|
 |
|
|
Bağdat Caddesi'nde iftar yemeği
Dostlarım beni Han Köftecisi'nde iftara davet ettiler. Yemekleri hem lezzetli hem de uygun fiyatlıydı
Geçen pazar akşamı dostlarım beni Bağdat Caddesi'ndeki Han Köftecisi'nde iftara davet etti. Uzun süredir Bağdat Caddesi'nde dolaşmamıştım. Erken gittim. İyi ki de erken gidip Bağdat Caddesi'ni görmüşüm. Bağdat Caddesi bir başka alem. Kaldırımlarda dolaşanlar, caddeyi dolduran otomobiller, yol boyu sıralanan mağazalar... Her şey başka.
Son zamanlarda İstanbul'da görünüm, kılık kıyafet ve davranışlarıyla farklı insan tipleri ortaya çıkmaya başladı. Örneğin Akmerkez tipi var... Nişantaşı tipi var... Beyoğlu tipi var... Gördüm ki, Bağdat Caddesi diye de bir tip varmış. Çoğunluk genç kuşaktan. Havanın soğumasına rağmen hanımların göbekleri açık. Markalı renk renk giyimler içinde hava atıyorlar. Erkeklerin saçları ya briyantinli ya da usturayla kazınmış. Sivri burunlu ayakkabılar giymişler. Onlar da hanımları süzüyor. Yaşlı kesim ise kadın erkek kol kola girmiş "devranı seyire" çıkmış.
Mağazalar mal dolu. Mağazaların isimleri farklı farklı. Uzun süredir bu caddede dolaşmadığımdan hangi mağazanın nerede olduğunu anlayamadım.
Bana anlattılar. Dediler ki, Bağdat Caddesi'nde mağazalar açılır, kapanır, yer değiştirir... Mağazalarda devamlı hareket vardır. Burada 1980 yılından bu yana aynı yerde faaliyetini sürdüren çok az sayıda mağaza kaldı. Bunlar bir elin parmakları kadardır: Dodanlı Kumaş, Barış Büfe, Cansu Parfümeri, Saatçi Arif, Divan Pastanesi...
Kaldırımların yarısı onarılmış. Granit tipi taşlar döşenmiş. Yol kenarında kafeden bol bir şey yok. Bir mağaza, bir kafe... Bir mağaza, bir kafe... Kafelerin önünde insanlar sıra bekliyor... Kafelerden en fazla rağbet görenler ise ismi yabancı olanlar. İkişer Gloria Jean's Cafe ile Starbucks Cafe açılmış. Önlerinde kuyruk var... Ramazan mı, değil mi anlayamadım. Kaldırım boyu kahvelerde oturan her yaştan insanlar yiyip içiyor.
İnsanların yiyip içtikleri nedir, kaç paradır diyerek Divan Pastanesi'nin önündeki fiyat listesine baktım. Her şeyin ismi yabancılaşmış. Quesadella (Tortella ekmeği arasında salsa soslu tavuk) denilen, adını ilk defa duyduğum, tadını hiç bilmediğim sandviç 11 milyon 500 bin lira; Cafe Expresso 12 milyon liraydı.
İftar vaktine kadar Bağdat Caddesi'ni turlamaktan pek hoşlandım. Görgüm, bilgim arttı. İftar vakti dostlarımla Han Köftecisi'nde buluştum.
Kapıda müşterileri güler yüzle karşılayan kişi, Han'ın sahibi Emin Sever'miş. Emin Sever aslen Bursalı. 1960'larda Ankara'da Mülkiyeliler Birliği'nin köşesinde İnegöl Köftecisi adlı ilk köfteci dükkanı varmış. 1980 yılına kadar Ankara'da kaldıktan sonra İstanbul'a göçmüş. Suadiye'de Han ismini taşıyan köfteci dükkanını açmış. O kadar beğenilmiş ve müşteri toplamış ki, yakınlarda da Bağdat Caddesi'nde, Şaşkınbakkal'daki ikinci dükkanını faaliyete geçirmiş. Mutfağını, tuvaletini gezdim. Pırıl pırıldı.
Masanın üzerine piyaz, turşu, salata tabakları dizilmişti. Top patlayınca sıcacık ezogelin çorbası getirdiler. Et yemekleri sipariş üzerine hazırlanıyormuş. 160 kişilik lokantada sipariş üzerine et yemeği hazırlamak önemli bir şey.
Listeye baktım. Ezogelin çorbası 3 milyon 300 bin lira, tereyağlı pilav 4 milyon lira, İnegöl köfte-dürüm 7 milyon 250 bin lira, döner-dürüm 8 milyon 250 bin lira, pilav üstü döner 10 milyon lira, iskender kebap 11 milyon lira, makarna 10 milyon liraydı.
Biz beş kişiydik. Bazıları köfte, bazıları iskender kebap yedi. Masamıza hizmet eden Çorumlu Hasan Kabakçı'nın tavsiyesiyle bir porsiyon portakallı kabak tatlısını paylaştık. Bol bol çay içtik. Beş kişiye 125 milyon lira hesap geldi.
Han'dan çıktık, Bağdat Caddesi'ne karanlık basmıştı ama cadde gene de insan doluydu... Otomobil trafiğinden caddenin bir yanından öte yanına geçmek imkansızdı.
|
|
|

|