Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 11 Kasım 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Bırakınız tutsunlar!

Siz ne kadar uğraşsanız, "referansı" Cumhuriyet değil de din olan kişilerin orucunu "kazaya" bıraktıramazsınız. Hele dindarlıkları mütedeyyin sınırlarını aşmış tarikat boyutlarına varmış futbolculara, şeyhleri yerine teknik direktörlerini dinlemelerini önerirseniz komik duruma düşersiniz.
İşlerini aksatmaktaymış... Ekmek yedikleri kulüplerine zarar vermekteymiş... Milli takımı etkilermiş... Geçiniz!
Bırakınız tutsunlar.
Biraz daha müdahale ederseniz; hem günaha girersiniz, hem de Atatürk'ün kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti'nin "laiklik" ilkesine ters düşersiniz.
Bu ülkede herkes dininde ve ibadetinde özgürdür.
Anadolu'da "oruç yiyor" diye gencecik üniversite öğrencileri bıçaklansa da, siz futbolculara "oruç tutma" diye baskı yapamazsınız. Yapmamalısınız. Tabii, gerçek bir Müslüman ve samimi bir cumhuriyetçiyseniz.
Baskıya karşıyım
Ben, Ramazan'da Siirt'in Tillo kasabasında gizli gizli sigara içerken, üstelik dinsel yorumla "seferi"yken, linç edilmekten kalabalığı yararak içine çekildiğim belediye başkanının makam otosuyla kurtulmuş bir vatandaş olarak, oruç tutup tutmama özgürlüğü konusunda hayli hassas bir insanım.
Linçten - ricaya kadar her türlü baskıya karşıyım.
Zaten bu işin çözümü, sadece kendilerinin inandığını sandıkları Müslümanlığın içinde var:
Ne diyor mübarek dinimiz:
Hak etmediğin parayı almayacaksın.
Şayet futbolcularımız oruç tuttukları için düşen performanslarıyla, o transfer sezonunun bir ayında, aldıkları paranın karşılığını veremiyorlarsa, aynı oranda paraları iade ederler kulüplerine her halde.
Milli takım primlerini Çocuk Esirgeme Kurumu'na falan verirler... Taraftarlara, Milli Takım'ı destekleyenlere "hakkınızı helal edin, oruçluyduk" derler.
Gerisi Allah ile onların arasında.

Hooijdonk 'fazla' geldi

Daum'a hayranlığım günden güne artıyor. 1,5 yıl sonra doğru takıma çok yaklaştığı için değil; kafaya taktığı Hooijdonk'u allem edip kallem edip topun ağzına koyduğu için...
Açık açık istemiyordu Hooijdonk'u, Daum. Futbolu kendisi kadar bilen, sahada onun görevini üstlenen bir futbolcuyu hangi teknik direktör kolay kolay içine sindirebilir ki ? Hele takımın taktiğini eleştiriyorsa... Hele tribünler tarafından baştacı ediliyorsa. Her davranışı ile örnek bir insansa...
Evet... Daum tarafından son aşamasına gelinen, büyük bir ihtimalle yönetim tarafından da onaylanan "Hooijdonk'u tasfiye planı"na, "kaşınma" görüntüleriyle medyanın katkılarını da eklersek, Hollandalı futbolcu artık bavulunu toplamaya başlamalı.
Oysa ne çok şey öğrenmiştik kendisinden...
Hem yüksek düzeyli hem de yüksek kişilikli bir futbolcu nasıl olur Hooijdonk'ta görmüştük. Yere düşen rakibinin üzerine basmamak için safkan bir İngiliz tayı gibi nasıl sıçradığını, en sert faulleri asaletle karşıladığını, hiçbir sevinci abartmadığını, işini sevdiğini, işine saygı duyduğunu, işini ciddiye aldığını ve en önemlisi aldığı her Euro'yu hak etmek için çabaladığını görmüş ve ders almıştık.
Son zamanlarda gelmiş en iyi yabancılardan biriydi Hooijdonk... Her halde o yüzden fazla dayanamadık.

