|
Alev aydınlatır da...
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin köy yakma/köy boşaltma davaları için ilk kez Türkiye devletini mahkum etmeyen farklı sayılabilecek bir tavrı oldu...
Bu bağlamda kişisel tanıklığımı yansıtayım.
Tunceli'nin "yakılmış/yıkılmış" köylerinin temsilcisi muhtarlar, jandarma komutanı, polis örgütünün kodamanları, idari erkan, savcı hep birlikteyiz.
TV kameraları, fotoğraf makinelerinin flaşları üstümüzde, televizyon pogramım ve gazetem için bu "köyleri boşaltmak" sürecindeki gerçekleri araştırıyorum. Söz alan muhtarlar, "polis - idareci - komutan sıcak üçgeni" içinde olsalar da çevredeki gazeteciler, fotoğraf makineleri ve kameralarla kendilerini daha güvende hissediyorlar.
"Devletin birimlerini" ve köylerini yakmak/yıkmakla suçlayabiliyorlar.
Aykırı ses
Aralarından biri farklı konuşuyor.
"Bizim köyü, TC değil, PKK yaktı" diyor. Mekanda, buz gibi bir sessizlik oluşuyor. "Aykırı sesin" sahibi, diğer muhtarlara çıkışıyor:
"Niye öyle sert sert bakıyorsunuz?
Yalan mı? Benim muhtar olduğum köyü, PKK yakmadı mı?"
Diğer köylerin muhtarları arasında bir rahatsızlık ve tedirginlik görüntüsü oluşuyor, aykırı ses gene yükleniyor: "Sanki sizin hepinizin köyünü TC mi yıktı?
TC'nin yıktığı/yaktığı çok... Ama PKK'nınkiler de az mı?.. Daha önce de bunları söylemeye kalkıştım. Bana kızdınız. Tehdit ettiniz. 'Hepimiz aynı şeyi söyleyelim' dediniz. Ben doğruyu söylerim arkadaş..."
Görüntülü/kayıtlı
Bu anlattıklarım, televizyon programımda görüntüleriyle yayımlandı.
Gazetemde de - ses bantlarını çözerek - yazdım. Yani, "köyleri oturulamaz hale getirmek ve böylece PKK'nın kış gelince dağlarda yiyecek ve barınak olanaklarını ortadan kaldırmak" stratejisi gereği, güvenlik güçleri, yüksek rakımlı pek çok köyü oturulamaz hale getirmişlerdir.
Bu bir gerçek... Ancak bir diğer doğru, PKK'nın da aynı şeyi yaptığıdır. Jandarma veya özel birlik mensuplarının kıyafetleri giydirilmiş PKK'lılar, o köylere, "tebdil kıyafetle" girmişlerdir. Köyleri yakıp yıkmışlardır.
Faturayı TC'ye yıkmışlardır.
Hatta güvenlik güçleri giysileri bile giymeden, çeşitli nedenlerle, örneğin, sırf gözdağı vermek için ya da diğerlerine ibret olsun diye köy yakmıştır.
Külahlı/silahlı
Önceleri... Güvenlik güçlerinin PKK ile savaşım stratejisi, "geceleri, kışlalara, karakollara kapanmak, gündüz PKK'nın peşine düşmekti."
Şöyle diyorlardı:
"Adamlar gündüz tarladalar, bahçedeler, köy kahvesindeler. Sıradan vatandaş gibi görünüyorlar. Gece ise silah kuşanıp eylem koyuyorlar... Gündüz külahlı, gece silahlılar. Nasıl tanıyacağız?"
Org. Güreş ve Ağar'la birlikte bu durum değişti. Güvenlik güçleri, gece de kışladan çıktılar.
PKK'yı 24 saat takibe aldılar.
PKK'nın bulundukları yerler istihbaratla saptanarak takibe alınıyordu.
Örgütün beli böyle kırıldı.
Kurt yolları
Ancak... Güvenlik güçlerinin özellikle kış aylarında, yüksek rakımlı tepelere ulaşamamak sorunu vardı. PKK, yollarını kar kapatmış dağ köylerine yerleşiyordu. Barınıyor, yiyor içiyordu. İşte, doğruluğu/yanlışlığı tartışılsa da, köy boşaltma süreci - bildiğime göre - bu nedenle başlatıldı. Stratejiye göre, aç kalan kurtların düze inmeleri gibi, PKK da, dağ köylerinde yiyecek ve barınma olanağı bulamayınca, dağdan aşağıya inmek zorunda kalacaktı.
Dağ eteklerine inerken izleyebilecekleri yollar saptanmıştı.
Oralarda bekleyen güvenlik güçlerinin ağlarına takılıyorlardı. İşte hadisenin gerekçesi...
Ama, tek gerçek bu değil... PKK da, bu strateji içinde yer almayan dağ köylerinden bazılarını yakıyor, yıkıyordu... Ajitasyon, köylüyü sindirmek, diğer Kürt köylerini devlete karşı tahrik, devletle PKK arasında kalan ve yataklık yapmamak için direnen köylere ceza ve diğer olası direnişlere gözdağı için, PKK da az köy yakıp yıkmadı.
Yukarıda yansıttığım aykırı ses de bunun bir örneğidir.
Alevler, sadece yakmaz, gerçeklere ışık olur, aydınlatır da...
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|