Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 12 Kasım 2004 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Borcu, faiz dışı fazla çözer mi tartışması

Türkiye, son 25 yıldır yüksek borç stoku sorununa çözüm üretemedi. Vergi gelirlerinin bazı yıllar tamamına yakını faiz ödemelerine gitti. Çevrilip çevrilemeyeceği konusunda sürekli spekülasyon yapılan kamu borç stoku ile ilgili tartışmaların da arkası gelmedi. Acaba yüksek faiz dışı fazla (FDF) bu soruna çare olur mu? Bu soruya 'Evet' yanıtı veren uzmanlar var. Ancak, 'olmaz, başka tedbirler gerekli' diyenler de var. Örneğin Devlet eski Bakanı Kemal derviş, IMF'nin uzun vadeli ucuz kredi ile destek olması gerektiğini belirtiyor. Dr. Yılmaz Akyüz, 'Tasarlanmış bir yeniden yapılandırma operasyonu' öneriyor...

TARIK YILMAZ

Borç sorunu, son 25 yıldır Türkiye'nin değişmez gündemi oldu. Sürekli büyüdü ve sadece faiz giderleri, vergi gelirlerinin tamamına yakınını götürmeye başladı. Sağlık, eğitim gibi kamu hizmetlerine yatırım yerine, devlet giderlerini sürekli kısarak, gelirleri ile borçları çevirmeye çalıştı. 2001'de tüm vergi gelirleri faiz giderlerini karşılayamadı. Faizlerle birlikte borç stoku da baş döndürücü bir hızla arttı.
Aynı yıl ekonomik programla birlikte, yapısal reformlar başladı. Yüksek (yüzde 6.5) faiz dışı fazla (FDF) ile piyasalara 'borçlanıyoruz ama bütçemizde faizleri ödeyip fazla da yaratıyoruz' mesajı vermeye çalışıldı. Basit mantıkla hedef şuydu: Milli hasıla her yıl büyüyecek ve her yıl oran aynı kalsa bile yüzde 6.5 faiz dışı fazla, bütçede giderek daha büyük bir rakama tekabül edecek. Bu arada giderler baskılanarak ve gelirler artırılarak, Türkiye'nin borçlarını çevirme olanağı artırılacak...
FDF, reel faizleri düşürmekte zorlanan hükümetin dalgalı kur sisteminde dövizi kontrol edemeyeceğinden borçla mücadelede en önemli silahı haline geldi. Faizlerin düşmesinde başarı sağlandı, borcun sürdürülebilirliği konusunda şüpheler azaldı. Yüzde 6.5 olarak hedeflenen FDF rakamı tutturuldu.
Ancak, iç borç stokunun büyüklüğü ve yapısıyla ilgili 'kronik' sorunlar nedeniyle daha ciddi önlemler üzerine tartışmalar bitmek bilmiyor. Sorunun çözümü, stokun azalması, reel faizlerin düşmesi, vadenin uzamasından geçiyor. Ancak bunun nasıl sağlanabileceği konusunda farklı görüşler var.
Bazı ekonomistler, FDF ile sorunun çözüleceğine inanırken bazıları Hazine'nin alacaklılarıyla masaya oturarak vadenin uzatılmasını, bazıları da menkul kıymetlere vergi öneriyor. Bilindiği gibi 2001 krizinde ekonomi yönetimi bankalarla masaya oturarak, kısa vadeli borçların bir kısmını üç yıllık tahvillerle değiştirdi. Dalgalı kura geçilmesi nedeniyle hızla artan kurlar bu döneme açık pozisyonla giren bankaların da işine geldi. Bankalar açık pozisyonlarını kapatırken Hazine de kısa vadeli borçlarını ileriye öteleyerek derin bir nefes aldı. Ancak bunun farklılaşan bu koşullarda yeniden yapılıp yapılamayacağı tartışma konusu.