Şikenin şikesi ll

Geçen hafta Ters Köşe'de yer alan "Şikenin şikesi" başlıklı yazı başıma ne işler açtı!..
Önce olumlusu; Başbakanlık Müsteşarlığı'ndan Sayın Murat Kul aradı. Her zamanki nazik cümlelerinden sonra Meclis Araştırma Komisyonu için iktidar partisinin konuyu Genel Kurul'a getireceğini açıkladı. Kendisi çok saygın bir bürokrattır. En zalim eleştirilerimde bile çizgisini asla bozmamıştır. Eleştirsek bile yiğidin hakkını vermek lazımdır.
Ardından, olumsuzlar... Yazıda "dünden bugüne" futbolu yönetenler, konu açıldığında "yaa ligde şike mi varmış" diye soruyorlar gibi bir cümle vardı. Özellikle eski yöneticiler buna alınmışlar. Şike konusunda elbette bireysel tepkileri olanlar vardı. Ancak fikrin vuruculuğu açısından bir parantez açıp tek tek isimleri yazamazdım ki. Ben genel temayülü yazdım. Şikeyi önlemek için eylem koyanları tenzih ederim.
Lakin şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Bu kişiler futbolu yöneten grubun içindeydi. Sonuçta ne oldu ? Onlar gitti şike kaldı. Eylem koymuşlar koymamışlar. Ben sonucu söylüyorum. Onlar bu futbolu yönetti ve geriye şikeye bulaşmış bir futbol bıraktılar. Yani ne yapmışlarsa eksik yapmışlar. Ya da şöyle diyeyim; futbolumuzun şikeyle lekelenmesinde onların şikecilerden daha az, ama benden daha çok suçu var. O yüzden yazdıklarıma katlanacaklar.

'Tribün baskısı'

Tuncay falan neyse de; en sonunda Fenerbahçe Kaptanı Ümit Özat da "tribün baskısından" şikayetçi olunca, "farz" oldu bu yazı...
Kıymetli futbolcular, sizin yaptığınız iş, popüler kültürün fiziksel şovlardaki zirve noktasıdır. On binlerce insanın para vererek tribünlere oturması, milyonların televizyona çakılması, her sohbette en büyük zaman diliminin futbola ayrılması, futbolun bilinmeyeni ortaya koymasından veya dünyayı kurtaracak bir eylem olmasından değil, insanlarda yarattığı heyecandandır.
Heyecan ise insan davranışlarındaki kontrolü kaybettiren unsurların başında gelir. Sizin istediğiniz "kontrollü seyirci" ancak heyecan unsurunun azalmasıyla mümkündür ki, bunun doğal kaynağı yaptığınız işe ilginin azalmasıdır.
Dünyadaki her popüler eylemde istenmeyen davranışlar, bireysel psikopatlıklar kaçınılmaz yan ürünlerdir. Bu gerçekle yaşamayı ve futbol oynamayı öğrenmeniz, alışmanız, şikayet etmekten çok daha faydalıdır. Daha heyecansız ancak saygın bir meslek istiyorsanız bilim adamı olabilirdiniz mesela... Popülarite ve para binde bire iner ama...

Konuşan fotoğraflar

Meslektaşlarımın yazdığı ve bana da gönderme teveccühünde bulunduğu kitapları mutlaka okurum. Lakin çoğundan bu köşede bahsedemem. Bu yüzden kırıldıklarını bilirim ama, inanın yer yetiremem...
Ancak Ali (Gümüş) ağabeyimi hiç sektirmem. Çünkü Ali Gümüş, zekası, birikimi, azmi ile doğru orantılı iltifat görmeyen gazetecilerin simgesidir bana göre. Güreşin Türkiye'deki gelmiş geçmiş en büyük otoritesidir. En iyi bilenidir. Uluslararası düzeyde en saygın gazetecisidir. Ata sporumuzda yaşayan efsanedir.
Doğru bildiğindeki ısrarı yüzünden birçok kişiyle ters düşse de benim için dünyanın en iyi insanlarından biridir.
Son kitabı ise yine bir "ilk"tir. Her sayfaya bir anı fotoğrafını koymuş "Konuşan Fotoğraflar" kitabında sevgili Ali ağabey. Yarım sayfa da fotoğraftaki kişiyi, o günleri, dondurulmuş tarihin önemini anlatmış o güzel kalemiyle. Hani bir dosta gidersiniz, albümü açar, tatlı tatlı anlatır ya; işte öyle. Eğitici, öğretici, hatırlatıcı, değerli bir eser. Tıpkı sahibi gibi.

eguven@milliyet.com.tr




SPOR
Emre'ye süper teklif
Muhtar bunu yaparsa!
Fener'de Nobre paniği
Conceiçao krizi
Şahin: Emaneti geri alacağız
'Sırtımızda dünya var'
Güneş'in sigortası attı
Haber turu...
Bırakınız tutsunlar!
At yarışları
Ülker'e soğuk duş: 70-75
Hidayet coştu





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Ercan GÜVEN
Bırakınız tutsunlar!
Siz ne kadar uğraşsanız, "referansı" Cumhuriy...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 İstatisliklerle lig
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2004 Milliyet