|
Kapkaç terörü nasıl hafifler?
OTOMOBİLLE gazeteye giderken radyoyu açtım. Kanallardan birinde bir vatandaşımız acı acı şikayet ediyor: "Kapkaç yanlış yorumlanıyor. Kapkaççılık kelimesi bu fiil için hafiftir! Bal gibi gasp - tecavüz denir buna!.. Zorla, şiddet kullanarak birisinin malını almak kapkaç olur mu?"
Arkadan diğer bir dinleyici konuşuyor mikrofonda:
"Kapkaççı teröristler genellikle Doğu illerimizden gönderiliyor büyük kentlere, özellikle İstanbul'a. Bunlar işsiz, başıboş gencecik insanlar. Çetelerin ağına düşüyorlar. Çalıp gasp ettiklerinden bir pay alıp gerisini çete reislerine veriyorlar. Onlar da poliste, adliyede koruyuculuk yapıyor maşalarına.
Doğu'da işyerleri, fabrikalar açılmalı ki bu gençler çalışsınlar."
Bir başka hanım dinleyici:
"Yasalarımız yeterli ve geçerli değil, diyor. Polis bir vatandaşı yaralayıp veya öldürüp gaspçıyı tabancayla vursa, hapse giriyor. Finansbank soyguncusunu elinde çaldığı paralarla kaçarken vuran koruma az mı hapis yattı! Böyle durumlarda polisin yetkisi olmalı."
"İstanbul polisi yetersiz. Sayıları az, motorlu araçlarına günde 3.5 litre benzin veriliyor. Böyle huzur, asayiş mi sağlanır."
"Yaşları küçük kapkaççıları polis serbest bırakıyor. Birçoğu da tinerci çocuklar. Bunlarla mücadele edilemiyor."
"Polis yakalayıp adliyeye teslim etse oradan da kurtuluyorlar."
"Ana caddelerde, ara caddelerde polis devriye gezmeli. Amerika'da, İngiltere'de var bu yöntem. Halkı rahatlatıcı, gaspçıyı caydırıcı olur."
Polisler dolaşsın
Baktım vatandaşlarımız üç aşağı beş yukarı hep aynı şikayetleri dile getiriyorlar. Kapkaç terörü vatandaşı yıldırmış durumda! Kimin nerede nasıl saldırıya uğrayacağı belli değil! Ama işinden yorgun argın yuvasına dönen kadınlar, erkekler her an böyle bir olayla karşılaşabilir!
Elbette sosyal önlemler çözücü olur, doğrudur ama ortada acil bir durum var! En etkili, en süratli çare; motorize veya kolluk güçlerinin halkın arasında biraz da gövde gösterisi yapmaları! Dolaşsınlar umumi yerlerde, fakat laubali olmadan tüm ciddiyetleriyle...
Anavatanım Türkiye
"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir."
İşte aziz Atatürk'ün kendi el yazısıyla Türklüğün tanımı...
Yani işin özü; Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk milletidir... Türkiye Türklerin anavatanıdır...
Şimdi kalkmış birtakım egosantrik aydınlarımız (neyse ki pek küçük azınlık) birtakım acayip yöntemlerle, değişik yorumlarla kafaları karıştırıyorlar!
Epey zaman oluyor, bir sohbetimiz sırasında, tanınmış bir Yahudi dostum yeri gelmişti de:
- Ben Türk Yahudisiyim, demişti.
Ne güzel işte. İsteyen ben Kürt kökenliyim, isteyen ben Çerkez kökenliyim, isteyen Rum'um, Ermeni'yim, Laz'ım, desin!
Ama hepimiz Türkiye Cumhuriyeti'nde, Türkiye'de yaşıyoruz.
Ne mutlu Türk'üm diyene
Torunum Leyla ilkokula başladı. Dün akşam baktım "Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak... Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak" diye İstiklal Marşımızı hiç yanlışsız söylüyor.
- Atatürk'ün adı ne diye sordum? Mustafa Kemal, dedi. Peki annesi? Zübeyde Hanım. Atatürk ne diyor kızım?
- Ne mutlu Türk'üm diyene.
İçim rahatladı... derin bir oh çektim! Yeni kuşak mutlaka iyi yetişiyordu.
|
|