Derviş: IMF para versin
Devlet eski Bakanı Kemal Derviş, tek başına FDF ile bu sorunun çözülemeyeceğini düşünenlerden. Derviş'e göre IMF ve Dünya Bankası, çok düşük faizli kaynak sağlayarak, 'istikrar ve büyüme desteği' vermeli.
Derviş, bu yöntemle borçlu ülkelerin, kalkınma ve sosyal destek harcamalarından vazgeçmeden kamu borcu / GSYİH oranlarını kabul edilebilir düzeylere düşürebileceğini ileri sürüyor. Derviş'in bu önerisi birçok ekonomist tarafından kabul görse de hükümetlerin popülist politikalara yönelme riski endişeleri artıran bir unsur.

Akyüz 'operasyon' diyor
BM Kalkınma Konferansı'nın eski başekonomisti Dr. Yılmaz Akyüz de FDF ile borç sorunun çözülemeyeceğinin en iddialı savunucularından. Latin Amerika'da döviz kuruna dayalı istikrar programlarının, enflasyonu düşürdüğü, ancak borç sorununu çözmediğini belirten Akyüz, Brezilya, Meksika ve Arjantin'in kriz tehdidinden kurtulamadığına dikkat çekiyor. Akyüz, borç çevrilebilirliğini tehdit olmaktan çıkarmak ve yüksek FDF verme zorunluluğundan kurtulmak, 'alacaklıların ikna edilmesi'yle iç borçların 'tasarlanmış bir operasyonla yeniden yapılandırılmasını' öneriyor.
Akyüz'ün önerisine destek verenler var. Karşıtları ise, 'Böyle bir operasyon borcun maliyetini yükseltmekten başka bir işe yaramaz, hatta tartışılması bile faizleri yükseltir. Borç takası için faizlerin daha da düşmesi gerekir' diyor.
Bu çözümün adresi bankalar. Kamu bankaları ile uzlaşmak kolay. Hazine'nin, kamu bankalarına 37 katrilyona ulaşan yükümlülüğünden sıyrılması için çözüm tahvil iadesi olarak görülüyor. İade için Ziraat Bankası'nın 3.5 katrilyon liralık sermayesi yeterli değil. Ancak bankanın aktiflerinde çok düşük gösterilen varlıkların değerinin gerçek rakamlara çekilmesi ile iade için zemin hazırlanabilir. Bu yolla 37 katrilyonluk Hazine yükümlülüğü azaltılabilir. TMSF de elini sıkı tutarsa 38.7 milyar dolarlık borcunu daha hızlı ödeyebilir. Ancak özel bankaların böyle bir takas operasyonuna ne der, nasıl bir maliyet çıkarır, bu bilinmiyor.

'FDF'dan başka çare yok'
Hükümet iki yıldır faiz dışı fazlayı (FDF) milli gelirin yüzde 6.5 ile oranlayarak piyasalarda sağladığı güvenle borçları çevirdi. Yapısal önlemlerle desteklediği güven ortamı faizlerin düşmesine neden oldu. Bazı ekonomistler yakalanan bu istikrarlı sürecin devam ettirilmesinin borç sorununu çözeceğine inanıyor. AB'den alınacak müzakere tarihi ve IMF'den yeni dönem için sağlanacak 10 - 12 milyar dolarlık taze kaynak (borç ertelemede kullanılacağı konuşuluyor!) reel faizleri düşürecek, vadeyi uzatacak.

Büyümeye endeksli tahvil
Bir başka öneri, FDF'nin GSYİH'e oranını sabit tutma yerine borçların milli gelire oranını dikkate alma. Borcun GSYİH'ye oranı yükseldiğinde, FDF'nin GSYİH'ye oranını da artırarak denge sağlama...
Ayrıca, değişken faizli tahvillerin kırılganlık yarattığına değinen akademisyenler ekonomilerin büyümediği zamanlarda ciddi riske maruz kalmamak için IMF'nin de tartıştığı 'büyümeye endeksli tahvil'lerin sıkıntıyı azaltabileceğini savunuyor.

