
|
|
|
 |
|
|
Bush galip, dolar mağlup
ABD'de seçimi Kerry kazansaydı piyasalar ona bir süre tanıyacak ve dolardaki düşüşte bir duraklama olabilecekti. Bush kazanınca doları inişe zorlayan politikaların süreceği varsayıldı ve değer kaybı devam etti. Dolar/euro paritesinin 1.70'e kadar yükselebileceğini ileri süren ciddi ekonomistler var
OSMAN ULAGAY
ABD'de yapılan başkanlık seçimini George W. Bush'un kazanması dünyanın pek çok ülkesinde milyonlarca insanın içini karartmakla kalmadı, ABD dolarının ufkunu da iyice kararttı. Clinton'dan devraldığı 235 milyar dolarlık bütçe fazlasını yılda 400 milyar doları aşan dev açıklara dönüştüren ve buna paralel olarak ABD'nin dış açığını (cari işlemler açığını) 600 milyar dolara tırmandıran George W. Bush'un pervasız politikaları nedeniyle inişe geçen ABD dolarının önümüzdeki dönemde değer kaybetmeye devam edeceği yolundaki tahminler şimdi daha da güçlendi. Seçimi John Kerry kazanmış olsaydı piyasalar ona bir süre tanıyacak ve dolardaki düşüşte bir duraklama olabilecekti. Bush kazanınca doları inişe zorlayan politikaların süreceği varsayıldı ve doların değer kaybı devam etti. Doların değer kaybı özellikle euronun değerlenmesine yol açarken dolar/euro paritesinin 1.40, hatta 1.70 dolara kadar yükselebileceğini ileri süren ciddi ekonomistler var.
Doları Asya tutuyor
Başta Japonya ve Çin olmak üzere Asya ülkelerinin merkez bankaları, paralarının dolar karşısında değerlenmesini önlemek ve ABD'deki tüketim furyasının sürmesini sağlamak amacıyla büyük miktarlarda ABD Hazine kağıdı aldı ve dolar rezervlerini artırdı. 2001 yılından bu yana Asya ülkelerinin döviz rezervleri 1.2 trilyon dolar arttı ve ABD dış açığının üçte ikisi bu yöntemle finanse edilmiş oldu. Tasarruf alışkanlığını neredeyse tamamen unutan Amerikalılar, Asya merkez banklarının bu finansman desteği sayesinde düşük faizlerle yaşamaya ve tüketimlerini sürdürmeye devam ettiler. Asya ülkeleri de bu tüketim furyası sayesinde ABD'ye yaptıkları ihracatı artırma olanağını buldular. Bu yıl ABD'nin Çin'le yaptığı ticarette 150 milyar dolar, Japonya ile yaptığı ticarette de 75 milyar dolar açık vermesi bekleniyor. ABD ile Asya ülkeleri arasında kurulan ve karşılıklı çıkara dayanan bu çark, ABD dolarının daha fazla değer kaybetmesini önledi, Çin parasını dolara bağlı tutmaya devam etti, Japonya da yenin, euroya benzer şekilde, gibi değerlenmesini önledi.
Şimdi gündemdeki soru bu "al gülüm - ver gülüm" oyununun daha ne kadar sürebileceği sorusu. Aralarında IMF'nin eski başekonomisti Kenneth Rogoff'un da bulunduğu birçok ekonomist ABD'nin GSYİH'nin % 6'sına yaklaşan dev dış açığının sürdürülebilir bir düzeye çekilmesinin doların bugünkü değeriyle mümkün olmadığını ve doların değerinde % 20 - 30'luk bir değer kaybının kaçınılmaz olduğunu ileri sürüyor. Öte yandan daha da değer kaybetmesi beklenen bir parayla oluşturulmuş 2 trilyon dolarlık rezervlerin üzerinde oturan Asya merkez bankaları da bu oyunu sürdürmenin maliyetini düşünmeye başlamış durumda. Japonya Merkez Bankası'nın başını çektiği eğilim yaygınlaşır ve başta Çin olmak üzere Asya ülkelerinin dolara desteği azalırsa ABD parasının beklenen büyük düşüşü yaşaması gündeme gelebilir.
Petrol jokeri
2004 yılının son çeyreğinde dünya ekonomisinin kaderini belirleyecek ikinci önemli değişken ise petrol fiyatı. Bu yıl dünya ekonomisi son 30 yılın en hızlı büyümesini yaşarken petrol talebinde meydana gelen artış petrol fiyatını yukarı çeken ana etken oldu. Özellikle ABD'den sonra dünyanın ikinci en büyük petrol ithalatçısı haline gelen Çin'in talebinde gözlenen büyük sıçrama, pek çok temel madde piyasasında olduğu gibi petrolde de fiyat yükselişlerini besledi. Ancak talep cephesinden gelen bu etkinin yanısıra petrolün arz cephesindeki kaygılar da fiyatlardaki anormal sıçramayı besledi. Petrol üretimi ve ihracatında büyük pay sahibi olan Ortadoğu'da
Irak'ta yaşanan kaosla da beslenen terörün petrol üretimini aksatması olasılığı, ya da Nijerya ve Venezüela gibi ülkelerde yaşanan çalkantılar da hassas dengelerdeki piyasadaki spekülasyonu artırıyor ve fiyatları yukarı çekebiliyor.
IMF'nin yaptığı hesaplamaya göre petrolün varil fiyatındaki 5 dolarlık bir artış dünya ekonomisinin toplam büyüme hızını % 0.3 düşürüyor. Buna göre 15 doların hemen üzerindeki bir artışın dünya ekonomisinin büyüme hızında % 1'lik bir düşüşe yol açacağı söylenebilir.
IMF'nin bu yıl % 5 olarak gerçekleşmesini beklediği dünya ekonomisinin büyüme hızının, petrol fiyatında yeni bir sıçrama olmaması halinde, % 4 dolayına gerileyeceği tahmin ediliyor. Arz cephesinde yeni bir sorun yaşanmaması halinde, dünya ekonomisindeki bu yavaşlamanın petrol talebindeki artışı frenlemesi, bunun da fiyatlardaki artışı sınırlayıcı bir etki yapması beklenebilir.
Çin faktörü ve ABD
Son 20 yılda yaptığı atılımla dünya ekonomisinin en büyük oyuncularından biri haline gelen Çin'in izleyeceği çizgi de dünya ekonomisinin yakın geleceğini etkileyebilecek. Dokuz yıldan beri ilk kez faiz oranlanını yükselterek ekonomisindeki başdöndürücü büyümeyi frenleme konusunda ciddi olduğunu göstermek isteyen Çin bunu yapabilirse petrol ve diğer temel madde piyasalarındaki talep baskısı hafifleyebilir. Öte yandan daha esnek bir kur rejimine geçmesi istenen Çin'in bu yönde atacağı temkinli adımlar bile döviz piyasalarında yeni bir dalgalanmaya yol açabilir.
Buradan ABD ekonomisine bir dönüş yaparsak dolar üzerindeki baskının arttığı ve petrol fiyatındaki tırmanışın sürdüğü bir ortamda ABD'nin zorunlu olarak faiz artırmaya zorlanması da bir olasılık. Bu olasılığın gerçekleşmesi halinde, zaten yavaşlama eğilimine girmiş olan ABD ekonomisini yeni durgunluğa doğru sürüklemesi söz konusu olabilir. Bunun 2004'de rekor sayılabilecek bir büyüme yaşayan dünya ekonomisine olumsuz etkiler yapacağı ise açıktır.
|
|
|

|
|