayatındaki iniş ve çıkışlarını, kariyer çizgisini ya da aile dinamiklerini semboller yoluyla anlatıyorsunuz. O kişinin annesinden, babasından konuşuyorsunuz. Kuşkusuz yaratıcı bir görüşme içerisinde büyük bir sinerji gerektiriyor, zira bu sembolleri, Ay'ı, Merkür'ü ve Satürn'ü o kişiyle birlikte, sanki bir bulmaca çizer gibi doldurmaya çalışıyorsunuz.
Doğal olarak karşılaştığım en kritik sorulardan biri şu şekilde geliyor: İyi mi kötü mü? Çoğunlukla danışan kişi haklı olarak sözünü ettiğim yaşam dönemeçlerinde bu soruyu sormak istiyor. Aslına bakarsanız, yaşadığımız her olayın içinde iyi ve kötü bir arada yer alıyor. Bir şey iyi olacak demek, kötü olacak demek kadar anlamsız bir kısır döngüye sokar. Evet, mutlak kötü olaylar her yerde var; ölümler, kazalar, bombalar, savaşlar. Bununla birlikte, çoğu zaman hayatımızda kötü olarak adlandırdığımız bazı olayların aslında, bizim için de son kertede kötü olmadığını görebiliriz. Bu belki biraz zaman alacak ya da hayatı yeniden farklı biçimde görebilme seviyesine ulaştığımızda ortaya çıkacaktır ama ilk bakışta, zor, çetin hatta korkutucu gibi gözüken deneyimler olmaksızın büyümek, gelişmek mümkün değildir.
Günü değerlendirememek gelecekteki endişelerin nedeni
Hayatın doğal akışı da böyle değil midir? Satürn'ün zorlaması ve sınırlaması olmadan hayatın değerini, sınava hazırlanmadan sınavı geçmeyi düşünemeyiz. Belki de bu yüzden, özellikle yaşamlarının ilk dönemlerinde daha fazla zorlukla karşılaşan kişiler, olgunluk dönemlerinde daha bilgece, maddi ve manevi bakımdan daha zengin, üretici ve anlam içeren bir yaşama daha fazla yaklaşırlar.
Astrolojinin amacı, özünde geleceği bilmek değil, insanın yaşamına sahip çıkarak kabullenmeyi, kendini bilmeyi ve sınırlarını ve böylece en yaratıcı olabileceği alanları görebilmesidir. Ne kadar özgürüz sorusunu kendimize sormalıyız. Hayatımız daha ilk anında, bizim de bilinçli bir biçimde seçmediğimiz (eğer ruha inanıyorsak, belki doğum öncesi bir seçim gündeme gelebilir) bir aileye, sosyal çevreye ve maddi olanaklara doğarak başlıyor. Astrolojik haritamız ise, sanki bir tohum gibi, ancak zaman içinde, filizlenerek, büyüyerek, yaprak ve sonunda meyve verecek biçimde gelişmeye başlıyor. İşte, nasıl bir tohumsunuz, portakal ağacı mısınız ya da elma mı, astrolojik harita bize bu yönde inanılmaz açıklamalar sunabilir. İyi ve kötü ise, çoğu zaman içinde bulunduğumuz koşulların, o anki bilinç seviyemizin ortaya koyduğu geçici birer yakıştırma olabilir. Romalı filozof Seneca'nın da dediği gibi, gelecek hakkındaki endişelerimiz aslında, içinde bulunduğumuz şu anı, "şimdi"yi yeteri kadar sahiplenememekten, değerlendirememekten kaynaklanıyor. Şimdiyi sahiplenmek, hayatımıza adını verebilmek için, kendimize doğum anındaki çıplaklığımız gibi cesaretle bakmalıyız.
web: www.hakankirkoglu.com
Faks: 287 74 37
e-mail: hkirkoglu@superonline.com
|
|
|

|