Menkul kıymetlere vergi
Daha radikal önlemlere inananlar kısa vadeli sermaye hareketleri ve menkul kıymetlere vergi konulmasını istiyor. Bu yolla menkul kıymetleri alanlardan kamuya bir kaynak aktarımı olacağını belirten vergi savunucuları, böylece stoklarda sert bir düşüş yaşanacağını kısa vadede Hazine'nin borçlanma ihtiyacı düşeceği için, devlete borç verenlerin faizleri artırma yoluyla yapacağı karşı taaruzu önleneceğini iddia ediyor.
Asıl köklü ve kalıcı çözüm, kayıtdışılığın azalması... Devletin vergi gelirlerinin sağlıklı biçimde artması... Ama hükümetlerin 'gelenesel' tutumu, bunu, erken bir çözüm için seçenek olmaktan çıkarıyor.

SORUN 1

İç borç stoku çok büyük
Krizin faturası en başta kamunun borç stokuna yansıdı. Kamu bankalarına görev zararı, TMSF'ye batık bankalar için verilen milyarlarca dolar tahvile, yüzde 193'lere varan faiz maliyeti eklenince 2000 yılında 51.5 katrilyon lira olan iç borç stoku, 2001'de 122.2 katrilyona, 2002'de 149.9 katrilyona tırmandı. 2003'te 194.4 katrilyonu buldu. Eylül 2004 itibariyle ise 217.6 katrilyona (145.3 milyar dolar) ulaştı. En büyük sorun bu: Türkiye'de devletin borçları çok yüksek düzeyde.
AB'nin Maastrich kriterleri net borç stoku / GSMH oranının yüzde 60 olmasını öngörüyor. Türkiye'de oran 2001'de yüzde 91'di. 2003'te yüzde 70.5'e kadar geriledi ve bu yılın ikinci çeyreği itibariyle yüzde 69.1 oldu. İç borç stoku yükselirken net borç stoku nasıl düştü? Bunun birinci nedeni büyümenin, stoktan daha hızlı artışı. Yılın ilk altı ayında cari fiyatlarla GSMH artış hızı yüzde 19 iken borç stokunun artışı yüzde 6'da kaldı.
İkinci neden İşsizlik Sigortası Fonu, kamu mevduatı ve Merkez Bankası rezervlerindeki artış oldu. Bu üç kalemde biriken para yılın ilk yarısı bitiminde 52.7 katrilyon liraya çıktı. Bu da net borç stokunu düşürdü.
Üçüncü neden, Ziraat Bankası'ndan yapılan 1.8 katrilyon liralık (1. 2 milyar dolar) tahvil iadesi oldu. Dördüncü neden olan kur farkları ise borç stokunda 3 katrilyon liraya yakın bir tasarruf sağladı. Bu olumlu gelişmelere karşın, riskler de var:

Borçları artırabilecek üç önemli risk
Birincisi, KİT ve belediyelere borçlanma yetkisi tanınması... Bu kuruluşların borçlanmaları genellikle 'garantör' Hazine'ye ciddi bir yük getiriyor. İkincisi, Meclis'ten sessiz sedasız geçirilen 5234 sayılı yasa ile mahsuplaşma yolunun açılması... Kısa vadede belediyelerin önünü açacak bir gelişme gibi görünse de orta vadede farklı yükler doğurabileceği endişesi hakim. Borçlanma piyasasında Hazine'ye rakip olacak belediyeler faiz hadlerinin yükselmesine neden olabilir. Üçüncüsü, Hazine'nin borç stoku içinde yüzde 40.8'lik bir paya sahip olan değişken faizli ve döviz cinsi tahviller. Faizlerin düştüğü dönemde avantajlı olan bu tür tahviller faizin yükselmeye başlamasıyla birlikte stok ve ödenen faiz konusunda ciddi bir risk oluşturuyor. Döviz değerlenince borcun maliyeti artıyor.

SORUN 2

Reel faiz yüksek seyrediyor
Türkiye'nin borç sorununu ağırlaştıran ve kaygı uyandıran en önemli sorunlardan bir diğeri reel faizlerin yüksekliği. Hazine, piyasaları 'sürekli borç verebilir' motivasyonda tutmak için yüksek reel faiz ödüyor. Türkiye'nin kamu kağıdı yatırımcısına yüzde 30 - 40, hatta kriz dönemlerinde çok daha fazla reel faiz vermesi borçların katlanarak artmasında önemli rol oynadı.
Hazine'nin yaptığı hesaplamaya göre, Aralık 2003'te borçların yüzde 11.9 olan reel faizleri, 2004 başında yüzde 11.4, şubatta 11.2'ye indikten sonra mayısta yüzde 16.8'e, haziranda 16.5'e yükseldi. Temmuzda tekrar yüzde 13.9'a inen reel faizler ağustosta yüzde 12'ye geriledi. Zina tartışmaları nedeniyle faizler yükselince ağustos içinde oran tekrar yüzde 15 - 16'lara çıktı.
Reel faiz bu yıl piyasaya satılan tahvil ve bonolarda yüzde 15 civarında seyrediyor. Kamu kuruluşlarına ödenen faiz ise yüzde 7.5 - 8 arasında. Kamuya en yüksek reel faizi yüzde 15 ile haziran ayında veren Hazine, aynı dönemde değişken faizli tahvillere de yüzde 12'nin üzerinde reel faiz ödediği için fatura kabardı. Oysa Hazine, reel faizleri, değişken faizli tahvillere, yılın ilk beş ayında negatif reel faiz vererek düşürmeyi başarmıştı.

SORUN 3

Borçlanmanın vadesi kısa
İç borçlanmada en önemli sıkıntılardan biri de borçların vade yapısı. Kriz öncesi, 2000 yılında ortalama vade nakit borç stokunda 9.4 aya, nakit dışı stokta ise 41.4 aya kadar gerilemişti. Kriz yılı 2001'de ise vade nakitte 19.2 aya, nakit dışında 55.9 aya çıktı. Vadedeki bu yükselme Şubat 2001 krizinin ardından yapılan mevcut bono - tahvillerin daha uzun vadelilerle değiştirilmesi (takas) sayesinde oldu. Ancak aradan geçen üç yılda makroekonomik verilerde düzelme yaşanmasına karşın vadenin kısalmasını önleyemedi. 2002'de nakit borç stokunun vadesi 12.8 aya geçen yıl da 12.4 aya geriledi. Bu yılın ilk dokuz ayı sonunda nakitte vade 11.6 aya kadar düştü. Yani borçlanmanın vadesi 2004'ün ilk sekiz ayı sonunda 6 ay azaldı. Hazine artık, bir yıldan daha kısa sürede nakit iç borç stokunu çevirmek zorunda.
Nakit borç stokuna TMSF, Merkez Bankası ve kamu bankalarına verilen nakit dışı borçlar eklendiğinde stokun vadesi 20.2 ay çıkıyor. Hazine ilk dokuz ayda 15.3 ay vade ile borçlanmış. Yani daha uzun vadeli menkul kıymetler stoktan çıkarken daha kısa vadeli kâğıtlar girmiş. Bu tabi Hazine'nin tercihi değil piyasanın talebi.
Eylül 2004 itibariyle iç borç stokunun yüzde 14'ünü bonolar oluştururken Hazine yılın ilk dokuz ayında gerçekleştirdiği borçlanmanın yüzde 37.4'ünü kısa vadeli bonolarla yapmış.


Ekonomistler tartışıyor

Vadeyi üç yıla yayarsak, rahatlarız
MAHFİ EĞİLMEZ: (Garanti Leasing Yönetim Kurulu)
YTL'ye geçerken bankalara çağrıyla vadeleri uzatarak bir parite üzerinden değişim yapılacağına ilişkin bazı öneriler konuşuldu. Belli bir iskonto ile değişime sıcak bakılacağını sanmam. Ancak vadeyi uzatmanın yararı var. Şu anda iç borç stokunun ortalama vadesi 11.6 ay. Bu vade artık borcun stok değil akım değer olduğunu gösterir. Eğer bunu üç yıla yayabilirsek yani ekonomi yönetimi her yıl 100 birim borcu ödeyeceğine 30 birim öderse faiz düşer ve ödeyememe baskısı azalır. Böylece rahatlarız. Çözüm 'zina krizi' gibi krizler çıkarmamaktan geçiyor. Reel faiz güvensizlikten yükselir. Türkiye'den şu anda yüzde 15 reel faiz isteniyor. Ancak yeni program, AB müzakereleri, riskleri yarı yarıya azaltır. 2005'te reel faizlerdeki düşüşün hızlı olacağını düşünüyorum. Borçlar 6 ay - 1 yıl içinde sorun olmaktan çıkacak. Çevirme sorunu kalmayacak.

'FDF, dikenli yolda yürümek gibi'
ALTUĞ KARAMENDERES: (Ata Yatırım Ekonomisti)
Vade uzatımı girişiminde tek muhatap özel bankalar. Ancak eldeki senetlerin daha da uzun vadeli tahvillerle değiştirilmesi bankalar için vade riski demek, borcun faizini yükseltir. Reel faizi yüzde 15 civarında. Yurt dışından kabaca yüzde 8'le borçlanıyoruz. Bunun üzerine üç puanlık risk primi koysanız reel faizi ancak yüzde 11'lere düşürebileceğiniz sonucu ortaya çıkar. Bunu yüzde 6.5'lik FDF ile sağlayabilirsiniz. Türkiye çok riskli bir ülke haline gelmedikçe FDF derde derman olur. Milli gelirde istikrar olmalı, borç stoku da artmamalı. 'Borcun milli gelire oranı düşüyor' diyerek durum iyi gösterilebilir ancak dolar yükselirse milli gelir dolar bazında düşer, rakam terse döner. Sadece FDF'ye güvenmek dikenli yolda yürümek gibi. Türkiye'nin önündeki iki pencere IMF ve AB. Bunlar olursa rahatlayabileceğiz.

Çözüm kredibiliteyi artırıp, faizi düşürmek
HASAN ERSEL (Ekonomist)
Kısa vadede borçlara çözüm bulunması mümkün değil. Böyle bir konuda mucize beklenmemeli. Vadeyi uzatmak ve reel faizi düşürmek ülke itibarının artmasıyla olacaktır.
Özelleştirme yoluyla iç borcun anaparasının düşürülmesi gibi bir çözüm de umut vermiyor. İşe tersten bakarsak, reel faizler artarsa borcun sürdürülebilirliği gündeme geliyor.
En akla uygun çözüm kredibiliteyi artırıp vadeyi uzatmak ve reel faizleri düşürmek gibi görünüyor. Orta vadede de Dr. Akyüz'ün borçların karşılıklı anlaşılarak vadesini uzatma önerisi uygulanabilir hale gelir.

'Bir kerelik fedakârlık yapalım'
Dr. ÖZTİN AKGÜÇ (Kadir Has Ün. Öğretim Görevlisi)
Borcu olan bir ülkenin FDF vermesi gayet doğal. Ancak sorun rakamın GSMH'ye oranlanması. Bu oran anlamlı değil. En azından FDF, faiz giderlerini karşılamalı. Bizim FDF verilmesine karşın iç borçlarımız artıyor. Bu tempoyla FDF hedefi tutsa bile iç borçlar artmaya devam edecek ve yük hiç azalmayacak. Bugün bütçe gelirlerinin yüzde 40'ını faiz ödemelerine ayırıyoruz. Borç kabarıyor. Daha radikal davranıp ödediğimiz faizin yüzde 75 - 80'ini karşılayalım. FDF'yi GSMH yerine bütçe büyüklüğüne oranlamak daha anlamlı. Ayrıca bu reel faizle borcu düşürmek mümkün değil. Bir kerelik fedakârlık yapalım ve borcu ödeyelim. 'Bankalarla oturalım vadeleri uzatalım' mantığı bence yanlış. Bu, vergi yükünü bankaların üzerinden atmaktır. Menkul kıymetlere vergi konulsun. Sürekli adaletsizliktense bir kez adaletsiz davranmak yerinde olur.

'Piyasa dışı çözümler anlamlı değil'
TUĞRUL BELLİ (Turkishbank Araştırma Müdürü)
Radikal çözüm 2001 krizinden sonra alınabilirdi ancak tren kaçtı. Piyasa dışı çözümlere taraftar değilim. MB aşırı sıkı para politikasıyla reel faizleri yüksek tuttu ve borç stokunun düşmesini engelledi. Belli bir raya girdik. MB'nin, sıkı para politikasıyla iç talebi kontrol ederek enflasyonu düşürdüğü argümanının doğru olmadığını gördük. Pek konuşulmadı ama başarı örtülü kur çıpasıyla sağlandı. MB, hükümetin sıkı maliye politikası uygulamayacağını düşündüğü için yakın geçmişte sıkı para politikası uygulamış olabilir. Ama artık para politikası gevşetilebilir. Bugün yüzde 12 reel faiz bile anlamsız. Bunu MB desteklememeli. AB raporuyla birlikte Türkiye'nin momentumu artacaktır. Bu da MB'nin sıkı para politikasını gevşetmesine yardımcı olur. Yurtdışında yüzde 7 - 8 ödeyen Türkiye böyle bir ortama neden yüzde 12 reel faizle girsin ki?

BÜROKRATLAR

'Olsa olsa IMF'ye borçlar ertelenebilir'
Tartışmaya borç sorunu ile doğrudan ilgili üst düzey bürokratlar da katıldı. Bu bürokratlardan biri şu değerlendirmeyi yaptı:
FDF, borç yükünü azaltmanın sadece bir unsuru ancak yine hedef düşürülmemeli. İç borçların ertelenmesi farklı sonuçlar doğurur. Çözüm için olsa olsa IMF borçları ertelenebilir. Yüzde 5.5 FDF, yüzde 5 - 5.5'lik büyüme ve yüzde 10'luk reel faiz sürdürülebilir bir denge olabilir. Ayrıca siyaset daha istikrarlı olursa reel faiz düşebilir. Hükümet, IMF ile görüşmelerde kredisi bulunmuş, tamamlanamamış ya da başlatılamamış yatırımların FDF hesaplaması dışında olmasında ısrar edebilir. Bu projeleri DPT ve Hazine ayıklayabilir. Şu anda Brezilya da bu öneriyi IMF ile tartışıyor. Ayrıca KİT ve yerel yönetimlere tanınan borçlanma yetkisi de önümüzdeki 6 ayda sıkıntı yaratacaktır.

'Uzun vade, değişken faizli tahville çözülür'
Konuyu değerlendiren üst düzey bir başka bürokrat ise şöyle dedi:
Radikal önlemlerin bedeli daha ağır olarak geri dönüyor. Geçmişe dönük vergi yarar değil zarar getirir. Borç takası için faizleri düşürüp bir program açıklayıp sabit kura geçmeniz gerek. Bugün yapılacak bir takas için cazibeyi artırmak dolayısıyla daha uzun vadeye daha yüksek faiz vermek gerekir. Açıkçası ben bu bedeli ödemek istemem. Bu dönemde çevirme sorunu çıkabileceğini sanmıyorum. Uzun vade, değişken faizli tahvillerle çözülebilir. AB müzakerelerinin vereceği motivasyonla tamamlanacak büyük özelleştirmelerle stok azaltılabilir. Kamu bankaları kredi piyasasına fazla girmemeli. Yerel yönetimlerden de borçlanma yetkisinin alınması gerekir. Latin Amerika'da mali disiplinin sağlanamamasının en önemli nedeni yerel yönetimler oldu.

BUSINESS
 Borcu, faiz dışı fazla çözer mi tartışması
 Editörden
 Cari açıkta 'bedelsiz' yükseliş
 İşsizin makus talihi dönmüyor!..
 ÖİB, bu yıl 14 kuruluşu sattı
 Buğday ambarı kurak Zeytin danesi ufak
 ÖTV'de tahsilat iyi ama gelir hedefinin yüzde 30 gerisindeyiz
 Holdingler YTL'ye hazır sıra AB'ye uyumda...
 'Benzin ve gıdada kredi kartı taksidini kaldıracağız'
 Yabancı sermayede umut ışığı
 Ana sektörler büyüdü, büyüttü
 Teknolojide hedefler yukarı çekildi
 Faizde Avrupa Birliği fırsatları sürüyor...
 Akılsızlık çağı
 Bush galip, dolar mağlup
 Petrol freni olmasa, büyüme hızlanacak
 Reklam sektörü havaya girdi, yüzde 40 büyüdü
 Kışın babaanneye merhaba yaz aylarında g - stringe veda





© 2004 Milliyet